şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

Çaykara’nın ilk belediye başkanının son ropörtajı

Çaykara’nın ilk belediye başkanının son ropörtajı

Çaykara’nın ilçe olma sürecinin canlı tanığı Çaykara’nın ilk Belediye Başkanı, Çaykara İmam-Hatip Lisesi Yaptırma Derneği Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Başkanı ve Çaykara’nın bir dönemine damga vurmuş bir hizmet adamı olan merhum Hasan Erol’un son sohbetini yayınlıyoruz. Bir çok şeyi ilk defa duyacaksınız.

1908-1986 yılları arasına sığmış 78 yıllık bir ömür, yetimlik, öksüzlük, köy muhtarlığı,Çaykara’nın ilçe olması, ilk Belediye Başkanlığı, CHP ilçe başkanlığı, Çaykara’da 25 yıllık esnaflık ve hayır işlerindeki önderlik, üç eş 13 evlat, 72 torun….

İşte merhum Hasan Erol’un ölümünden önce aile içinde videoya alınmış olan ve önemli konulara değindiği son sohbeti ve hayat hikayesi…

9 Mart 1985 böyle bir gecede hep berber bir arada sayılmayız. Çünkü ailemizin 72 nüfustan burada kaç kişi vardır? Buradakiler 3/2 si bile etmiyor.

Muzaffer Erol : Kesin sayıyı biliyor musunuz?

Evet 72.

Muzaffer Erol: Kaçı kız kaçı erkek?

42 torun var.

Erkeklerden erkek torunlar 8, kızlar 13.

Kızlardan erkek torunlar 12, kızlar 9.

Torunlarımın toplamı 42’dir.

Evlatlarım, eniştelerim ve hanımları dâhil olmak üzere tam 72 nüfus.

Muzaffer Erol: Şu an nasıl bir duygu içerisindesiniz?

hasan_erol_ilk_baskan (2)

Çaykara’nın ilk Belediye Başkanı Merhum Hasan Erol

Benim için bu an çok duygulu ve düşündürücüdür. Ben annem vefat ettiği zaman 4, babam vefat ettiği zaman 6 yaşındaydım. Babaannem vefat ettiği zamanda 8 yaşındaydım. Zaten babaannem ihtiyar ve kambur bir kadındı. Bana bir faydası yoktu. Ben 8 yaşında evin tek adamı olarak kaldım. Nihayet cenabı Allah çok şükürler olsun bu günkü duruma getirdi. 72 nüfusa sahip oldum. Benim için büyük bir mutluluktur ve bu anı tertip edenlere, hazırlayanlara huzurunuzda teşekkür ederim. Ben şuanda 78 yaşındayım. Emsallerimin %90 ı toprak altında.

Muzaffer Erol: Ama ben şöyle bir şey hatırlıyorum. Bunda 3 sene evvel geldiğim zaman 77 yaşında olduğunu söyledin. 3 senede 1 sene mi alıyorsun?

Ben hiçbir zaman yaşımı eksik söylemedim.

Muzaffer Erol: Allah’ım uzun ömürler versin.

Hepiniz sağ olun. Bu benim için hakikaten büyük bir hatıra olacak. Ben vefat ettikten sonra, bu CD yi izleyip beni hatırlayacaksınız. İnşallah beni rahmetle anarsınız. Size aile reisi olarak 3 tavsiyem var.

  1. Müslümanız, İslamiyet’i unutmayınız.
  2. Hoşgörülü olun. Büyükler küçüklere şefkat göstersin, Küçüklerde büyüklere saygılı olsun.
  3. Merhametli ve cömert olun. Merhametli ve cömert insanları Allah`ta sever, peygamber de sever.

Hz. Peygamberin bir hadis-i şerifi vardır: “Cömert bir cahil, cimri bir zahitten daha evladır” demiş. Benim başımdan da geçmiş bir hadiseyi de anlatayım size.

Ben Rusya`dayken otelde yatıyorum, yanımda da bir kişi yatıyor. Kim olduğunu bilmiyorum. Bu sabaha kadar inledi. Sabah kalktım:

-Ne oldu sana hasta mısın? dedim.

-Yok hasta değilim ama 2 günden beri açım dedi.

