şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

ÇAYKARA’LI NUMANZADELER (altı kişi)

ÇAYKARA’LI NUMANZADELER (altı kişi)

(1700 VE 1800’LÜ YILLARDA ÇAYKARA’NIN İLMİ VE KÜLTÜREL ATMOSFERİNİ GÖSTEREN BİR ÖRNEK)
Hazırlayan: Yrd.Doç.Dr.Kemal YILDIZ
KTÜ Rize İlahiyat Fakültesi
Temel İslam Bilimleri Bölümü

İslam Hukuku Öğretim Üyesi

GİRİŞ
Çaykara’nın merkeze bağlı en uzak mahallesi Işıklı (Huşo), Çaykara’nın sayılı ilim adamlarını yetiştirmiş olan bir aileye sahiptir. Şu anda “Soylu” ve “Saylan” soyadı ile anılan bu aile, 1700 ve 1800’lü yıllarda Çaykara’nın ilmi ve kültürel atmosferine önemli katkıları olmuştur. Aile üyeleri, Cumhuriyet dönemine kadar, dedelerinden Numan Efendi’nin ismine binaen Numanzade diye anılmışlardır.

Soylu, Saylan ailesinin hayatta bulunan üyeleri ve Işıklı mahallesinde hayatlarını sürdürmekte olan yaşlı kimselerle yaptığımız şifahi görüşmelere göre Numanzade’lerin bilinebilen tarihi şöyledir:

Numanzade’lerin büyük dedeleri, İstanbul’da Osmanlı sarayında görevli bir şahıs imiş. Bilinmeyen bir sebeple saraydan ayrılmış ve deniz yoluyla Of’a gelmiş. O zamanlar Of’a bağlı bir köy olan Kadahor yani şimdiki Çaykara’ya gelip yerleşmiş. Burada evlenmiş ve yuvasını oluşturmuş. Daha sonra kimilerine göre havası iyi olmadığından, kimilerine göre de arazi kıtlığından köyden taşınma ihtiyacı hasıl olmuş. O sıralar henüz yerleşim bölgesi olarak kullanılmayan ve orman durumunda bulunan şu andaki Işıklı mahallesi, bu ilk dede tarafından açılmış ve oraya yerleşilmiş.

Saray eğitimi almış olan bu zat aynı zamanda ilim sahibi bir kişi olduğu için bir taraftan hayatını kazanırken diğer taraftan ilmi faaliyetlerini devam ettirmiş ve çocuklarını da yetiştirmeye özen göstermiş. Bu zatın adını ve hangi tarihlerde İstanbul’dan gelip yerleştiğini tesbit edemedik. Buraya kadar verdiğimiz bilgiler, ailenin menşei ile ilgili çevreden şifahi olarak toplayabildiğimiz bilgilerdir.

Beni bu çalışmaya sevk eden birkaç sebep olmuştur. Bunları zikretmeden geçemeyeceğim. Ben, eski ismi Ğorğoras olan Eğridere köyündenim. İlk tahsilimi, Kur’an ve belli bir seviyeye kadar Arapça derslerini köyümüzdeki hocalarımdan aldım. Büyüklerimiz ve hocalarımız arasında geçen sohbetlerde bazen Huşo’lu büyük alim Numan Efendi’den bahsedilirdi. Çocukluk yıllarında anlatılmış olan bir menkibesi, adeta zihnime kazınmış durumdadır:

Anlatıldığına göre Numan Efendi, bir gün mısır tarlasına gitmiş ve ayının bütün tarlayı perişan ettiğini görmüş. Buna oldukça canı sıkılan Numan Efendi, karşılaştığı birkaç kişiye bu durumu ve rahatsızlığını anlatmış. O gece bir rüya görmüş. Rüyasında tarlaya gidiyormuş, bir de ne görsün ayı tam karşısında duruyor. Ayı, Numan Efendinin telaşlanmasına aldırmadan dile gelip konuşmaya başlamış: “Numan Efendi! Sana ne oluyor ki herkese beni lisan ediyorsun, dedikodumu yapıyorsun. Sen bilmiyor musun ki ben de Allah’ın bir mahlukuyum ve benim rızkımı da O veriyor? O zaman dedikodu niye?” Sözü bitirince hayvan dönüp gidiyor. Numan Efendi uyandığında, bu rüyanın bir ikaz olduğunu ve bu tür hadiselere tepki göstermenin doğru olmadığını düşünüyor.

