DOLAR 5,5688
EURO 6,2921
ALTIN 236,7
BIST 99.326
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 8°C
Çok Bulutlu
reklam

Çaykara minibüsü

Hikmet Öksüz
Tarihçi, Akademisyen, Prof. Dr. KTÜ Rektör Yardımcısı
16.12.2018
5.468
A+
A-

Bugün ülkemizde bir Çaykara gerçeği varsa -ki var- bu gerçeğin ortaya çıkmasında bir çok aktör-bileşen var. Bu aktörlerden biri de Çaykara minibüsleridir. KTÜ Rektör Yardımcısı hemşehrimiz Prof. Dr. Hikmet Öksüz “Çaykara” gerçeğinin oluşmasında yaşanan süreçleri ‘Çaykara Minibüsleri’ ölçeğinde ele aldı. İşte tarihe belge olarak kaydedilecek o yazı:

“ÇAYKARA MİNİBÜSÜ”

Sanayi Devrimi’nin üçüncü aşamasında, 1870’lerden itibaren, Almanya’da içten yanmalı motorların keşfiyle ortaya çıkmaya başlayan otomobil ve kara taşıtları, Osmanlı Devleti’nde 1890’lardan itibaren kendini göstermeye başlamış ve bir sevdaya dönüşmüştür. “Araba Sevdası” olarak romanlara konu olmuş olan bu yeni ulaşım araçları, Osmanlı coğrafyasının değişik yerlerinde de kendini göstermeye başlamıştır. Bir liman kenti olmasının yanında Anadolu coğrafyasının en kalabalık nüfusuna sahip olan Trabzon Vilayeti’nde 1910’lardan itibaren insan yaşamının içerisine girmiş; Trabzon merkezi ile Akçaabat arasında tarifeli otomobil seferleri başlatılmıştır. Zaman geçtikçe; imparatorluğun son ve cumhuriyetin ilk devirlerinde vilayetin değişik yerlerinde de otomobil kullanılmaya başlamıştır. Trabzon’un doğu bölgelerine ve güneyde Maçka- Zigana- Gümüşhane üzerinden Bayburt ve İpek Yolunun en önemli güzergâhlarından birisi olan Erzurum’a motorlu kara taşıtlarıyla ulaşma imkânı elde edilmiştir.

İnsan yaşamını kolaylaştıran, konforunu artıran bu yeni ulaşım araçları ve bunlarda kullanılan enerji kaynakları, 20. Yüzyılın en önemli konusu olduğu kadar 21. Yüzyılın ilk çeyreğini tamamlamak üzere olduğumuz şu günlerde eko-politik ve eko-stratejik ölçekte de tüm alternatif kaynak arayışlarına rağmen rakipsiz konumunu sürdürmektedir.

Teknolojik gelişmelerden ve onun siyasi uzantılarından çıkarak konu başlığımıza dönecek olursak yukarıda bir özet çizgi olarak sunmuş olduğumuz Trabzon Vilayeti’nde kara ulaşımının hikâyesi içerisinde doğu ilçelerinin ulaşım durumu ve bunların içerisinde yer alan Çaykara’nın vilayet merkezi ile olan irtibatı bizler için hayati bir öneme sahiptir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan idari düzenleme ile Doğu Karadeniz’de vilayet merkezi konumundan il statüsüne dönüştürülen Trabzon’un merkez kaza dâhil 6 ilçesi bulunmaktaydı. Bunların ikisi batıda (Akçaabat, Vakfıkebir), biri güneyde (Maçka) diğer ikisi de doğuda (Sürmene, Of) bulunmaktaydı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yurdun her tarafında kara ve demir yolu çalışmalarına hız verilmiş ve bunun yansımaları Trabzon ve çevresinde de kendini göstermiştir. Fizibilite çalışmaları II. Abdülhamit dönemine kadar inen 1924’te bir de kanuni düzenlemesi yapılan demiryolu çalışmaları “100 yıllık hayal” özelliğini hâlen muhafaza etmektedir. Buna mukabil, kara ulaşım ağının gelişmesinde cumhuriyet hükümetleri çok büyük yatırımlar yapmıştır. Karadeniz şehirleri arasında 1950’lere kadar tek seçenek deniz yolu iken bu tarihten sonra yapılan büyük yatırımlarla 1960’ların ortalarına gelindiğinde Karadeniz sahil yolu ulaşıma açılmış; bunun genişletilmiş versiyonu ise 2000’lerin başında tamamlanmıştır. Bu sahil yolu ağı, güneye doğru uzanan dere yatakları üzerinden Gümüşhane ve Bayburt’a bağlanmıştır.

