Şatıroğlu Gayrimenkul
Nuhoğlu Gıda
ÇAYKARA GAZETESİ

70’li yıllardan Çaykara eğitim hatıraları

70’li yıllardan Çaykara eğitim hatıraları

haaznedaroğlu_hatıralar670’li yılların büyük bir bölümünü Çaykara Lisesinde öğretmen ve idareci olarak geçiren, Çaykara’dan evlenen ve bir çok öğrencinin zihninde hatıraları olan bir eğitim adamının Çaykara hatıraları. Celal Haznedaroğlu’nun kaleminden 70’li yıllar Çaykara’sından kesitler…

Çaykara’ya gidiş:

1969 yılının Temmuz ayı Çaykara’da Mal Müdürü olarak görev yapan eniştemin ve ablamın isteği üzerine konuk olarak geldim.

Nişan ve nikâh:

Ailemin isteği üzerine Çaykara’da nişan ve resmi nikâh birlikte yapıldı.

Çaykara’ya Nakil

Eş durumundan tayin istemeyi düşünüyordum ki dönemin Trabzon CHP milletvekili Mehmet Arslantürk Çaykara’ya geldi. Kendisinden yardım istedim. Eşi Zibende Arslantürk Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden öğretmenim idi. Bu vesile ile selam ve saygılarımı iletmesini rica ettim.

Çaykara Ortaokuluna Tayin Kararnamesi:

Bütünleme sınavlarının yaklaşması üzerine Silvan Yatılı Bölge Okulu’ndaki görevime döndüm. Bir süre sonra Çaykara Ortaokulu’na atama kararnamem geldi.

Çaykara ortaokulunun eski binasından yeni binasına taşınması ve benim yeni binada göreve başlamam (08.10.1969): Diyarbakır Silvan Yatılı Bölge Okulu ile ilişkimi kesip maaş nakil ilmuhaberiyle Çaykara Ortaokulu’nda göreve başladım. Okul şimdiki binasında değildi. Eski binası Hükumet Konağı’nın yanındaki bir binaydı (daha sonra o bina yıkılarak Ahmet Tiryaki’nin belediye başkanlığı döneminde şimdiki lojmanlar yapldı). Bina yeterli değildi. Binanın karşısında birden fazla dükkân kiralanmıştı. Okul 8 Ekim 1969’da (öyle anımsıyorum.) yeni binasına taşındı ve ben de aynı gün yeni binada göreve başladım. Ben göreve başlamadan önce okul müdürü Mustafa Polatkan idi. O’ da tayinle başka bir yere gitti. Onun yerine müdür olarak Ali Mollamehmetoğlu geldi.

Okul müdür yardımcıları, Sait Kamil Duman, Metin Doğu, Muzaffer Erol, Mustafa Aslan ve Ergül Yıldız idiler.

Öğretmen arkadaşlarımız, Hamit Topaloğlu, Aziz Üstün, İbrahim Akgüneş, Emel Coşmuş, Cemil Okuyan, Durdu Mehmet Karaer, Sinan Omar, Zehra Aksoy, Nermin Hanım, Hüseyin Çivi, Nazif Özcan, İsmail Hakkı Coşkunçelebi, İrfan Taşkın, Mehmet Bilgin, Ayhan Hoş, Rafet Bey, Hüseyin Kahveci, Hasan Şen, Hamdi Baş, Yaşar Çatal, Yılmaz Sarıoğlu, Sadık Bey, (daha çok var ama isimlerini anımsayamadım. Bazılarının da soyadını anımsayamadım).

Öğrencilerimiz çok zeki, nüktedan, sıcakkanlı ve cana yakın öğrencilerimiz vardı. Bu nedenle mesleğimin en büyük keyfini Çaykara’da aldım.

Çaykara Günlerimiz

Arkadaşlarımızın hemen hepsi nüktedan, konuşkan ve hoşsohbet idiler. Salı günleri sırası gelen arkadaşımız yemek yapar okula getirirdi. Hepimiz o gün öğlen yemeğimizi okulda birlikte yerdik. Hafta sonları akşam arkadaşlar lokantada yerdik ya da gündüz hep birlikte Çaykara dışında topluca günümüzü geçirirdik.

Çaykara’da Yaşantı

Çaykara’da akşamları kahve yaşantısı ve paralı oyun çok yoğundu. En çok oynanan oyunlar, açık poker (duguduk), kapalı poker, yanık ve okey (her açış paralı).

Çaykara’da Yaşanmış Fıkra Gibi Komik Olaylar

Anımsadıklarımı madde madde sıralıyayım ama isim vermeyeceğim. Bunun da hoş karşılanacağını umarım.

Bir arkadaşımın hanımı “Ağşama misafirlerumuz var. Kardaşlarum gelecek. Eve erken gel.” Diye tembih eder. Ama bu gerçekleşmez. Çünkü arkadaş açık poker oynuyor. Bir hayli para kaybetmiş. Hiç değilse bir kısmını geri alayım diye oyuna devam eder ve cebindekilerin hepsini kaybeder. Masadan kalkarak eve gitmek için yola koyulur. Kapıdan içeri girer girmez sabah ezanı okunur. Hanımı kapı sesiyle uyanır ve “Ben saa erken gel demedum mi?” der. Arkadaşımın yanıtı hazır. “İmansızlık yapma daha ne kadar erken geleyum; sabah namazi geldum. Bundan daha erkeni olur mi?

