| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
SELDA

Kayıt: 09 Hzr 2010 Mesajlar: 7
|
Tarih: Pzr Tem 04, 2010 5:14 am Mesaj konusu: AVUÇ İÇİ KADAR MUTLULUK YETER |
|
|
NELER OLUYOR BİZE....?
Namazını terk etmeyen bir ecdadın, dizileri terk etmeyen torunları olduk. Televizyondaki ahlaksızlığın her türlüsüne elimizde çekirdekle çoluk çocuğumuzla bakıp göz yumar hale geldik.
Sokakta ahlaksızlık diz boyu olmuş, gençler neredeyse sokak ortasında ilişkiye girecek düzeye gelmiş de sesimiz çıkmaz olmuş. Kimseye duyurmadan sessizce "rezalete bak" deyip geçer hale geldik.
Allah'tan başka kimseden korkmayız deriz dilimizle ama esasında bir tek Allah'tan korkmayız, geri kalan her şeyden korkar hale geldik.
Öylesine imanı yönden çürüdük ki; Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır lafını dilimize dolarız, önümüze gelene ahkâm keseriz de bırakın başka bir kardeşimizin hakkını korumayı kendi hakkımızı çatır çatır yerlerde sesimizi bile çıkaramayız.
Önce ecdadımızı kopardılar bizden, yakın tarihimizi katlettiler. Ecdadını tanımayan bir nesil olduk yetti mi?
-Elbette hayır, yetmedi çünkü sustuk ve bekledik.
Sonra yavaş yavaş ahlakımızı bozdular, imanımızı çaldılar bunlara da göz yumduk.
Sonrasında elimize bir televizyon verdiler önce akrabalarımızdan koptuk sonrasında aynı evi paylaştığımız kendi ailemizden. Yetti mi?
-Elbette hayır, yine yetmedi,
Sonrasında Genç odası icat ettiler, çocuk odası icat ettiler ve aynı evin içinde dahi birbirini göremeyen bireyler haline geldik.
Seçkin eşyalarımız, arabalarımız, korunaklı evlerimiz oldu, içlerinde boş karanlık odalar açıldı. Kimden neyi koruyacağımızı, niye çalıştığımızı unuttuk. Kalın duvarlar çekince, çelik kapılar takınca, koca koca kilitler, on haneli şifreler girince çocukları koruyacağımızı sandık, ama asıl gerekli olan ahlak ve maneviyatını yitirmekten koruyamadık. Eline harçlık verip hiçbir şey eksik etmesek adam olacağını sandık, hâlbuki hazırcılığa alıştırdık farkına varmadan. Her şeyi olan ama huzuru olmayan sevgisi olmayan insancıklar olduk.
Bizler ahlakımızı, imanımızı, kültürümüzü kampanyalarla sattık dostlar. Her Kampanya da bir bilgisayar aldık ve çocuğumuzu kendi dünyasına bırakıverdik, her kampanyada bir cep telefonu aldık ve çocuğumuzu kendimiz dışladık.
Artık anneler evde içi boş evlilik programlarında, Çocuklar bilgisayar oyunlarında, Babalarsa futbol maçlarıyla meşgul ve kendini avutmakta.
Belki de tek ortak noktamız kaldı ailemizle hemfikir olduğumuz dizileri hiç konuşmadan sessizce seyretmek.
Etrafımız kalbi temiz, saygısız, hoşgörüsüz, kibirli çeşit çeşit müslümanlarla doldu, etrafımız bin bir parçaya bölünmüş hiçbir ortak noktada dahi buluşamayan çevresini duvarıyla örmüş, yetmemiş gözünü ve kulağını da kapamış gelenekçi müslümanlarla doldu, etrafımız ne Alim tanıyan, ne Hoca tanıyan ve okuduğu 2-3 Ayet,2-3 Hadis ile Allame-i Cihan olmuş müslümanlarla doldu. Ayetler ve hadislere inandık ve iman ettik diyemiyoruz dediğimiz dedik çaldığımız düdük.
Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette lakin asıl konu şu : "Bize ne oldu? "
Evet sevgılı dostlar bugunlukde bu kadar yuzunuzden tebessum hıc eksık olmasın cıcı bakın kendınıze ve sevdıklerınıze
Hepınıze YUCE MEVLAMA emanet ettım )
Sevgilerimle...  _________________ KIZ KULESİ ÇAY SEN ŞEKER BEN
iڪےT∂ηßﺙℓ
Avuç içi kadar mutluluk yeter |
|
| Başa dön |
|
 |
SELDA

Kayıt: 09 Hzr 2010 Mesajlar: 7
|
Tarih: Pts Tem 05, 2010 8:45 am Mesaj konusu: KAÇ KİŞİYE DOST OLABILDIK BU HAYATTA ACABA..? |
|
|
uzun bır gun ardından yıne meraba
Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene’l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşerî bir kalabalık vardır Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli’den seccade isteyerek iki rek’at namaz kılar Ardından şöyle duâ eder: “ALLAH’ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet”
Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diye Hallac-ı Mansur’a taşlar atarlar Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı”
İnsan hayata daha çok dostlarıyla, sevdikleriyle tutunur Sevinçlerini onlarla paylaşarak arttırırken, acılarını hüzünlerini yine onlarla paylaşarak azaltır Kişi, tanımadığı kimselerden bir kötülük, bir haksızlık gördüğünde çok incinmez, en azından hayal kırıklığına uğramaz ama dostundan gördüğü küçük bir eziyete bile katlanması çok zor olur
Başkalarının, hakkında yanlış düşünmeleri insanı fazla üzmez, yıpratmaz; ama sevdiği birisi, hakkında yanlış düşünürse, zarar verecek bir davranışta bulunursa işte bu insanı üzer, incitir O kişi sıradan biri değildir çünkü, belki en zor günlerinde yanında olmasını beklediği insandır Her şartta desteğini umduğu, hayatta en çok güvendiği kimselerden biridir Hani Temel deniz kenarında yürürken elinde bir yılan taşıyormuş “Neden elinde yılan taşıyorsun?” diye sorulunca “Denize düşersem lâzım olabilir” cevabını vermiş… İşte dostluk, denize düştüğümüzde yılana sarılmak zorunda kalmayışımızdır Elimizden tutup bizi çıkaracak birisini her zaman yanımızda bulabilmemizdir
Dostun gönlü, dostuna karşı hassastır, çok şeyler bekler ondan… Bu yüzden insan dostluk hukukuna çok dikkat etmelidir Özellikle dostla hal ve harekete, konuşmaya özen göstermek gerekir Çünkü bazı sözler, keskin kılıç gibidir, dostluğu keser, kalpte tedavisi zor yaralar açar, kalpteki muhabbet çiçeklerini kurutur Bazen yerinde olmayan gereksiz bir istek, küçük bir tavır veya söz bile, çok büyük mutlulukların elden kaçırılmasına sebep olur
Dostluk, fedakârlık ve emek ister Her şeyi karşısındaki insandan bekleyerek elde edilemez hakikî dostluklar Dostluk; mutluluk, üzüntü, hastalık, sağlık, darlık ve bollukta dostunun yanında olabilmektir
Marifet iyi gün dostu olmak değildir Sadece iyi gününde yanında olmak dostluk da değildir zaten Sahte dostluktur olsa olsa Günümüzde ahlâkî bozulmanın etkisi dostluklarda da gösteriyor kendisini maalesef Artık menfaat hesapları ortaya girince dostlar birbirlerine taş atmaktan bile çekinmiyorlar Ve nice pırlanta yürekli insanlar, çok önemsiz basit dünyevî meseleler uğruna birbirlerinden ayrı düşüyorlar
Hayatımızda kaç tane güzel dostumuz var acaba? Ya da tersinden soracak olursak, şu kısa hayatta kaç kişi için gerçekten güzel bir dost, güzel bir kardeş olabildik? Dostlarımıza, kardeşlerimize karşı hareketlerimize çok dikkat edelim ve kalplerini kırdıysak hemen özür dilemeyi de asla ihmal etmeyelim Çünkü yarın özür dilemek için çok geç olabilir
Ne mutlu İhlâs ve Uhuvvet anlayışının gereğini yerine getirebilenlere… Ne mutlu şu kısa hayatta en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olabilenlere…
Evet sevgılı dostlar bugunlukde bu kadar yuzunuzden tebessum hıc eksık olmasın cıcı bakın kendınıze ve sevdıklerınıze
Hepınızi YUCE MEVLAMA emanet ettım
Sevgilerimle...