Bu çerçevede batıda Fol Deresi üzerinden Vakfıkebir-Tonya hattını, Değirmendere Vadisi üzerinden Maçka-Zigana-Torul-Gümüşhane hattını, Araklı Karadere üzerinden Bayburt hattını ve Of- Solaklı Vadisi üzerinden Çaykara-Bayburt bağlantısını dikkatlerde tutmak gerekir.

Bizim bu yazıda değerlendirmeye çalışacağımız güzergâh; sahilde Of’tan başlayıp Solaklı Deresi’ni takip ederek Çaykara’ya uzanan ve oradan Uzungöl’e bağlanan hat ve burada oluşturulan toplu taşıma düzenidir. Bu güzergâhta bulunan dünyanın en zor, bir o kadar da ilgi çekici yolu olan ve Karaçam üzerinden geçerek Derebaşı Virajlarını takip ederek Bayburt’a ulaşan yolun hikâyesi ise ayrı bir yazının konusudur.

Birinci evresini Rusların 1916 yılında Doğu Karadeniz’i işgali sırasında sahil birlikleri ile Erzurum-Bayburt hattında bulunan kara birliklerinin lojistiğini sağlamak üzere, bölge halkının muhacirliğe çıkmayan ya da çıkamayan insanlarının kas gücünü kullanarak, kazma-kürekle yaptırmış olduğu bu yolun genişletilme çalışmaları 1950’lerden itibaren günümüzü kapsayacak şekilde sürmektedir. İşte bu hat üzerinde 1948’de ilçe konumuna kavuşan Çaykara ve yöre insanı; vilayet merkezi ile irtibatını daha rahat sürdürmek, hizmet alımını kolaylaştırmak için beldede bulunan öncü şoför esnafının organizasyonuyla 1960’ların ortasında “Çaykara Birlik Minibüsleri” adıyla bir kooperatif kurdu. Bu tarihten itibaren tarifeli bir şekilde Trabzon’a seferler yapılmaya başlandı. Kooperatifçilik anlayışı şeklinde gelişen ve kolektif şuurla beslenen bu organizasyon, 50 yılı aşkın bir süredir Solaklı Vadisi’nde yaşayan bütün insanlara hizmet verdiği gibi; günümüzde Trabzon’un en fazla turist çeken yeri olan Uzungöl’e doğru yapılan taşımacılıkta hem yerli hem de yabancı turistlere hizmet vermektedir.

Yarım asır önce kurulan sistem; zamana riayetten taviz vermeyen, yolcunun oturacağı koltuğun önceden belli olduğu ve yöre insanının ihtiyaçlarını karşılamayı önceleyen medeni vasıfları yüksek bir uygulamadır. Günümüzde Trabzon’un diğer ilçelerinde ve komşu vilayetlerde taşımacılık yapan organizasyonlarda bu türden uygulamaları ve özellikleri bulmak mümkün müdür? Bu sorunun cevabını takipçilerine bırakalım…

