şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

Avukatın Çaresiz Kaldığı An

Avukatın Çaresiz Kaldığı An

Ak Parti muhalifi Çaykaralı Ankara Barosu avuk

atlarından Cemil Can ile Ak Partili annesinin ilginç siyasi tartışması. Avukat Cemil Can’ın mail grubuyla paylaştığı ilginç bir yerel siyaset yazısında annesinin Ak Partinin etkisinde kalmasını ve bu konuda kendisine söz geçirememesini yazdı. Yazarın kendisini bağlayan gör

üşlerinin de içinde olduğu bu yazıdan annesiyle kendisi arasında geçen ilginç bölümler yayınlıyoruz. Ak Parti ile ilgili ilginç ddiaları olan Can ne yapmışsa annesini Ak Parti’den vazgeçiremediğini söylerken bunu ‘Bana canını verir ama oyunu vermez’ cümlesiyle ifade e

diyor. İşte o yazı: 

ANNEMİN BÜTÜN DERDİ: TANRI’YA YAK

IN DURMAK

…….

Sosyologlar, psikologlar, toplum mühendisleri ne derseler desinler,  vız gelir tırıs gider’di artık !..

            İçinde bulunmadan, birlikte yaşamadan kimse tarif edemezdi bu duyguyu!…

            Bazı şeyler anlatılamaz,  yaşanır derler ya  o cinsten bir şeyler yaşanıyordu!…

            Büyüye inanmam ben; bu durumu anlatmak için başka bir sözcük de bulamıyorum maalesef… “Kelime dağarcığın yetersiz” mi dersiniz, yoksa başka bir şey mi, o da sizin bileceğiniz… ‘Büyü yapıldı bu topluma çözülmüyor!’ diyorum!..  Bakıyor ama görmüyorlar, işitiyor fakat duymuyorlar!..  Etraflarında ne olup bittiğini büyük çoğunluk algılayamıyor bir türlü!… Kutsal bir değer, bir ‘hikmet’ arıyorlar her yapılanda!.. Buluyorlar da!… Kendini her olup bitenin bir parçası gibi görüyor millet; akıl süzgecinden geçirmeden kolayca kabullenebiliyor her şeyi…

           …………….

            İçlerinde en ‘masum’ ve sakin olarak duranlar, korkunç bir güç potansiyeli de taşıyor… Başıboş kaldıklarında,  sel suları veya kasırga gibi girdikleri her yeri, yerle bir edebilirler… Hem de ‘Allah rızası için’ olur, bu olup bitenler…

            Aralarında yıllarca eteklerine tutunarak yürümeyi öğrendiğim 85 yaşındaki annem de var!..

            Fırsat buldukça, öylesine havadan sudan şeylerden konuşuyoruz annemle… Söz siyasete ve siyasette yer tutanlara geldiğinde;  aniden ses tonu değişir;  daha bir kararlı cümleler kurmaya başlar… Ne yalan söyleyeyim kaşlarını çatması da çabası, beni her zamankinden daha fazla korkutuyor!… Konuşmalarında; “bizim taraf” ve “sizinkiler kavramlarının altını özenle  çizerek anlamadığımız (!) başka şeylere vurgu yapıyor!…

            Sizin taraf kim?” diye sorduğumda, verdiği yanıt insana küçük dilini yutturacak cinsten: “Allah’a ve dine inananlar” diyor Hatice Nine… Buna Allah’a inanır gibi inandırılmış kadıncağız bir kere… Nasıl olduğunu beni tatmin edecek şekilde açıklayamaz ama, ona göre ‘adil’ olan bu  bölüşümde  her nasıl oluyorsa  Allah  hep annemlerin tarafında kalıyor!..

            Bu dünyadan pek bir beklentisi kalmadı denebilir; öteki dünyaya AKP içindeki ‘siyasi faaliyetleri’ ile hazırlık yapıyor… Öyle ya,  öteki dünya da bu dünya gibi,   yine Cenab-ı Allah’ın kontrolündei?..

            Annem “bizimkiler kim?  sorusuna da her zamanki gibi dürüstçe yanıt veriyor… İkimiz arasındaki sohbette, hiçbir zaman “takiyye” yapmaya ihtiyaç duymuyor… Çünkü, beni hala ‘poposuna bile takmıyor’!.. Anne-oğul tartışıyoruz yüksek sesle… Annem edepsizce: “Ötekiler Halk Partililer ve senin gibi diğer gavurlar”dır diyor!…  Alenen bölücülük yapıyor yine!…

            Söz tam da bu noktaya gelmişken, çok önemli bir konudaki düşüncesini de öğrenmek istiyorum:“Anne!… Ben, en basitinden muhtarlık gibi bir ‘siyasi’ göreve talip olsam; biliyorsun iki de üniversite mezunuyum; 30 yıllık da avukatlık tecrübem var; ayrıca öğretmenim de; yapabilirim bu görevi evelallah layıkıyla; doğrusu yakıştırırım da kendimi böyle bir göreve… BANA OYUNU VERİR MİSİN?..  diye  soruyorum…

            VERMEM, VEREMEM!…” diyor kararlı bir ses tonuyla…

            Giderek daha da yükseltiyor sesini:“Sen Allah ve Din tarafında   olmadıkça, ben nasıl rey verebilir miyim sana, olur mu öyle şey, sonra Cehennemde yanarım!..” diye devam ediyor!… ‘Allah ve Din’  bu defa da yine annemlerin tarafında kalıyor!..