_________________ KIZ KULESİ ÇAY SEN ŞEKER BEN
iڪےT∂ηßﺙℓ
Avuç içi kadar mutluluk yeter |
|
| Başa dön |
|
 |
SELDA

Kayıt: 09 Hzr 2010 Mesajlar: 7
|
Tarih: Çrş Tem 07, 2010 9:28 am Mesaj konusu: AYNALARDA KEDINI GÖR |
|
|
Kalbini ayna eyle, parlak ve candan bir ayna. Oraya bakanlar, seni sadece seni görsün olduğun gibi. Sen yalnız kendine ayna ol. Başkalarına nasıl ayna olunacağını, onlara, dışarıdan nasıl göründüklerini ve yüzlerinin hâlini göstermeye çalışarak yorma kendini. Nasibi olan; ayna olmaya meyli, niyeti, istidadı olan, sen istemesen de seni görünce: “İşte böyle bir ayna olmalı” deyip can evinde, ocağını kendisi kurup; kumu cama kalbedecektir.
Kalbi ayna kılmak, aynalaştırmak bir gönül işi. Bu yolda, kalp sahibine yapılan zorlamaların aksi ile netice verme, kumu kaya yapma ihtimali var. Bu yüzden sen, sadece ayna ol. Cam ya da kaya olmak tercihini zaman içinde herkes kendisi yapacaktır.
Aynalar gibi sakla kalbinde sırrı. Riyaya düşme, aman şunu da bilsinler, aman beni takdir etsinler aman ne de güzel kalbi varmış desinler deyip cahillerin düştüğü sığlıklara düşme. Sen bir ayna ol, sade bir ayna, bırak arif olan anlasın, cahil de bilmeyiversin.
Ayna, iyi kötü demez yansıtır. Güzel, çirkin, zayıf, şişman, uzun, kısa demez… Aynaya düşen suretler gibi kalbe de talepler düşer. Kimi hoş kimi nahoş... Bu noktada ayrıl aynadan. Her talebe evet deme. Başkasına ait hamlıkları, çirkinlikleri ve kötülükleri hoş gör ama nefsinin kalbine fısıldadığı bayağı taleplere karşı, ayna değil, duvar ol. Kör, sağır, dilsiz bir duvar.
Nasıl ki sıcak-soğuk dengesi değiştiğinde buğulanırsa ayna, günaha meyledince kalbin, sen de koru kendini gözyaşlarınla. Nasıl kırılırsa ayna, kırılsın kalbin de işlediğin günah karşısında. Çoğaltma kalp kırıklarını, bil ki tamir edilse de her kırık bir iz bırakır aynada…
Aynalar vardır pütürlü, aynalar vardır sığ, aynalar vardır cep boyu, aynalar vardır duvardan duvara… Kalpler vardır hastalıklı, kalpler vardır günü birlikkararsız, kalpler vardır ona yakınsan sana yakın ve yine kalpler vardır kim olduğunla ne olduğunla hiç alakadar olmadan sever seni: “Beri gel tanışalım/ Yad isen bilişelim.” der. İmkânın el verdiği ölçüde sen, böyle bir kalbe sahip olmak için gayret et.
Kalp aynası toz tutmaya çok müsait. Var olan ve özenle korunup kollanmayan her şey gibi. Eşyanın tabiatı bu; ne kadar kıymetli olursa olsun, bir kenara konup ilgi alaka gösterilmeyen her şey, zaman içinde toz tutar, küf bağlar, kokar ve çürür. Kalbi korumak; onu, iyiliğine, kötülüğüne; güzellik ve çirkinliğine rağmen her şeyi ile gündelik hayatın içinde tutmakla mümkün. Kalbi korumak için onu hayattan soyutlamak, onun zaman içinde atıl bir nesne gibi çürüyüp kokmasını netice verebilir. Öyle ise kalp her şeyi ile ve her şeye rağmen hayatın içinde olmalıdır.