Çaykara merkezi ile Trabzon Çömlekçi Mahallesi arasında karşılıklı saat başı uygulamalarla minibüslerin koltuklarının tamamıyla dolu olup olmadığına bakılmaksızın vaktinde kalkma prensibiyle yürüyen bu sistemde, yolcuların geçmişte en çok rağbet etmiş olduğu koltuk; araba tutmalarına karşı ve görüş açısının genişliğinden dolayı “A” koltuğu idi. Bunu “B”, 1-2, 3-4 ve diğerleri izlerdi. Yolcuların fazlalığı durumunda ise “motor üstü” ve iskemleler kullanarak “ara” koltuklar(!) da devreye girerdi. Ücret tarifesine göre değil, rezervasyon önceliğine göre şekillenen bu oturma düzeni kendi içerisinde büyüğe, kadına ve hastaya saygıyı esas alan ahlâk ölçütleriyle yeniden şekillenirdi.

Çaykara-Trabzon arasında sürdürülen bu yolculuğu; Çaykara-Of, Of-Trabzon ya da bunların tersi şeklinde iki kısımda incelemek zarureti vardır. Bu zaruret yolun durumuyla alakalıdır. 1990’ların başına kadar Of-Çaykara yolu vaktiyle Rusların açmış olduğu güzergâhı izleyen; stabilize zemin ve keskin virajlardan oluşmaktaydı. Of-Trabzon hattı ise şehirlerarası yol olduğundan dolayı asfalttı. Yolun fiziki özelliğinden dolayı sahil yolunda gözükmeyen fizyolojik sendromlar (bulantı, kusma) Solaklı Vadisi’ne girildiği andan itibaren kendini göstermeye başlardı. Bu yüzden Of’tan itibaren yolculara naylon torba dağıtılırdı. Geçmişteki yolculuklarda en çok dikkat çeken bu durum yolların düzelmesiyle artık kalmadı.

Minibüsler şimdikinin aksine Of’un merkezine girer, askerlik şubesinin hemen devamındaki balıkçının önünde dururdu. Hafta içi Trabzon’da görev yapan Çaykaralılar kış mevsiminde evlerine götürmek üzere buradan taze hamsi alırlardı. Bu adeta yolculuğun rutinlerinden biri idi. Buna bir de Kalyon Fırını’ndan alınan ekmekleri ilave etmek lazım.

Çaykara minibüslerinin en önemli fonksiyonlarından birisi, şüphesiz ki, sağlık alanında olanıydı. Ambulans hizmetlerinin yaygın olmadığı, Çaykara’da, Of’ta hastanelerin bulunmadığı ve insanların kendi araçlarını alma refahına ulaşmadığı bir dönemde sağlık hizmeti, bazen Rize olmak üzere çoğunlukla Trabzon’a gidilerek alınırdı. Ancak burada önemli sağlık istasyonlarından birisi olan, bölge insanının hafızasında ve gönlünde derin izler bırakmış olan Dr. Hüseyin Avni Uygun’un Of’ta bulunan muayenehanesinden bahsetmeden geçemeyiz. Dâhiliye Uzmanı olan ve nam-ı diğer “Koskor” olarak bilinen bu büyük hekim Solaklı Vadisi’nin tüm insanlarına hizmet vermiştir. Sağlık meselelerinde ona uğramadan geçilmezdi. Onun muayenehanesi adeta birinci, hatta ikinci basamak sağlık kuruluşu gibiydi. Dolayısıyla Solaklı Vadisi’nin güneyden kuzeye doğru uzanan köylerinde yaşayan insanlar tedavi olmak için; uzun yıllar yaya olarak araba yoluna iner, Çaykara minibüsünü bekler ve Of’ta bir Çaykaralı olan Dr. Hüseyin Avni Uygun’a giderdi.