Numan Efendinin bu olgun kişiliği ve birçok ilim adamı yetiştirmiş olduğu ile ilgili rivayetler hep dikkatimi çekmiştir. Ayrıca Numan Efendinin torununun oğlu olan rahmetli İsmail Soylu’nun evinde dedelerine ait yüz civarında elyazması eserin varlığını duymak, bu çalışmanın en önemli sebeplerinden birisi olmuştur. Aşağıda ele alacağımız bilgiler hep bu eserlere dayanmaktadır. Bu eserlerde ulaştığımız bilgiler, bir taraftan bu aileden yetişmiş olan ilim adamalarını ve ilmi seviyelerini göstermesi bakımından önem arz ederken diğer taraftan Çaykara’nın o dönemlerdeki ilmi ve kültürel atmosferini de gösteren en önemli maddi delillerdir.

A-NUMANZADE AİLESİNDEN YETİŞMİŞ OLAN İLİM ADAMLARI

Numanzade ailesinde –tesbit edebildiğimiz kadarı ile- yetişmiş olan ilim adamlarını, günümüze en yakın olanından başlayarak geriye doğru sıralamak istiyoruz:

1-FAİK B. NUMAN B. MUHAMMED (1314/1896-1385/1966)

Numanzade ailesinden ilmi hüviyeti ile tanınan günümüze en yakın bir sima olarak bahsedilebilecek kişi Numan Efendinin en küçük oğlu Faik b. Numan’dır. Gençlik ve tahsil yıllarını Osmanlı döneminde geçirmiş, olgunluk ve ihtiyarlık yıllarını Cumhuriyet döneminde tamamlamıştır. Yaşamış olduğu dönemde çevresindeki insanlara ilmi yönden faydalı olmuş, çok ileri seviyede olmasa bile bazı ilim talebelerine ders verdiği rivayet edilmiştir.

Aile kütüphanesinde mevcut eserler içerisinde kendisine ait herhangi bir bilgiye ulaşamadık.

2-AHMED B. MUSTAFA B.MUHAMMED B.MUSTAFA B. NUMAN

İlk olarak zikrettiğimiz Faik Efendinin amcası Mustafa Efendinin oğludur. Mustafa Efendi, aile kütüphanesinde mevcut olan eserlerin birçoğunu istinsah eden zattır. Meşariku’l-envar isimli eserin ilk sayfasında Arapça olarak yazılmış olan bilginin tercümesi şöyledir:

“Bu, Meşariku’l-envar. Numanzade Ahmed b. Mustafa Efendi b. Muhammed Efendi b. Mustafa Efendi b. Numan (Allah onları ve bizi ahiret azabından affetsin)”

Bu bilgi, eserin Ahmed b. Mustafa tarafından sadece kullanıldığını göstermektedir. Eseri istinsah eden ise Mustafa b. Beşir b. Muhammed ismindeki bir zattır. Bu zatın kim olduğunu bilmiyoruz. Eserin sonundaki istinsah kaydında şu bilgi mevcuttur: “Bu kitabın tahririni tamamlamak, 1153/1740 senesinde, Of kazası, Ğorğoras karyesinde vaki olmuştur.”

Numanzadelerden olan Ahmed b. Mustafa Efendi hakkında başka bir bilgiye maalesef ulaşamadık.