Cüceyi dev yapan aynalar vardır, lâkin öyle insanlar vardır ki dev aynasında bile cücedir… Sen, kalp aynanda, bunları iyi ayırt et ve kim, neyi hak ediyorsa öyle muamele et. Ne kimseyi ihmal et ne de kimseye hak ettiğinin fevkinde makam ve paye ver kalbinde. Her iki durumda da -ihmal veya gözünde büyütmeyanıldığını gördüğünde, onlar adına değil ama senin iç dünyan adına, tamiri mümkün olmayan bir yıkım yaşayabilirsin. Kurşundan askerlere güvenip savaşa girilmeyeceğini öğrenmelisin.
Katran karası gecelerde de şad u hurrem günlerde de hep aynı olsun kalp aynan; garazsız, ivazsız, doğru ve hakşinas… Sen kalp aynasını rüzgâra göre ayarlayanlardan olma, muhalif rüzgârlarda bahaneler üretip kuşe-i uzletine çekilme. Kırılacaksa kalbin, hak bildiğin yolda mertçe kırılıversin. Bil ki kuşe-i uzletinde şen-şatır günler bekleyen bir kalptense meydanlarda kırılmış bir kalp daha evladır.
Kalbe Ateş Düşünce...
Kalp, arz u semaya sığmam diyen Hakkın yeridir; ateş de O'nun sevgisi... Kalp bazen geçici sevgiler tarafından doldurulsa, hatta tüm sevgilere kapatılsa da, gün gelir bir neyden süzülen ses ya da tarihi bir minareden duyulan ezanla asıl sahibini hatırlar. Öncesinde mezecazi olan herşey; hava, su, ses ve bakış kalbe ateş düştükten sonra, O'na doğru önüne geçilmez bir akış olur. Kalbe ateş düşünce, ayrılıklar ümide köprü, kavuşmalar O'nun için atan yüreklerin birleşmesi, sevgiler gerçek sevgiye bir tohum, Sevgili'ye yol olur.
Evet sevgılı dostlar bugunlukde bu kadar yuzunuzden tebessum hıc eksık olmasın cıcı bakın kendınıze ve sevdıklerınıze
Hepınızi YUCE MEVLAMA emanet ettım
Sevgilerimle... _________________ KIZ KULESİ ÇAY SEN ŞEKER BEN
iڪےT∂ηßﺙℓ
Avuç içi kadar mutluluk yeter |
|
| Başa dön |
|
 |
SELDA

Kayıt: 09 Hzr 2010 Mesajlar: 7
|
Tarih: Çrş Tem 07, 2010 9:32 am Mesaj konusu: BÜYÜDÜM DİDİNANA (Büyük anne) |
|
|
İşlemeli ceviz sandığının arkasındaki menteşelerin çivisini söküp sandığını açtığım ilk gün burnuma mis gibi bir gül suyu kokusu gelmiş ti .
Eşyalarının içinde küçük bir bohça bulunca merakla açmıştım…Bir kalıp sabun,bir kutu gül suyu şişesi bir beyaz kuşak ve beyaz bir top bez…Birazda karanfil….Ama en çok hoşuma gidense bir avuç kağıt para…
Korkuyla birazını çalmıştım didinana…
Ceviz sandığında bir yığın yeni giysiler vardı…Oysa sen çok kötü giyinirdin…Entarin yamalı,kirli – çorabının teki başka,ayağına giydiğin kara lastiğin biri yamalı yada yırtık…Yüzüne bakılacak kadın değildin aslında…
Köyde herkes benimle hem fikirdi çok kötü giyiniyordun…Kirli paslı,kendine hiç bakmayan paspal bir kadındın sen…
Hele sandığında onca yeni ve güzel giysilerin olmasına karşın o denli paspal giyinmeni hiç anlamıyordum…
Ortaokul yılarında,kasaba da arkadaşlarımla olduğum zamanlarda ne zaman yanıma gelsen utanırdım
Yaylada beni beklerken söylediğin manilere o türkülere de çok bozulurdum…
“Seza benim çiçeğim ne geliyor ne bişe
akşamdan tavukları sürer karayemişe”
Arkadailarım dalga geçerlerdi..beni kızdırmak için hep bu maniyi söylerlerdi…Şairlik senden geçmiş olmalı bana didinana…
Didinana.!