Çaykara minibüslerinin vermiş olduğu bir başka hizmet türü de eğitim alanındaydı. 1971’de Çaykara İnönü Lisesi açılana dek yöre insanının lise, dengi ve yüksek eğitim alma duraklarının başında Trabzon geliyordu. Trabzon Lisesinin parasız yatılı sınavını ya da Öğretmen Okulu, İmam-Hatip ve Sanat Okulu gibi eğitim kurumlarının sınavlarını ya da KTÜ gibi değerli bir üniversiteyi kazanan Çaykaralı çocuklar/gençler ömürlerinin önemli bir kısmını Çaykara minibüslerinin üzerinde geçirmişlerdir. Cuma akşam saatleri Trabzon’dan Çaykara’ya; Pazar öğleden sonraları Çaykara’dan Trabzon’a sefer yapan minibüslerin yolcularının önemli bir kısmı bu zeki, fedakâr ve insanlığa faydalı olma yolunda büyük bir mücadele içerisinde olan Çaykaralı gençlerdi. Bu serüvenin içerisinde olan gençler, koltuklarının altında kitaplarını, gönüllerinde ve beyinlerinde ideallerini taşırken sırtlarında da haftalık ya da aylık nevalelerini taşıyarak minibüslerin bagajlarını dolduruyorlardı. Çömlekçi’de bunları tekrar sırtlarına alarak Taşbaşı Yokuşu’nu çıkıyor; hayallerini gerçekleştirmek üzere yurtlarına ya da kiralamış oldukları çoğunlukla bodrum katlarda olan rutubetli odalarına koşuyorlardı. Hafta sonları tersine bir yolculukla köylerine dönüyor; akşamları idare lambasının altında ödevlerini yaparken, sabahleyin kara lastikleri içerisinde ya tarla belliyor ya da ormandan bir omuzluk ile ev ekonomisine katkıda bulunuyorlardı.

Çaykara insanının başarı hikâyesini merak edenleri bu satırların arasına girmeye davet ediyorum.

Çaykara minibüsleri yöre insanının en büyük kaderi olan gurbetçiliğin de vasıtalarıdır. Kalıpçılıkla, kalaycılıkla ya da geleneksel din öğreticisi vasfıyla geçimini temin edenler yurdun dört bir tarafına dağılırken yolculuklarına bu araçlarla başlıyor; gurbet dönüşü ilk durakları Çömlekçi’deki Hacı Mehmet Öksüzoğlu’nun işlettiği Vatan Oteli ya da onun bitişiğindeki Çaykara Oteli oluyordu. Bu oteller aynı zamanda yatıya kalan minibüsçülerin  de kalma yerleriydi.

Kalıpçılıkla başlayıp, müteahhitliğe erişen Çaykara insanı yurdu bayındır hâle getirme mücadelesi verirken kalaycılar yurt insanının bakır eşyalarını parlatıyor, din görevlileri ve onları takiben Yavuz Selim Öğretmen Okulu (Erzurum) ve Trabzon Öğretmen Okulu mezunu genç öğretmenler de gönlünü ve beynini aydınlatıyordu.

1980’lere kadar çok kalabalık olan Çaykara köylerinde yaşayan gençlerden evlilik çağına gelmiş olanların düğün hazırlıkları çoğunlukla Trabzon’daki mağazalardan yapılırdı. Genellikle kış aylarına denk gelen köy düğünleri için erkek tarafına eklenen kız tarafının temsilcileri birlikte Çaykara’ya iner, minibüse biner ve Trabzon’da düğün alış-verişi yaparlardı. En büyük heyecan, Çaykara’ya dönüldükten sonra sırtla köylere taşınan içinde değişmez ürünlerden birisi olan dikiş makinesi vb. ev eşyalarının bulunduğu paketlerin açılması ve altın takıların sergilenmesiydi.