            Annem, her zaman  sanki ‘haddini bilmeyenlere’  bildirmek için, ulu Tanrı tarafından özel yetkilerle donatılmış bir görevli gibi, kendinden emin ve göz kapaklarını kırpmadan  konuşuyor… 

            Böyle konulara odaklandığı zamanlarda, şah damarlarının ikisinde  birer ‘stent, üç tane de yüreğinin içinde bulunmasına rağmen,  kısmi felçli eli ile bastonunu her an kafama geçirecek gibi tetikte bekliyor… Belli ki bunu da bir ibadet sayıyor annem!..  Babam bile onu bu kadar kararlı görmedi 60 yıllık evlilikleri boyunca… Adam, haklı olarak fikrini açıkça söyleyerek tartışmaya katılmak istemiyor… En azından bu tartışmada bana hak verdiğini,- anneme göstermeden- başını öne doğru sallayarak belli ediyor…

            Allah’ın ve Din’in karşısında olduğumuzu nerden çıkartın, Allah aşkına Anne?” şeklindeki soruma verdiği yanıtı öğrenince,  kafama taş düştüğüne inandım iyice…

            Bu nedenle de,  bu özel sohbetimizi paylaşmak istedim sizinle…

            Annem dedi ki: “Sizin taraftakiler  ve lideriniz, bir kere bile ağzına ‘ALLAH ve DİN’ sözlerini almıyor; hatta  bunlardan söz edenleri de azarlıyor!… 

            Büyü bu sözlerin içinde, buyurun çıkın işin içinden…

             Allah’ı ve Din’i iyice siyasetin içine sokmayanlar eksi puan (!?)  alıyor, annemden yine !..

            Sonra, bana dönerek annelik duygusuyla muhtemelen:”Zaten bıraktın beni Cehennem’in kapılarında; oğlum bari hükümetle uğraşma;bir türlü dualarımı tutturamıyorum sana!…” diyerek kendi başarısızlığına kahrediyor!…

            Erdoğan’a yapılan en sıradan eleştiriye bile dayanamıyor annem… Tansiyonu yükseliyor…  Beraber yürüdük biz bu yollarda’ şarkısı söylenirken, eşlik ediyor… Annem “adamın içi merhamet dolu” diyor… O da başbakanla birlikte ağlayıp ‘aynı mendille’ göz yaşlarını siliyor!..

            Peki!..

            Siz annelerinizin  ne düşündüğünü biliyor musunuz bu konuda?…

            Hiç aklınıza gelip de sordunuz mu  benim  sorduklarımı?… 

            Ne yanıt aldınız merak ediyorum…

            Sormayanlar, deneyip alsınlar  boylarının ölçüsünü!…

            Bu noktaya kadar gelmiş, bir toplumun karşısına geçip ‘laiklik İlkesi’ni savunanlar ne kadar başarılı olabilir, varın bunu da siz düşünün…

             Annem on yıllar önce ‘din ve dince kutsal sayılan değerleri istismar edip sömürenlerin’; başka bir deyişle ‘din bezirganı’ da denen sahtekarların tuzağına düştü bir kere!..  Böyle olduğu için de bayağı mutludur şimdi!… ”Anne  sen tuzağa düşürüldün çok önceden!” dediğimde, fena halde kızıyor,  kuduruyor adeta!… AKP’ye oy vermeyi  din uğruna savaş; bir  ‘gaza’  olarak bellemiş!.. Nasıl olursa olsun, bu doğrultuda her türlü desteğini,  ibadet etmekten farksız sanıyor… Doğal olarak da son 7 yıl içinde çok sevap kazandığına inanıyor!..

            Bu durumda AKP, onun için siyasi bir yapılanma değildir artık…

            ‘Mezhep’ gibi bir değer, Cennet’e gitmek için garantili bir yol, bunu o da gizlemiyor!..

            Şimdi biz yine dönelim annemin kendi öz oğluna  oy verememe’ çelişkisine…

            9 ay karnında saklayıp, canından can verdiği oğlu için, yine tereddütsüz canını verebilir annem!.. Buna ben de onun kadar yemin edebilirim!…  Ama oyunu vermez, veremez biricik oğluna;  bu da kesin…  Can verme’ hususunda bu kadar emin nasıl konuşabildiğimi merak ediyorsunuz biliyorum…  Söyleyeyim de duyun… Kendi doğruları uğrunda ölümden zerre kadar korkmadığına tanığım bu kadının Daha birkaç hafta önce, böyle bir deneyi yaşadık birlikte… ‘Koca çınarım’ gözünü budaktan sakınmadı yine!…

            Şimdi  iş gelip dayanıyor ‘bu ‘büyüyü’ kim, nasıl bozacak?’ sorusunu cevabına!…

            Zira,  annemin de benim de  birer oyumuz var bu demokrasi oyununda!..