3-NUMAN B. MUHAMMED B. MUSTAFA B. NUMAN

Günümüze kadar menkibeleri anlatılan ve bu arada yukarıda anlattığımız menkibenin kendisine ait olduğu söylenen zat, işte bu Numan Efendidir. Vefat tarihi ile ilgili kesin bir bilgiye ulaşamadık. Fakat Faik Efendinin babası olduğuna göre 1314/1896 veya ondan sonraki bir tarihte vefat ettiğini söyleyebiliriz.

Gariptir yüz cilt civarındaki yazma eser arasında, Numan Efendinin istinsah ettiği sadece bir kayda ulaşabildik. O da bir mantık kitabı olan “İsağuci” ve onun şerhi olan “ed-Durru’n-Naci” isimli eserdir. Eserin sonunda müstensih Numan Efendi, yazım işini 1309/1891 senesinde tamamladığını şöyle ifade etmiştir:

“Bunu, Ğani Rabbi’ne muhtaç olan fakir ve hakir Numan b. Muhammed b. Mustafa b. Numan b. Mustafa b. Osman b. İbrahim b. Nebi b. Muhammed yazdı. Allah, onu ve ecdadını affetsin, ona ve onlara iyi muamele etsin.”

Halk arasında ilmi ve manevi kişiliği ile meşhur olan Numan Efendiye ait sadece bir kayda ulaşırken 1310/1892 senesinde vefat etmiş olan kardeşi veya ağabeyisi Mustafa Efendiye ait birçok kayıt tesbit ettik. Hayatta bulunan yakınlarından edindiğimiz şifahi bilgiye göre Numan Efendinin el yazısı iyi olmadığı için kitapları öğrencilerine yazdırırmış.

Numan Efendiden birçok kişi ders okumuştur. Son dönemin ilim ve gönül adamlarından Meşhur Ferşad Efendinin bir süre Numan Efendiden ders aldığı bilinmektedir.

Numan Efendi ile ilgili bilinen diğer bir özellik de tasavvufi yönünün bulunmasıdır. Şu anda bakımsız bir şekilde ayakta duran evini, tasavvufi çevrelerde “erba’in” diye bilinen kırk gün riyazete çekilip ibadet ile meşgul olmak için müridlere istihdam edermiş. Böyle bir hizmeti görebilmesi için evini geniş bir şekilde inşa etmiş ve çevre ile ilişkisini kesmek için de yüksek duvarlarla etrafını çevrelemiş. Etrafındaki duvarların temelleri halen mevcuttur.

4-MUSTAFA B. MUHAMMED B.MUSTAFA B. NUMAN (1310)

Mezar taşında vefat tarihi 1310/1892 olarak görünen Mustafa efendi, Numan Efendi ile kardeştir. Aile kütüphanesinde ulaştığımız yazma eserlerin önemli bir kısmının müstensihi yani yazıcısı, işte bu Mustafa Efendidir.

Mustafa Efendi, Tefsirden Hadise, Sarf-Nahivden Mantığa, İslam Miras hukuku Feraizden Tasavvufa ve Arapça-Türkçe sözlükten Farsça-Türkçe sözlüğe kadar birçok eseri istinsah etmiştir. Son kısımları kaybolmamış olan eserlerin bir çoğunda şu ifadeleri bulmak mümkün:

(Tercüme edilmiş şekliyle buraya alıyorum)

“Bu eserin yazılma işi Allahu Tealanın yardımı ile, fakir ve hakir kul Mustafa b. Muhammed b. Mustafa b. Numan b. Mustafa b. Osman b. İbrahim b. Nebi b. Muhammed’in elinde, filanca gün, filanca vakitte, filanca ayda, hicretin filanca senesinde ve şu yerde tamamlanmıştır.” (Örnek olarak bkz: Aile Kütüphanesi, Feraiz kitabı, Farsça sözlük, Farsça gramer, Edebi bir Risale)

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir çok ilim dalı ile ilgili eseri istinsah etmiş olan Mustafa Efendi, satır aralarında ve sayfa kenarlarında bir çok açıklamaları da kaydetmiştir. Bu açıklamaların bir kısmı Arapça, bir kısmı da Osmanlıca’dır. Açıklamaların kendisine ait olup olmadığının tesbiti, özel ve yorucu bir araştırmaya ihtiyaç duymaktadır. Biz bu kadarını ifade etmekle yetineceğiz.

