şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

80’li Yıllarda Çaykara (Okullar ve Eğitim Dünyası)

haber

haber

80’li yılların Çaykara’sında dört tane lise bulunuyordu. Çaykara İnönü Lisesi, Çaykara İmam-Hatip Lisesi ve Çaykara Ticaret Lisesi. Bir de o zaman Çaykara’ya bağlı bulunan Dernekpazarı lisesi vardı. Ortaokullar liselerin bünyesindeydi. Köy okullarının tamamı aktif olduğundan merkez Zeki Bilge İlkokulu bu günkü kadar kalabalık değildi. Zaten o yıllarda orası tek kattı. Ataköy, Karaçam, Uzungöl, Çambaşı ve Taşkıran’da da ayrıca ortaokullar vardı.

Özellikle ortaokul ve liselere devam eden öğrencilerin büyük bir bölümü köylerden okula gelip-giderlerdi. Akşamleyin dersi biten öğrenciler köyleri Çaykara’ya bağlayan yollara doğru dağılırlardı. Öğrenciler yollara tam bir hareketlilik veriyordu. Okulların açılış ve kapanış saatlerinde her köy yolunda beş, on veya daha fazla öğrenci görmek mümkündü. Günümüzde olduğu gibi okul servisleri yoktu. Özellikle yakın sayılan Koldere, Maraşlı, Eğridere, Taşören, Kayran, Yeşilalan-Baltacılı, Kabataş, Ulucami, Soğanlı, Akdoğan ve Aşağı Şahinkaya’dan gelen öğrencilerin çok büyük bir bölümü yaya olarak köylerine dönerlerdi. Bu köylerin ilçeye mesafesi 2 km ile 8 km arasında değişiyor. Bu mesafeleri 6. sınıftan 11. sınıfa kadar olan öğrenciler her sabah ve her akşam yürüyerek kat ediyordu. Daha uzak mesafelerden okullara devam eden ve Karaçam, Köknar, Uzuntarla, Uzungöl, Yaylaönü, Haldizen, Demirkapı, Arpaözü, Taşkıran, Köseli, Elmalı, Demirli, Taşlıgedik, Çambaşı, Kumlu Köyleri, Ataköy, Y. Şahinkaya, Çamlıbel köylerinden okullara gelen öğrenciler ise Çaykara’da birkaç öğrenci bir araya gelerek ya oda kiralıyor, ya da pansiyon olarak bilinen ve yurt olarak düzenlenen Kadahor’daki tarihi binada barınıyorlardı. Bu yurdun masrafları İstanbul’daki Çaykaralılar Cemiyeti tarafından karşılanıyor, Çaykara’daki tüm lise ve ortaokullara devam eden öğrencilerden dileyenler burada bir arada kalıyorlardı. Burası adeta Çaykara’daki okulların koalisyonu gibiydi. Adeta burası da ayrı bir okul gibiydi. Burada barınan öğrenciler tanışıp kaynaşıyor aralarında bir pansiyon kardeşliği oluşuyordu.

Seksenli yılların öğrencileri bu günün öğrencileri ile kıyaslandığında hayli zorlu bir eğitim hayatı yaşıyorlardı. Tabi kendilerinden daha önceki dönemlere göre yine de şanslı sayılabilirlerdi. Zira arada bir de olsa arabaya binebiliyor, bir kısmı Çaykara’da kalabiliyor, bazıları lokantada öğle yemeği yiyebiliyordu. Daha eski dönemler için bu imkanlar da söz konusu değildi.

Okullarda il dışından gelen öğretmenler de vardı ama çoğu Çaykara’nın değişik köylerindendi. Çaykaralı öğretmenler eğitim görevleri yanında kendi köylerinden okula devam eden öğrencilerin de resmi velisi idi. Her okulun çeşitli yönleriyle şöhret bulmuş öğretmenleri vardı. Çaykara İnönü Lisesi’nin en dikkat çeken öğretmenleri başta matematik öğretmenleri Sait Kamil Duman, Yaşar Çatal, İrfan Akçelik ve müdür Ayhan Hoş’tu. Bu dört öğretmen de öğrencilerin saydığı, hatta korktuğu otoriter öğretmenlerdi. Öğrenci üzerinde son derece etkili ve yaptırım gücüne sahiptiler.

İmam-Hatip Lisesinin öğretmenleri okulun yapısı gereği daha halim-selim olmak durumundaydılar. Ama orada da müdür Ahmet Ziyaettin Yavuz’un mutlak bir otoritesinden söz etmek mümkündü. Mehmet Zorlu ve Müdür Yardımcısı Ahmet İrfan Taşkın, Adnan Ayaz ve Yusuf Toklucu öğrencilerce sevilen, Hüseyin Kama ise çeşitli maceralarıyla öğrencilerin dilinden düşmeyen öğretmenlerdi. Hüseyin Kama’nın öğrencilerin dilinde pelesenk olmuş bir hikâyesini paylaşmak isterim.

Rivayet odur ki bir tarih Hüseyin Kama’nın dersine müfettiş gelir. Arka sıralardan birisine geçerek oturur. Derste konu Osmanlı Devletinin çöküş dönemidir. Hüseyin Kama olayı hikâyeleştirerek anlatmakta ama biraz da işi abartmaktadır. “-Osmanlı Devletinin sınırları son zamanlarda o kadar küçüldü o kadar küçüldü ki, ölen insanları toprak azlığından dikine gömmeğe başladılar” Arka sıralarda bu sözleri duyan müfettiş benzetmeyi ilginç bulduğundan olacak ki gülümser. Hüseyin Hoca durumu fark edince güya müfettişe “Lütfen sırıtmayalım” der. Bu hikâye o yıllarda öğrenciler tarafından sürekli anlatılır ve gülmek için sebep kılınırdı.