Türkçe derslerimiz boş geçiyor. Dışarıdan bir ücretli üniversite mezunu bulduk (mesleğini yazmıyorum anlaşılır ve ayıp olur.). Seviniyoruz boş geçen dersimiz yok diye. Bir gün müdür yardımcıları odasına girdim ücretli öğretmenimiz oturuyor. “Nasıl geçiyor dersler ?” dedim. Elini sallayarak “bunlardan bir şey olmaz” dedi. “Neden?” diye sorunca olayı anlattı. Öğrencinin birini tahtaya kaldırmış öğrenci “gazete” yazacağına “kazede” yazmış. “Sen ne yaptın ?” dedim. “ne yapacağum tahtaya gidup yanlışı ‘gazte’ diye düzelttum.

Devlet dairesinde çalışan ve ilkokul mezunu da olmayan bir okuryazar Çaykaralım ilkokul müdürüne gider yardım ister. “İmtihanlara gireyum da baa bir ilkokul diploması verun. Hem maaşım, hem de emekli ikramiyem artsun.” Der. Okul müdürü peki der. Bu vatandaşımız Türkçe sınavına girer. Sorulardan biri şu: ’Ali camı kırdı’ cümlesini ögelerine ayırınız.> Sınava giren Çaykaralım, başı iki elinin arasında düşünür, düşünür ve işin içinden çıkamaz. Kendince bir karar verir şöyle yazar [özür dileyerek ifadeyi aynen yazıyorum] “ğamebulluğun lüzumu yok. Ali camı kırduysa odesun parasini.”

Okulumuz lise olunca “Çaykara Ortaokulu” adı değişerek “Çaykara Lisesi” oldu. İsmet İnönü rahmetli olunca okul başyardımcısı Metin Doğu’nun önerisi ve çabasıyla okulun adı “Çaykara İnönü Lisesi” olarak değişti. Okulumuz karne siparişlerini İzmir’den bir matbaaya veriyor. Bütün karnelerin üzerinde okulun adı yazılı. Artan karneleri bir sonraki sene kullanıyoruz. Okulun adı değişince karne siparişi yeni ad üzerinden verildi. Bir önceki seneden artan karneleri atmaya kıyamadık. Sınıflara birer ikişer serpiştirdik. Arkadaşlar karneleri alarak dersleri olan sınıflara girdiler. Bende elimdeki karneleri dağıttım. Sınıfta çok sevimli ama çok itirazcı bir öğrencim var. Tesadüf bu ya, bütün öğrencilerin karnelerinde “Çaykara İnönü Lisesi” yazıyor. Bunun ise karnesinde “Çaykara Lisesi” yazılı. Hemen itirazını yaptı, “Hocam! Benim karnemde İnönü Yazmıyor”. Ben daha ağzımı açmadan sınıftan biri onu azarlayarak susturdu [Yine çok özür dileyerek aynen yazmak zorundayım], “Pok yema çecuk. Senin baban demokrattır İnönü’yü sevmez!” Zil de çalmıştı. Ben ağzımı tutarak kendimi dışarı attım.

Ben okul müdürüydüm. Arkadaşlar kararlaştırdılar. Hafta sonu Çaykara dışında kır yemeği yiyeceğiz. Bir arkadaşımız “Ben gelemem” dedi. “Neden” diye sorunca “Kusura bakmayın hanımla kavga edemem” dedi. Peki deyince, yine çözümü kendi önerdi. “Bana hafta sonu öğretmenler kurulu toplantısı olacağını ve şu saatte okulda bulunmam gerektiğini bildiren bir yazı verirseniz gelirim” dedi. Yazıp verdim. Sabahleyin kalkıp giyinince hanımı sorar “Nereye?”, “okula”, “Hafta sonu okulda ne işin var?” “Toplantı var.” “Tatilde toplantı mı olurmuş?” “Ben ne yapayım işte kâğıt [özür dileyerek] git onu p.k yiyen Kürt’le konuş” der.

Bir gün arkadaşlardan biri Picasso’nun bir eserini altındaki yazıyı gizleyerek etrafına hava atmaktan hoşlanan bir bayan öğretmenimize gösterdi. Bayan öğretmen baktı, baktı ve “böyle de resim mi olurmuş. At çöpe gitsin” dedi. Biz olayı biliyoruz. Aradan birkaç ay geçti. Aynı arkadaş, aynı resmi bu kez altındaki Picasso yazısını gizlemeden o bayan öğretmenin yanına oturup onun dikkatini çekecek şekilde resmi incelemeye başladı. Bayan arkadaşımız, “neye bakıyorsun?” diye sorunca “Picasso’nun resmini anlamaya çalışıyorum” dedi. Bayan arkadaş resmi aldı ve “oooo, çok şahane bir resim” deyince olayı bilen arkadaşlar ağızlarımızı tutarak sessizce odadan çıktık.

Aradan çok uzun yıllar geçti. Kendimi zorlayarak bu kadarını anımsayabildim. Gecikmenin nedeni de bu. Ne yazık ki ben ve benim gibi birçok insan anılarımızı yazmıyoruz. Böyle bir alışkanlığımız yok. İsteklerinizi az da olsa karşılayabildimse kendimi mutlu sayacağım.

Celal HAZNEDAROĞLU

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.