Bunlardan başka Mustafa Efendinin bu eserleri nerelerde yazmış olduğunu da bu istinsah kayıtlarından anlamaktayız. Mesela bir Feraiz kitabının sonundaki kayıtta, eseri yazma işini 1309’da Of’un Ancibranos köyünde tamamladığını, kendisinin doğum ve vatan olarak Of kazasının Kadahor köyünden olduğunu ifade etmiştir. “el-‘Uruz” isimli bir risalenin sonunda ise Mustafa Efendi eserin yazma işini, 1292/1875 senesinde Sultan Abdulaziz zamanında Of’un Huşo köyünde ikindi vaktinden biraz önce Pazartesi günü tamamladığını kayıt altına almıştır.

Bunlardan şunu anlıyoruz: Mustafa Efendi ya imamlık veya müderrislik sebebiyle yahut başka bir sebeple yöreyi dolaşmştır ve bulunduğu yerlerde ilmi faaliyetlerine devam etmiştir.

5-AHMED B. MUSTAFA B. NUMAN B. MUSTAFA B.OSMAN

“Nebzetün min Tefsiri Ruhi’l-beyan” başlığı ile yazılmış olan bir kitabın sonunda bu eseri istinsah edenin Ahmed b. Mustafa b. Numan b. Mustafa b. Osman b. İbrahim b. Nebi b. Muhammed olduğu bildiriliyor. Eseri 1256/1840’da, Trabzon beldesi Of kazası Kadahor köyünde tamamladığını bizzat Ahmed Efendi yazıyor.

Ahmed Efendinin vefat tarihini bilmiyoruz. Fakat Eserler arasında bulunan bir “Meani” kitabının ilk sayfasında kitabın sahibinin Numanzade Ahmed b. Mustafa Efendi olduğu belirtildikten sonra tarihin 1283/1866 olduğu belirtilmiştir. Buna göre Ahmed Efendinin vefatının, 1283/1866 yılından sonra olduğu kesindir.

6-MUSTAFA B. NUMAN B. MUSTAFA B. OSMAN

Kütüphanede bulunan Farsça bir sözlüğün sonunda, eseri istinsah eden kişinin Mustafa b. Numan b. Mustafa b. Osman b. İbrahim b. Nebi b. Muhammed olduğu belirtilmektedir. İstinsah işini tamamlama tarihi olarak da 1140/1727 senesi gösterilmektedir. Bu zatın, yukarıda geçen Mustafa Efendi (1310/1892) ve Numan Efendi kardeşlerin dedesi olduğu kesindir. Ayrıca aileye Numanzade isminin verilmesine sebep olan ilk Numan Efendinin oğludur. Kanaatimize göre bu sırada zikrettiğimiz Mustafa Efendiden itibaren aile fertleri, Numanzade diye isimlendirilmişlerdir.

Emsile ve Bina gibi Sarf ve Nahiv ile ilgili risalelerin bulunduğu bir cildin içinde bir de Arapça-Osmanlıca manzum bir sözlük vardır. Sözlüğün sonunda istinsah edenin Mustafa b. Numan b. Mustafa … olduğu yazılı olup, o sıralarda Şerah medresesinde bulunduğunu da ifade etmektedir. Mustafa Efendi, Şerah medresesinde ya öğrenci veya müderris olarak bulunmaktadır. Hangisi olursa olsun o dönemlerde yani 1700’lü yılların başlarında Mustafa Efendi gibi ilim adamlarının öğrenci veya hoca olarak içinde bulundukları yüksek seviyede ilim tahsilinin yapıldığı medreselerin Şerah gibi bölgenin çeşitli yerlerinde faaliyette oldukları anlaşılmaktadır.