Nihayetinde bir insan. Ben çıkardım buna 3-4 günlük kendini barındırabilecek kadar para verdim. Ayrıldık tabi. Aradan 2 sene geçti. Babamın diye bir yeri vardır. Orası yasak bölge. Pazar günü arkadaşlarla gezintiye çıktık. O yasak bölgeye girdik. Bizi orada yakaladılar. Ruslar milli istihbarata çaka derler. Bizi Çaka‘ya götürdüler. Şimdi orada o bölgede yakalanan insanları alıyorlar, sorgularını yapıyorlar ve hapishaneye atıyorlar hapishaneleri bele kadar su, Türkiye ye teslim ederler. Ama bu 3 ay mı, 5 ay mı, 6ay mı sürer. 3 ay orda kalanları ben gözümle gördüm, böyle kirpikleri hep dökülmüş. Şimdi biz Çaka‘ya gittik ifade vermeye. Oraya nasıl gireceğiz diye korkuyoruz.

Muzaffer Erol: Kaç yaşındaydın o zaman?

O zaman ben 18 yaşındaydım.

Gittim ifade verirken benim ifademi alan adamın yanında bir kişi var. Dikkatle bana bakar. Ben ifadeyi verdikten sonra

“Sen filanca yerde bulundun mu” dedi.

“Evet bulundum” dedim.

“Sen, ben orda otelde inlerken neyin var deyip de Ben dedim açım, 3 gündür yemek yemedim. Sen de para verdin mi?”dedi

“Verdim ama almak için vermedim ki aklımda tutayım” dedim. Adam durdu o ifade alana dedi ki

“Ben böyle bir haldeyken o adam bana para verdi, yardım etti beni açlıktan kurtardı. Bu iyi adamdır bunu bırakacaksınız” dedi. Meğer bu komünist partisinin ileri gelenlerinden çıktı tekrar yerine girdi, yetkili oldu, söz sahibi oldu. Benim ifademi alan adam beni bıraktı. Dedim ki

“Yalnız beni bırakmanın ne kıymeti var, arkadaşımı da bırakacaksın”

“Arkadaşına da kefil misin, bunlarda iyi adamlar mıdır” dedi.

“iyi adamlardır” dedim.

İmzamı aldılar bıraktılar. Hayatımda kendimi bu kadar tehlikeye atmamıştım. Cömertlik ve merhamet insanı bu günkü tehlikeden bir gün gelir kurtarır. Onun için Hz. Peygamberimiz buyurması işte bundan dolayıdır.

Muzaffer Erol: Bu konuda başka bir hatıranız var mı?

Bu konuda çok hatıram vardır. Şimdi ben 18 yaşındayken, askere gitmeden köyün idaresine karıştım. O zamandan beri aşağı yukarı 60 senedir uğraşırım. Bunca yılda tatlı haberler, acılar var iyilikler kötülükler var. Fakat aklımdayken şunu söyleyeyim size, ben cenabı Allah`a yüz bin defa şükür ederim ki sizlere yüz karası bir miras bırakmadım. Yani benim arkamdan kimse sizin babanız şöyle idi böyleydi diyecek bir halde kimse yok. Sizden de çok razıyım, çok teşekkür ederim bütün evlatlarıma Siz de bana yüz kızartacak bir harekette bulunmadınız, daima prensiplerime uygun hareket ettiniz. Allah hepinize uzun ömür, hayırlı işler versin. Nice büyük adamların evlatlarına bakarsın kumar, içki, edepsizlik, yüz kızartıcı hallerde olur. Bunlar insanların yüz karasıdır. Nice babalar vardır ki evlatlarına miras olarak yüz karası bırakırlar.

Muzaffer Erol: Demin merhamet konusuna değindiniz. Çok şükür bizde de merhametsiz adam yok yani.

Cömert ve merhametli olmak insanlar için en büyük meziyettir.

Muzaffer Erol: Uzun senelerden beri Çaykara‘ya gerek siyasette gerek idareciliğinle hizmet ettin. Bu konuda bir hatıran var mı? Mesela Çaykara‘nın kaza olmasını siz sağladınız.