Ben sana aklım kestiğinden beri hep ana demiştim…Anneme herkes gelin dediği içinde öz anneme ben yıllarca gelin diye hitap etmiş anamın adını bilmemiştim…
Didinana.!
Bir gün dedim ki;
- Yahu ana..! Bu kadar yeni ve güzel giysin varken ,yosul ve düşkün değilken üstelik dört çocuğun da seni canları gibi sevip bir şeyini eksik etmezken sen neden böyle kötü giyiniyorsun..Bak onlarda bu berbat haline üzülüyorlar…Bir noksanın varsa söyle halledelim…
Nasıl da gülmüştün anam…nasıl sıcak bir gülüştü o…Gözlerin tatlı bir güneş ama ardında derinden gelen soğuk bir titreme…başımı okşamıştın…
“Uşağum..” demiştin…Yüreğinle başımı okşamıştın..nasılda ısınmıştım..ki ben ömrümde bir daha hiç öyle ısınamadım didinana…
“Uşağum…Ben otuz beş yaşında dört çocukla dul kaldım…Köy yerinde ve onca yoklukta kadın başıma onları büyütürken onları her şeyden ve herkesten korumaya çalıştım…Hepsi hamsi kadar çocuktular…Onlara söz gelse onlar boynu bükük kalsa iyi mi olurdu…Güzel giyinsem allanıp pullansam düğünlere cenazelere gitsem ardımdan bak dul kadın canı koca çekiyor derlerdi…Ben çocuklarıma dul karı çocuğu dedirmedim hiç…
En güzel giysilerimi cenazeme sakladım…hiç yeni elbise giymedim..Yeni olanı yırtıp yamattım öyle giyindim..Bakımsız pis bir kadındır diye kimse dedikodu yapamasın diye böyle yaşadım…
Ama bu haksızlık ana..! demiştim…
Anlamazsın uşağum diye geçiştirmişti…
Ya sandığın.?O bohça…Gülsuyu..sabun?
Dünyanın yüzbin hali var…İnsanın başına gelmedik hal kalmaz..Hazırlıklı olmalı insan..Kimseye yük olmamalı uşağum… demişti…
Gnnçsin bunları anlamazsın sen..ama gün gelir büyüdüğünde hele benim yaşlarıma geldiğinde…
Gülmüştün didinana…
Ben olmam da o kadar ararsın ki beni…Nah bulursun…(büyükanam biraz küfürbazdı aslında)
Bastığım yerlere bakar ayak izlerimi arar ve derinden bir ah çekersin ama nafile…
Büyüdüm didinana..
Ceviz sandığında sakladığın yeni giysilerini,üstüne giyindiğin eski püsküleri anladım…
Büyüdüm didinana
O bohçanın içindeki bir kalıp sabunu- gül suyunu ve karanfilin manasını anladım…
Büyüdüm didinana
Ben cezaevindeyken ölmüşsün de üç yıl saklamışlar benden Hanife ile Sebahat ziyaretime geldiklerinde büyük anam nasıl dediğimde..”çok iyi bak sana da iki çift yün çorabı örüp yolladı ağabey” diye beni, üç yıl kandırmışlar…
Büyüdüm didinana…
Dediğin gibi seni çok özledim ama ayak izlerine bile rastlayamıyorum artık…
Büyüdüm didinana
Geçen gün doktora uğrayıp tahlil sonuçlarımı gösterdikten sonra doktorun verdiği ağır reçeteden sonra hemen ertesi günün sabahında gül suyu karanfil ve sabun alacak kadar parayı bir köşeye zula ettim
Büyüdüm didinana…
Bekle beni bu özlem bitiyor..Galiba bu kez temelli yanına geliyorum
Evet sevgılı dostlar bugunlukde bu kadar yuzunuzden tebessum hıc eksık olmasın cıcı bakın kendınıze ve sevdıklerınıze
Hepınızi YUCE MEVLAMA emanet ettım
Sevgilerimle...
_________________ KIZ KULESİ ÇAY SEN ŞEKER BEN
iڪےT∂ηßﺙℓ
Avuç içi kadar mutluluk yeter |
|
| Başa dön |
|
 |
SELDA

Kayıt: 09 Hzr 2010 Mesajlar: 7
|
Tarih: Prş Tem 08, 2010 10:43 am Mesaj konusu: NERESİNDEYİM HAYATIN..? |
|
|
Ortasındayım hayatın,ne başı önemli,nede belirsiz gelecek.