Çokça fonksiyonu olan Çaykara minibüslerinin kanımca en önemlilerinden biri de kültürel boyutludur. Günlük gazeteler, haftalık ya da aylık dergiler paketler hâlinde Çömlekçi’ den minibüslerin bagajına konur ve Çaykara’da tek dağıtıcı konumunda olan bakkal Yılmaz Coşkun’a gönderilirdi. Memleket ve dünya meseleleri hakkında meraklı insanlar dört gözle bunları beklerdi. Biz de çocukken Çarşamba günleri gelen Tarkan ve Kara Murat gibi çizgi resimli bu dergiler için aramızda toplamış olduğumuz paralarla nöbetleşe Çaykara’ya iner ve bu dergileri satın alırdık. Çocuklara tarihi sevdiren bu yayınlar belki de farkında olmadan benim mesleki tercihimi şekillendirmiş ve tarihçi olmama vesile olmuştur.

Sonuç olarak böyle bir yazıyı kaleme alırken iki amaç taşımaktayım: Birincisi yukarıda çokça eksiğiyle özetlemeye çalıştığım ve bugün 45 yaş üstünde bulunanların çok iyi hatırlayacağı kendi hikâyeleriyle, Çaykara minibüsleri üzerinden nostaljik bir Çaykara yolculuğu yapmak; ikincisi ve en önemlisi ise yarım asırlık kesintisiz bir organizasyonun kapsamlı ve sosyolojik bir araştırmaya konu olacak bir nitelikte olduğunu ilim camiasına duyurmaktır.

Bu konuda ilk kalem oynatan kişi Çaykara Gazetesi’ne yazmış olduğu yazısıyla Sami Ayan’dır. Bu vesileyle bu konuya ilk işaret eden kişi olarak onu, onunla birlikte bu organizasyonu bugünlere taşıyan ve markalaştıran şoförlerden Hafız Nazım Kofoğlu, Hacı İsmail Konan, Kemal Kaplan, Akif Şahin, Selamet Sarıoğlu, Kasım Kırmacı, Ahmet Aygün, Refik Özkan ve ismini sayamadıklarımızı; simsarlardan Kâmil Sarıoğlu (Çaykara Yazıhanesi) ve Fikret Parlak’ı  (Trabzon/Çömlekçi Yazıhanesi) ve minibüslerin kıdemli muavini Necmi Kansız’ı minnet ve şükranla yâd ediyor, ölenlerine Allah’tan rahmet diliyorum.

Prof. Dr. Hikmet ÖKSÜZ

Karadeniz Teknik Üniversitesi

2004- O zamanki adıyla Çaykara-Dernek-Uzungöl Otobüsçüler Kooperatifi

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

  1. Mustafa Efendioğlu dedi ki:

    Sayın hocamın yazısını okuyunca çocukluğuma gittim ne kadar güzel nekadar anlamlı tarihi bir belgesel niteliğinde teşekkürler

  2. Nurettin YEŞİLÇİÇEK dedi ki:

    Saygıdeğer Hocam, yazınızı okurken 1970-1980 li yılları sayenizde bir kez daha yaşadım. Acaba şundan da bahsedecek mi derken, nostaljik -tarihi ve bilimsel tahlil ile harmanlanmış yazınızın alt satırlarında her aradığımızı inceliğin fazlası ile bizleri o gönlere götürüp manevi olarak doyurdunuz. Sizlere teşekkür ediyorum

  3. Kemal Sarı dedi ki:

    Yazı içinde ismi zikredilen Karakuş amcaya Cenab-ı Allahtan rahmet dilerim !

  4. Emre dedi ki:

    Hocam yazınız tarihe ışık tutması acısından atılmış bir imza. Yazınıza istinaden birkaç şey de söylemek istiyorum. Zaman göre her ne kadar bir-çok alanda insanların istifadesine sunulmuş çok güzel bir hizmet olsa da özellikle sağlık alanında Caykaraya yapılması planlanan ama ekmek elden gider kaygısıyla biri atakoye diğeri ofa yaptırılan hastanelerin hesabını da sormak gerek. Çaykaranın özellikle insanların en temel haklarından mahrum bırakılması buna sebep olanlarca vebaldir.
    Saygı ve sevgilerle hocam.