Mustafa b. Numan Efendinin vefat tarihini bilemiyoruz. Fakat eseri, 1140/1727 senesinde yazmış olduğunu belirtmesi, vefatının bu yıldan sonra olacağını doğal olarak göstermektedir.

B-DÖNEMİN İLMİ VE KÜLTÜREL DURUMU

Daha önce de temas ettiğimiz gibi 1700 ve 1800’lü yıllarda Çaykara, Of kazasına bağlı bir köydür. Of ile Çaykara arasındaki 25 kilometrelik yol, o zamanlarda yaya olarak gidilen ortalama yedi-sekiz saatte alınabilen bir mesafedir. Halk, ziraate müsait olmayan arazi şartlarının her türlü olumsuzluklarına katlanarak geçimini eliyle ve sırtı ile kazanmaktadır. Teknik imkanlar, günümüz ile kıyaslanamayacak derecede oldukça azdır.

Bütün bu imkansızlıklara rağmen Çaykara ve çevresinde yaşayan insanlar, ilme gerekli önemi vermişler, ilim adamı yetiştirebilecek sosyal ve kültürel çevreyi oluşturmuşlar, gençlerini eğitim yapmaları için teşvik etmişler ve bunların sonucu olarak asırlardır yüzlerce ilim adamı yetiştirmişlerdir. İşte Numanzade ailesinden yetişmiş olan ilim adamları, bunun en güzel bir göstergesidir.

Her şeyden önce Numanzadelerin ilmi geçmişi, aile kütüphanesindeki eserlerde tesbit edebildiğimiz ilk ilim adamı olan Mustafa b. Numan b. Mustafa b. Osman b. İbrahim b. Nebi b. Muhammed’ten daha eskilere dayanmakta olduğunu düşündüğümüzü belirtmek isteriz. Çünkü bu seviyede ilim adamlarının yetişmesine imkan sağlayan aileler, genellikle ilmi bir geçmişe sahip olurlar. Ayrıca ilk dedelerinin saraydan gelmiş olduğu ile ilgili rivayet, böyle bir geleneğin ailede var olduğuna da bir işaret olarak kabul edilebilir.

Aileye ait olan özel kütüphanede bulunan eserlerdeki bazı kayıtlardan hareketle şu tesbitleri yapabiliriz:

Kütüphanede bulunan elyazması eserlerin başlıca ilgili oldukları sahalar şöyledir:

1-Kur’an tefsiri, kıraat ve tecvid

2-Hadis

3-Fıkıh: Klasik fıkıh kitapları yanında, İslam Miras Hukuku ile ilgili çeşitli Feraiz kitapları, ayrıca Fetva kitapları

4-Akaid ve Kelam

5-Sarf, Nahiv, Belağat, Arap Edebiyatı, Arapça-Osmanlıca sözlük

6-Farsça gramer risaleleri, Farsça-Osmanlıca sözlük, Farsça edebi risaleler ve nazım türleri

7-Mev’iza risaleleri

8-Mantık, Felsefe

9-Coğrafya bilgisi ve yön belirlemekle ilgili risaleler

10-Tasavvuf ve güzel ahlak ile ilgili eserler.

(Eserlerin tasnifi, ayrı bir çalışmayı gerektirmektedir.)

Kütüphanede bulunan eserlerin önemli bir kısmı, Numanzadelerden yukarıda tanıtmaya çalıştığımız bir ilim adamı tarafından istinsah edilmiştir. Bir kısmının son kısımları maalesef yoktur. Dolayısı ile müstensihini tesbit etmek imkan dışına çıkmaktadır. Bir kısmının müstensihleri ise başka ilim adamlarıdır. Bu ilim adamları, Ğorğoras, Paçan, Holayisa gibi komşu köylerden olabildiği gibi Erzurum, Köstence gibi uzak yerlerlerden de olabilmektedir. Diğer bir kısmının müstensihi ise istinsah kaydında ismini ve memleketini belirtmemiş olabilmektedir.