Ne sabahın tan yeri................
nede akşamın alaca kranlık gölgesi.
Ne horoz sesi var, nede baykuşun çığlığı.
Belirsiz yolların labirentlerinde kaybolma vakti belkide.Yada savaş alanında gazi olan, bedevi hissi.
Ne gidilecek yol,nede aşılacak tepe.Ne yaşanacak acı............nede ayaklarımı yerden kesecek,coşku sahibiyim.
Geri dönüşüm imkansız.........yola devam etmem muamma.
Yine pembe zeminli bir güneş ve belki gün biterken parlak bir hilal.
Kalemimin en coşkulu saati,hem herkes uykuda,hemde uyanma anında beyin.
Karşıladığım yolcu sevinci var,belki bir günde hazırlıklı ve sesiz bekleyişte.Belki sonsuz acı,bilinmez kaç mum yanar gövdemde.
Ortasındayım hayatın ..........
ama ömrümün baharında.
Kimler geldi,kimler geçti dünya denen bu zeminden…Bu kervan dur durak bilmeden yoluna devam edecektir elbette.Hayat üç aşamadan ibaret:Doğum,yaşam,ölüm!..Sanki çözümü olmayan bir denklem.Bu denklemi çözen var mı?Vardır muhakkak.Onlar ne bahtiyar insanlardır.
Peki biz hayatın neresindeyiz?Onu nasıl algılıyoruz?Yaşamaktan maksat nedir? Kendimize bu soruları soruyor muyuz? Bu sorulara verdiğiniz cevaplar sizi tatmin ediyor mu?Yoksa bunları düşünecek zamanınız mı yok?
Hayatı anlamlı kılmak için neler yapıyoruz?Yaşıyoruz işte!…Peki bu yeter mi?.Kafanızı iki elinizin arasına alın, bir düşünün…Yaptığınız işleri anlamlandırmaya çalışın.Kendinizi sorgulayın imtihana çekilmeden.Yaşadığınız onca yılı şöyle bir süzgeçten geçirin.Süzgecin incecik deliklerinden geçenle üstünde kalan yaşam tortularını bir kıyaslayın.Bunu yaparken de objektif olmaya gayret edin.
Ortalama yaşam standardının neresindesiniz?Her şeyi paraya endeksleme basitliğinden kurtulun.Kaliteli yaşamak maddeden ibaret değil ki!.Dünyaya geniş bir perspektiften bakabilirsek görüş açımız o denli engin olur.Deve kuşu gibi kuma gömülüp hakikatlerden uzak ve bihaber kalamayız.
İnsan hayal dünyasının genişliği nisbetince düşünür,geleceğe dönük planlar yapar.Olmayacak şeyleri düşünmek de hayal kırıklığına zemin hazırlar. Her konuda olduğu gibi bu hususta da orta yolu tercih etmeliyiz.
Hayata nasıl bakarsanız öylece görürsünüz.Hayatı anlamlı veya anlamsız kılmak kendi elimizde.Pembe gözlükle bakarsanız güzellikler görürsünüz,kalın kara çerçeveli gözlüklerle bakarsanız umutsuzluk ve yeis görürsünüz.Aslında bütün güzellikler ve çirkinlikler kendi içimizde…Boşuna sebep arayıp durmayalım.
Evet sevgılı dostlar bugunlukde bu kadar yuzunuzden tebessum hıc eksık olmasın cıcı bakın kendınıze ve sevdıklerınıze
Hepınızi YUCE MEVLAMA emanet ettım
Sevgilerimle... _________________ KIZ KULESİ ÇAY SEN ŞEKER BEN
iڪےT∂ηßﺙℓ
Avuç içi kadar mutluluk yeter |
|
| Başa dön |
|
 |
SELDA

Kayıt: 09 Hzr 2010 Mesajlar: 7
|
Tarih: Pts Ağu 09, 2010 7:18 am Mesaj konusu: “Hayatta bir kere mi aşık olunur?” |
|
|
Elinizi hiç kağıt kesti mi? Bıçaktan ve tüm kesici aletlerden daha fazla acıttığını biliyor musunuz? Günler süren bir sızı yaratır. Kabuk bağlamaz, geçmez, yani öldürmez ama süründürür…
Pek çok kişinin hayatından, iz bırakan biri gelip geçmiştir. Duvara çarpmış gibi sersemletir. Uzun süre kendine gelemezsin. Üstünden kaç aşk gelip geçer, o bir türlü geçmez. Sırası gelince herkes o vurgunu yer. Kaçmak neredeyse imkansızdır!