            Ben bir fırsatını bulup, “azınlıktaki fikirlerin özgürce örgütlenip kendilerini ifade edebildikleri ve bu durumun kurumsal güvencelere bağlanmış olduğu; aynı zamanda da azınlıktaki fikrin iktidara gelmesinin hiçbir şekilde engellenmediği en adil rejimdir demokrasi” diyorum… Daha sözümü bitirmeden araya giriyor ve “azınlığın da çoğunluk iradesine uyması şarttır” diyerek sözümü kesiyor!..  

            Belli ki kendi söylediği demokrasinin ikincil temel kuralına çok daha fazla önem veriyor… İktidarın icraatlarını eleştirmemi çoğunluk fikrine karşı gelmek olarak kabul edip, demokrasiye olan inancımın samimi olmadığını söylemesini de bu inancına dayandırıyor… Hatta tutumumu değiştirmez ve hükümeti eleştirmeye devam edersem, beni ‘bozgunculuk’ yapmakla suçlayabileceğini de söylüyor… Laf aramızda, annem bir defasında ‘bozgunculuk’ konusunda babama benzediğimi de kaçırdı ağzından!..

            Kim ne derse desin, AKP bir ‘mezhep’ ya da kör bir inanç gibi giderek, daha fazla yer kaplıyor siyaset yelpazesinde… Bir tür ‘kurtuluş yolu’ gibi de görünüyor!… Bu dünyaya dair beklentisi kalmayanlar, öteki dünyaya hazırlıklarını orada yapıyorlar!.. ‘Tanrı’ya şirk koşma’  da denilen bu ‘dinsel’ faaliyetler yarışında, çoğu kişi gibi annem de birincilik ödülünü almaya  çalışıyor!..

            Bütün yaşamını, dini öğrenmeye ve öğretmeye adayan bilim adamlarını ‘cahil ve dinsiz’(!) bulabiliyor annem!… Örneğin daha geçenlerde, oldukça bilgi ve birikim gerektiren ‘akademik ve teknik’ bir konuda araya girdi yine… Adam yerine koydu televizyonu, konuşmaya başladı onunla sinirlice… Gölüklerini takıp, oturduğu yerden profesörlerin TV’deki tartışmalarına karıştı… İmam-ı Azam’ın akılcılığının Kuran’a uygunluğunu anlatırken ne eksikler (!) buldu Yaşar Nuri Hoca’ya!.. Demediğini de bırakmadı!.. Söz meclisten dışarı  küfür bile etti, sessizce!…  Az kalsın ekranı yerle bir ediyordu bastonu ile o gece…

            Ben de kendimce Yaşar Hoca’yı savunmaya çalıştım; ama nafile… Çoğunluğun ezici gücünü arkasında hisseden annem, daha bir ‘saldırganlaştı’ o gece… Annem ‘dışlanmışlık  korkusunu çoktandır aştı… İki sene daha yaşayabilse,  bir dahaki seçimde yine çalar saatini 06’ya kurup, karda kışta, diz boyu çamurda  yollara düşecek!… Herkesten önce oyunu yine verecek AKP’ye… Türk halkına ve Müslüman dünyasına son ‘hizmetini’ (!)  bu şekilde yapma kararında…

            Benim için düşündüklerini de söyledi açıkça…  ‘Doğru yola’ gelmem için ömrünün kalanında  sürekli dua edecek; emekli aylıklarından biriktirdikleri ile  beni de ilk fırsatta hacca götürecek!.. Bu acelesinden ötürü kura işine  de bayağı bir bozuluyor, ama AKP’ye kötü söz söylemeye dili varmıyor nedense!…

            Annem AKP’yi iktidara getirmeden, ibadet bohçasını bağlamayacağına yemin etti; aksi halde sonsuz uykusuna kapamayacak gözlerini!..

            En sade şekliyle ve içtenlikle anlattığım şekildeydi sohbetimiz…

             Durum ‘böyle iken böyle’ işte… 

            Onlarca yıllık süre içinde hazırlanıp, Atlantik ötesinde biçilmiş olan don yine ‘cuk’ diye oturdu,  mutaassıp Türk milletinin kalçaları üstüne… Şimdi bu planı yapanlar vazgeçse de ‘annemler’ vazgeçemez!…

            Bir kere benim annem, kendi evi gibi sahiplendi orasını asla razı gelmez… ‘Annemler’ ölmedikçe (!) de kimse bir taş oynatamaz yerinden!… Çünkü onlar  ellerinde bastonlar ile nöbette her gün…

            Bu nedenle benden bir yardım beklemeyin,  gördüğünüz gibi can güvenliğim bile tehlikede!..

            Kusura bakmayın ama, böyle bir konuda anneme de  karşı gelemem!…

           Durup dururken, 85 yaşındaki annemi elin adamlarına ‘sövdürtemem’!…

      Av. Cemil Can

Son Güncelleme: 01:22 14 Ekim 2009
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.