Şimdiki adıyla Işıklı eski adıyla Huşo mahallesi, Çaykara’dan yedi kilometre daha yukarıdadır. Aile kütüphanesinde bulunan ve yukarıda genel başlıklarını verdiğimiz konu başlıkları altında toplayabileceğimiz bu eserler, genellikle bahsini ettiğimiz Huşo mahallesinde kaleme alınmış, öğrencilere okutulmuş ve bu öğrenciler derslerini tamamladıktan sonra diplomalarını yani icazetlerini almışlardır. Bu diplomalarını, Osmanlı topraklarının her yerinde kullanabilmişlerdir.

Anladığımız kadarı ile tamamen sivil gayretlerle Allah rızası için yapılmış olan bu ilmi faaliyet, günümüzde sosyal bilimler sahasındaki birkaç fakültenin müfredatını kapsayabilecek ağırlıktadır. Sizi düşünmeye davet ediyorum: O günkü şartlarda Huşo’nun başında tamamen sivil gayretlerle bir ilim talebesi iki tane yabancı dili yani Arapça’yı ve Farsça’yı farklı Edebi türlerine varıncaya kadar en iyi bir şekilde öğreniyor. Osmanlı Türkçesi, zaten ana dilleri, ayrıca mahalli olarak da Rumca konuşulmaktadır. Bunların yanında Osmanlı’da yürürlükte olan hukuk İslam Hukuku olduğu için hukuk tahsili yapılıyor. Dini ilimlerle ilgili olarak da Tefsir, Hadis, Kelam’la ilgili eserler okunuyor. Mantık, Felsefe ve coğrafya ile ilgili eserler mütalaa ediliyor. Üstüne üstlük bu eserler hoca ve talebeleri tarafından baştan sona yazılarak, bu eğitim devam ettiriliyor.

Evet sadece bir düşünme açısı açar diye hatırlatmak istiyorum: Yukarıdaki eğitimin yapıldığı köyde, şu anda ilköğretimin ilk beş yıllık eğitimini ancak verebilmekteyiz.

Kütüphanedeki bazı eserlerde kağıtları kemiren kurtlardan dolayı veya uzun zaman kullanma dolayısı ile meydana gelen zararlar, mükemmel bir şekilde tamir edilmiştir. Mesela sayfanın yarısını eğer kurt yemişse, plastik cerrahide olduğu gibi sayfanın geri kalan kısmı aynen muhafaza edilerek eksik kısım başka bir kağıt ile onarılmıştır. Onarım işi o kadar maharetle yapılmış ki kağıt renkleri farklı olmasa, yapılmış olan tamiratın anlaşılması oldukça zorlaşacaktır.

Numan Efendinin hayatta bulunan torunlarından Cevahir Soylu’nun anlattığına göre dedeleri yazı yazmak için mürekkebi kendileri imal ettikleri gibi ağaç köklerinden oluşturmuş oldukları özel bir karışımla kağıt bile imal ederlermiş. Meydana getirdikleri bu özel karışımı, yufka hamuru gibi sert ve geniş bir taş üzerinde açarlarmış. Daha sonra kıvamını verip kuruturlarmış. Hatta Cevahir bey, kağıt üretiminde kullandıkları bu sert taşın ve silindir şeklindeki açma taşının yakın zamana kadar evlerinin bahçesinde olduğunu, büyük bir ihtimalle araba yolu geçtiğinde dozerin topraklarla karıştırıp gömmüş olabileceğini ifade etmiştir.