“Hayatta bir kere mi aşık olunur?” Bu tartışma yıllardır sürer gider. Kimine göre insan gerçek aşkla bir kere tanışır; kimine göre aşk insanın karşısına pek çok defa çıkabilir. O kısım bence aşka nasıl baktığınıza göre değişir ancak şu bir gerçek ki, insan bir kere kalbin bekaretini bozacak darbeyi yer.
Genellikle 20-40 yaşları arasında bir yerde, ömrünüzün sonuna kadar adını unutmayacağınız ve yüreğinizde kağıt kesiğine benzer bir acı bırakan şahısla karşılaşırsınız. Suçiçeği veya kızamık geçirmek gibidir. Tek fark, sizi aşı da kurtaramaz!
Öteki tarafta cehennem vardır ya da yoktur, orası inancınıza kalmış ama dünyada cehennemi yaşadığınız süreç, o şeytanla karşılaştığınız zamandır. Hepimizin hayatında birinin parmak izi kalır. Aradan kaç yıl geçerse geçsin, onun bıraktığı izler kolay kolay silinmez.
Şahit olduğum, dinlediğim ve yaşadığım pek çok hayat hikayesinde, bu durum dikkatimi çekmiştir. Yaşadığımız hayat, uzun bir yolculuktur. Arabayla uçsuz bucaksız bir yolda ilerlediğinizi hayal edin. Yolun bir yerinde karşınıza bir tabela çıkar. Üstünde “ Gerçek Dünyaya Hoş Geldiniz!” yazıyordur. Elbette o yazıyı görmezsiniz, siz o sırada tabelayı elinde tutan kişiye bakıyorsunuzdur!
Verdiğiniz bu moladan sonra, elinizde sarsılmış inançlarınız duruyordur. O güne kadar bildiğiniz her şeyin yanlış olduğunu görürsünüz. Ve kalbin bekareti bozulmuştur! Aşk, sevgi ve insanlar üzerine inandığınız bütün değerler, yerle bir olmuştur. Sizin şeytan üstüne düşeni yapmış ve yüreğinizde iyileşmesi zor olan o yarayı açmıştır.
Ardından dökülen gözyaşları, beddualar, içilen yüzlerce sigara ve kadehler dolusu alkol; hiçbiri kısa zamanda toparlanmanızı sağlamaz. Aradan yıllar geçer, siz yeniden seversiniz, belki evlenirsiniz, hayat devam eder. O kişiyi affedersiniz. Aklınızın ucundan bile geçmez üstelik! Ama o kağıt kesiği yok mu? Hiç ummadığınız yerlerde ortaya çıkar. Bir filmin içinde bir sahnede, bir romanın ortasında, bir dostun başından geçen olayda, birden kendini hatırlatır. Yüreğinizdeki sızıyı hissedersiniz.
Bu acıyı yaşamayan yürekler kolay kolay büyümez. Hayat karnesinin önemli derslerinden biri olan Şeytan ile Karşılaşma, diploma alabilmenizin gerekliliğidir. Ancak şunu unutmayın! Farkında olun ya da olmayın, siz de başka birinin hayat yolculuğunda elinizde bu tabelayı mutlaka tutarsınız:
Evet sevgılı dostlar bugunlukde bu kadar yuzunuzden tebessum hıc eksık olmasın cıcı bakın kendınıze ve sevdıklerınıze
Hepınıze YUCE MEVLAMA emanet ettım )
Sevgilerimle _________________ KIZ KULESİ ÇAY SEN ŞEKER BEN
iڪےT∂ηßﺙℓ
Avuç içi kadar mutluluk yeter |
|
| Başa dön |
|
 |
|