Vardır efendim. O da rahmetlik oldu Suat. Biz onunla beraber daima hem fikirdik. Her meseleyi onunla enine, boyuna tartışırdık ve Çaykara kaza olabilir fikrini Allah rahmet eylesin o bana aşılamıştır. Bu fikri, oda rahmetlik oldu Cansız’la beraber konuştuk. Cansız da bana yardım etti. Cansız Konduluydu, Dernekliydi pekala diyebilirdi ki Dernekpazarı kaza olsun. Ama o zamanın muhtarları, benim arkadaşlarımdı. Üzüntüyle belirtiyorum ki, o zaman ki arkadaşlarımdan 2 kişi kaldı. O zamanın muhtarlarıyla beraber kararlaştırdık. Kaza oluşunun en büyük imkânı, ben de o zaman il genel mecliste üyeydim. Nüfus sayımına bağlıdır. 1945 senesinde muhtarlarla anlaştık. O zaman rahmetli Baroçi, Hasan Saka bunlar memleketin ileri gelen adamlarıydılar. Onlarla beraber anlaştık. Hayli zahmet çektim ama nihayet bu işten alnımızın akı ile çıktık. Gel gelelim kaza olduktan sonra neler yaptık. Kaza olduktan sonra ilk belediye başkanlığını ben aldım.

Muzaffer Erol: Seçimle mi oldu?

Evet seçimle oldu. O zaman Kadohorlular, iki gruba ayrılmıştılar. Devlet memurları, esnaflar hep benim tarafımdaydı ve nihayet seçimi kazandım, çalışmaya başladık. Tabi Çaykara‘nın Tarım kooperatifini ben kurdum. Onun da bir numaralı ortağıyım. Çaykara‘nın fındık kooperatifini de ben kurdum, onun da bir numaralı ortağıyım. Çaykara’da diğer kamu hizmetlerinde de elimden geldiği kadar yardım ettim. Allah‘a çok şükürler olsun ki başarısız bir hale düşmedim. Daima başarılı oldum.

Muzaffer Erol: O başarılarını Allah bize de nasip etsin.

Herkes para kazanırken, ben bu işlerle uğraştım, size bir miras bırakamadım ama iyi bir isim bıraktım.

Muzaffer Erol: Bu bize yeter. Bundan büyük servet olmaz. Çocuklarla, bizimle ilgili bir hatıran varsa onu da anlat bize. Seni üzen ya da sevindiren…

hasan_erol_ilk_baskan (1)

Merhum hasan Erol oğlu Turgut Erol ile

Çocuklarımla benim hiçbir üzücü hatıram yoktur. Çünkü hepsi terbiyeli, dürüst bir halleri vardır. Hatta ben çocuklarımdan hiçbir tanesine bir tokat attığımı bilmem. Bir baba olarak çocuklarımı dövdüğümü bilmem. Aklı başındaydılar, dürüsttüler beni üzen hareketleri yok demektir. Okumaları için çok gayret gösterdim. Benim arzu ettiğim kadar okuyamadılar ama okumak istemediler. Fakat ondan da pişman değilim. Çünkü bir insan aklı başında dürüst, namuslu olduktan sonra nerde çalışırsa çalışsın, hangi görevde bulunursa bulunsun nihayet kendi geçimini temin eder. Aile demek aynı soyadını taşımak değildir. Ben evlatlarımdan bir şey rica ediyorum. Ben öldükten sonra anneleriniz bana haklarını helal etsinler. Ben de bir insan olarak, şeriatın, kitabın dediği gibi bir düzen kuramamışımdır. Onun için hakları var benim üzerimde. Şu anda ne bir servetim olsa öyle bir endişem var. Yarın ne olacağım diye bir endişem var. Ölürsem benim arkamdan kimse bir şey demesin. Herkes bana hakkını helal etsin. Bütün endişem budur, bunu sizden bekliyorum. Annelerinizin bana haklarını helal etmesini size devrediyorum. Ben her zaman namazımda dua ederim. Her kimde hakkım varsa, isterse hırsızda olsun, helal ediyorum. Ben insanlardan kıyamette hiçbir şey istemem, Allah‘tan isterim isteyeceğimi. Bu benim prensibimdir.

Şimdi bu an, bu toplantı benim için bir mutluluk hatırası olarak kalacaktır. Çok rica ederim herkes bildiğini söylesin, ben de sizlere cevap vereyim, bir belge olsun.

Muzaffer Erol: Bir soru vardı çocuklarınla, torunlarınla ilgili bir hatıranı anlatacaktın?

Ben söyledim, çocuklarımdan hiçbir kötülük görmedim, üzüntüm yok onlardan. Niçin böyle oldu, böyle olması lazımdı diye bir endişem de yok. Herkes elinden geldiği kadar bana hizmet de ediyor. Sözümü de yerine getiriyorlar. Her zaman için razıyım onlardan. Bizim aile 72 değil de belki 172 olacak, belki de 300 olacak. Şimdi bu ailenin böyle derli toplu olması için ne yapmamız gerekiyor. Bizim aile içerisinde küçükler büyüklere saygılı olursa, büyüklerde küçüklere şefkatli olursa, hoşgörü sahibi olursa senin düşündüğün noktaya gelir. Yani aile hiçbir zaman dağılmaz, birlik ve beraberlik olur.