Köyün yerlisi ve aynı zamanda uzun yıllardır imamlığını yapan Mehmet Gedik hoca da kağıt imalatı ile ilgili bilgiyi yaşlılar arasında konuşulurken duyduğunu ve bunun yaygın bir şekilde konuşulduğunu ifade etmiştir.

SONUÇ:

Numanzade ailesinden yetişmiş olan ilim adamları, Çaykara bölgesinde yetişmiş olan yüzlerce ilim adamlarından sadece bazılarıdır. Bu çalışma, Numanzadeleri ve ilmi mesailerini genel anlamda tanıtma gayesiyle yapılmıştır. Mevcut eserler ve belki de araştırıldığında ulaşılabilecek diğer eserler üzerinde yapılacak derinlemesine araştırmalar –mesela kitapların satır aralarına ve kenarlarına düşülen notlar incelendiğinde-, tamamen söz konusu ilim adamlarına ait müstakil eserlerin ortaya çıkması bile muhtemel olabilir.

Numanzadeler gibi daha birçok ilim adamının yapmış olduğu bu faaliyetler, yörenin Müslüman Türk kimliğini muhafaza etmesinde en önemli rolü oynamıştır. Bu tür faaliyetleri bir an için yok saydığınızda ortaya çıkabilecek boşluğun nasıl doldurulmuş olacağını düşünmek bile istemiyorum.

Ecdadımız bu faaliyetleri ortaya koyarken gözetmiş oldukları ulvi hedefleri gözeterek modern imkanlardan da faydalanmak sureti ile bu günün Çaykaralıları olarak bu ilmi, dini ve milli ecdad emanetinin fiili olarak takipçisi olmalıyız.

Bunun bir göstergesi olarak Çaykara Kaymakamlığı, Belediyesi ve Müftülüğü ortak çalışması ile Çaykara’da herkesin görebileceği bir yerde bu tarihi miras için özel bir kütüphane oluşturulmasını öneriyorum. Bu kütüphanenin isminin de Numanzadeler Kütüphanesi olarak konulmasını tavsiye ediyorum. Diğer ilim adamlarımızın eserlerine de ulaşıldıkça o zatın da ismini bir bölüme vermek sureti ile tarihi köklerimizle irtibatımızı sürekli canlı tutabilecek vasıtaları devreye sokmalıyız. Üç yüz yıllık, dört yüz yıllık bu eserleri zayi olmaktan kurtarıp araştırmacıların rahatlıkla inceleme yapabilecekleri bir ortamı, -üstüne basa basa söylüyorum- Çaykara merkezde oluşturmalıyız.

Osmanlı döneminin imkansızlıkları içerisinde ta köylere kadar taşınmış olan bu kaliteli eğitim-öğretim geçmişine, eğer yabancılar sahip olsalardı, hiç şüphe etmiyorum ki orada şimdi Üniversite kurarlardı. Biz, Numanzadelerin bu hizmetlerine hiçbir şey ekleyemedik. Maalesef 1966’da vefat etmiş olan Faik Efendiden sonra ailede bu ilmi geleneği devam ettirecek yeni ilim adamları da yetişemedi. Böyle bir sonucun meydana gelmesinde hayat şartlarının önemli bir seviyede etkili olduğunu inkar edemeyiz. Bununla birlikte genel anlamda eğitimle ilgili politikaların ve bu politikaları yürütenlerin büyük oranda sorumlu olduklarını düşünüyorum.

Sadece Çaykara’da değil mukaddes vatanımızın her bölgesinde, her beldesinde Numanzadeler gibi millî ve manevî ufkumuzu –geçmişten geleceğe- aydınlatan binlerce kültür mimarımız vardır. Bizim görevimiz onları tanımak, neslimize tanıtmak ve bize bıraktıkları mirasa sahip çıkmaktır. Bu miras, milletimizin geleceğini aydınlatacaktır.

Saygılarımla…

Son Güncelleme: 10:05 25 Nisan 2018
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.