Şatıroğlu Gayrimenkul
Nuhoğlu Gıda
ÇAYKARA GAZETESİ

Bu köy bizim köyümüzdür…

Arzu Kulaç

Arzu Kulaç

İnegöl'de ikamet eder. Çaykara Çamlıbel köylüdür. Okur-yazardır

Melahat!!!
”Orda bir köy var uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de tozmasak da,
O köy bizim köyümüzdür”der Ahmet Kutsi Tecer, o güzel dizelerinde.
Evet, bu köy bizim köyümüzdür. ”Bu dağ bizimdir, inmesek de çıkmasak da. Ve bu evler bizim evlerimizdir, yatmasak da kalkmasak da!…”
Sağlığın adıdır hareket, her adımında bin bir bereket…
Çocukluğum, gençliğim kent hayatının dört yanı betonlarla çevrili bir kara parçasında geçti. Yazları sıcak ve buruk, kışları soğuk ve kaloriferliydi.

Bu iklim şartlarında ne ısınabildi ruhum zemheride, ne serinleyebildi kuraklıkta.

Ne park ve oyun hayatımız oldu sokaklarda, ne temas edebileceğim bir çiçek, börtü böcek!…

Daireden okuluma, okulumdan daireme mekiğinde, bir nevi zindandan zindana eriştik gençliğimizin zirvesine. Zindanın penceresinden görebildiğim gökyüzü kadardı bizim için hayat.

Ne hayat… Ne hayat!

Memleket… Derken memleketin şefkatli kollarında buldum kendimi. Özüme kodlanmış Heidi ruhumla can buldu bedenim. Yıldızları sayarak uyumaya alıştım; bir, üç, beş, yedi… 

Her sabah kuş cıvıltılarının tatlı sedasıyla, akan ırmağın doyumsuz senfonisiyle uyanmayı tattım.

İşkebilden, bumburodan kaçtım, kelebekle kapıştım, ineklerle barıştım, arılara alıştım, ahbinden tut her pisliğe karıştım. Yıllarını burada geçirmişlerle yeri geldi yarıştım. Alıştım… Evet alıştım; içimdeki Arzu ile burada barıştım.
Sevdim…

Toprak bolluktu, müşahede ettim. Tarlaydı tarlaya, meşeydi meşeye, her işe hemen yettim. Ne iyi ettim de geldim!İçimdeki Heidi’yi İnegöl’de döverek ben n’eettim? Ne kötü iş ettim!
Bugün yürüyüşe gittim yol boyu.
Mor topladım, simsiyah kopkoyu.
bu-koy-bizim-koyumuzdur

Kuşburnu buldum, poşete koydum.
Yemesem de, baka baka doydum.
Dedim, böğürtlenden en doğalından reçel olur.
Böylesine natürelini, şehirliler zor bulur?
Kuşburnu barsağa iyi gelir, yaparım bir marmelat.
Marketten aldığın ağza girmez, al kavanozunu çöpe at!
Duydun mu Melahat?
Gel de bak nasıl yaşanılırmış rahat!
Bir kavanoz reçel on beş Lira’dan başlar.
Kolay mı kazanması sanıyorsun bunca aşlar?
Erlere yazık değil mi, bir ekmek için çatlıyor başlar!
Köylünün mutfağı toktur, oralar dolu açlar.
Bak golivalar oldu, burada her gün bahçenden alıp yiyorsun.
Sen orada pazara gidip, bir mısıra iki Lira veriyorsun.
Sana da, eşine-babana da, cebinize yazık ediyorsun.
Gel memlekete, halâ niye inat ediyorsun?
”Geçinemiyoruz”diye kocanın da, devletin de başının etini yiyorsun.
Melahat, lüksünden mi vazgeçemiyorsun?
Zarar ediyorsun…

Bak, Pazar günü tarlamdan patates çıkardım; var elli kilo.
Çevirme başını Melahat, orada mısın, alooo?
Tamam tamam, daha fazla övünmeyeceğim.
Zorla güzellik olmaz, artık dövünmeyeceğim.

Ama bil ki, ben kendimi değil; veren Allah ile işlenen toprağımı övüyorum.
Hak ettiği kıymet verilmiyor memleketime diye, dizlerimi dövüyorum.
Olsun, siz şehirlerde durun, ben buraya ölüyorum!
Ölüyorum!!!

Arzu Kulaç

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Mısır… - 17 Temmuz 2017
Kediyi doyurmazsam! - 14 Haziran 2017
Koşulsuz “Ana” - 12 Mayıs 2017
Türk usulü NLP - 25 Şubat 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.