Aynı dönemde Ticaret Lisesinde en fazla 100 öğrenci vardı. Müdürü İsmail Sarı’ydı. Mehmet Çevik’te sevilen ve öğrenciye çok iyi davranan bir öğretmendi. O tarihlerde arabası olan tek öğretmen Mehmet hocaydı. Açık mavi bir Renault 12 arabası vardı. Okulun bahçesinde öğretmen aracı olarak bir tek o bulunurdu. Liselerden İmam-Hatip Lisesi ile İnönü Lisesi arasında hep bir rekabet vardı 80’li yıllarda. İmam-Hatip Lisesi öğrencileri kendilerinin daha dindar ve daha iyi Müslüman oldukları iddiasındaydılar. Hatta Çaykara İnönü Lisesi ifadesindeki ‘lise’ yerine ‘kilise’ ifadesini kullanarak Çaykara Lisesi öğrencilerine psikolojik baskı kurarlardı. Ama özüne bakıldığında iki lisenin öğrencileri arasında pek bir fark yoktu. Çünkü hepsi de aynı tip ailelerden geliyorlardı. Dönemin siyasi atmosferinin öğrenciler üzerindeki etkisi bu şekilde açığa çıkıyordu. Okullar arasındaki rekabet futbol maçlarında zirve yapıyor, liseler arasındaki turnuvalar son derece ilgi çekiyordu. İnönü, Ticaret, İmam-Hatip ve Dernekpazarı Liselerinin katılımıyla gerçekleşen turnuvalarda kıran kırana maçlar oynanır, turnuvalar heyecan fırtınası şeklinde geçerdi.

İlköğretim okullarının da o yıllarda ilginç etkinlikleri olurdu. Hasan Serencam’ın başını çektiği sosyal faaliyetler arasında folklor ve tiyatro çalışmalarının yanı sıra köy ilkokullarının da katılımıyla ilkokullar arası bilgi yarışmaları düzenlenirdi. Eski Halk Eğitim Merkezi salonunda düzenlenen bu yarışmalar o yıllarda biraz da televizyonlarda yapılmakta olan yarışmalara özenir bir hava içerisinde geçerdi. O yarışmalar da ayrı bir güzellikti.

80’li yıllarda Çaykara, bu güne göre çok daha kısıtlı imkânlara sahipti. Mesela Çaykara-Of arası asfalt değildi. Trabzon yolu da bugünkü gibi kaliteli değildi. Dolayısıyla Trabzon’a ulaşmak başlı başına bir meseleydi. İki saati aşkın bir sürede Trabzon’a varılırdı. Günümüzde olduğu kadar da insanların gezme imkânı yoktu. Trabzon’a gitmek bir öğrenci için özel ve önemli bir şeydi. Önemli bir gerekçe olmadıkça bir öğrenci Trabzon’a gidemezdi. Birçok öğrenci liseyi bitirinceye kadar sınavlar dışında Çaykara dışına çıkmamıştır. Dolayısıyla bir sebeple Trabzon’a gidip gelen bir öğrenci orada yaşadığı her ‘an’ı detaylı bir şekilde hatta biraz da abartarak anlatırdı. Trabzon serüvenlerini anlatan öğrenci için anlatmak, dinleyen için dinlemek büyük bir olaydı 80’li yılların Çaykara’sında…

İlk kez Çaykara’ya tayin olan öğretmenler daha birinci günden Çaykara’dan ayrılma hesaplarına başlardı. O zamanlar norm kadro ya da mecburi hizmet gibi bağlayıcı nedenler de yoktu. Adamını bulan bavulunu toplar giderdi. Dönemin İlçe Milli Eğitim memuru merhum Hasan Yazar’dan dinlemiştim. Bir genç öğretmen Çaykara’ya atanmış hayli buruk bir şekilde işlemlerini yaptırıyor. Merhum Hasan Yazar soruyor ve aralarında şu konuşma geçiyordu:

-Hayırdır Hocam! Neden böyle üzgünsün.

-Abi sorma! Dağlar üzerime geliyor. Gökyüzünü göremiyorum. Burası nasıl bir yerdir?

-Merak etme hocam. Sen hele bir göreve başla, o gökyüzü açılacak, dağlar yatacak, bir süre sonra bu dağları hiç görmeyeceksin.

Hakikaten de bir süre sonra o genç öğretmen Çaykara’ya alışmış ve birkaç yıl kalmıştı. Ayrılırken de bir hayli üzülmüştü. Bu şekilde Çaykara’yı seven ve uzun süre kalan öğretmenler de oluyordu.

Seksenli yıllarda zaman tüneline girmeye çalıştığımız yazı dizimizin yedincisi olan bu yazı ile dizimiz son buluyor. Amacımız bir dönemden hatırımızda kalanları kayda geçirmekti. Umarız ki bunu yaparken zülf-i yâre dokunmamış kimseyi incitmemişizdir. Yeni yazı dizilerimizle bir başka yönüyle Çaykara’ya bakmaya devam edeceğiz.

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.