Muzaffer Erol: Böyle bir hava esiyor mu ailemizde?

Evet, esiyor. Sizden memnuniyetim yapmacık değil, hatır için de değildir.

Muzaffer Erol: Dağılma havası eserse ne gibi şeyler önerirsiniz?

Hiç öyle dağılma havası yok. Dedim ya hoşgörü denilen bir şey vardır. O çok mühimdir. İnsanız hepimizin kusuru olabilir. Kardeşim veya abım bir kusur yaptı diye ona kin beslemek iyi bir hal değildir. Hiç birimizde de yoktur çok şükür. Bu sadece size değil, bütün aileye sesleniştir. Ben öldükten sonra kameraya koyup dinlediğiniz zaman bunu kendi ağzımdan da dinlemiş olacaksınız. Çok şükür Allah‘a aile içerisin de sıkıntılı bir halimiz yoktur, ne de böyle bir adamımız vardır.

Uzun yıllar Çaykara‘da oturdunuz, orada yerleştiniz, kaldınız. İlk defa bu kadar uzun süre İstanbul‘da durdunuz. Bundan sonrada kalmayı düşünüyor musunuz?

Ben artık yaşlandım, 78 yaşındayım. Ben evlatlarımı, torunlarımı, kızlarımı, gelinlerimi çok arzu ederim. Ama bir ihtiyar adam için, seyahat de kolay değildir, ağır bir iştir. Kışın gelemem İstanbul‘a. İmkan bulursam 15 Eylül’den sonra 15 Ekim’e kadar buraya gelip sizlerle beraber olurum. Onların gelip beni ziyaret etmesi lazım. Fakat çocuklar var o var bu var. Onlar gelip de beni ziyaret edemezler. İnşallah sağsam, müsait bir zamanda İstanbul‘a gelip sizleri ziyaret edeceğim. Ben Trabzon‘a bile çok gitmem. 15 günde, 20 günde bazen ayda bir giderim. Bir akşam ya kalırım ya kalmam. İnsan gittiği yerde bir iş sahibi olmadı mı gittin 1,2 arkadaşını ziyaret ettin, ondan sonra ne yapacaksın?

ÇAYKARA İMAM-HATİP LİSESİ YAPIMI

Benim İmam Hatip Lisesi’nin yapımına çalışmamamın sebebi şudur;

hasan_erol_ilk_baskan4Uzun sene cemiyetlerde şurada burada hizmet verdim. Demin de söylemiştim, biz insanız ne kadar iyi hareketimiz olursa olsun illa bir kusurumuz olur. Şöyle düşündüm, bu kadar sene çalıştım. Şimdi de İmam Hatip Lisesi nihayet bir camiden daha evladır dendi. Baktım ki bunu kimse yapmıyor. Ne çeker çekerim dedim. Ben buraya başladım. Allah‘a çok şükür bitirdim.

Bu kadar kolay olacağını da belki de tahmin etmiyordun!

Hayır, tahmin etmiyordum. Fakat 3 sene çok çektim. Ben köyde bir ev yaptım, bir taş bile taşımadım. Fakat bu inşaatta çimento da boşalttım, tuğlada taşıdım, demir de boşalttım, demirciyle de çalıştım. İnşallah Cenab-ı Hakk bunları hüsnü kabul gösterir de, bütün günahlarımızı da bağışlar.

Çaykara‘da başka tamamlanması gereken bir şey var mı?

Çaykara‘da yapılması gereken bir sanat okuludur ama ben geçen sene geldiğimde Hacı Mehmet diye biri vardı görüştüğüm. Ben 150 milyon vereyim dedi, 1984 yılı için. Biz de gittik bir cemiyet kurduk. Bakanlığa gittim, hatta bunun için 40 milyon masrafım oldu.

Çaykara için sanat okulunu açmak nerden aklınıza geldi?

Memleketin ekonomisi, ilerleyişi sanata bağlıdır.

Sanata bağlıdır da o kadroyu nasıl buldunuz, öğrenci olarak?

Of‘ta olmadığına göre Çaykara‘da bir sanat okulunu besleyebilir. Hatta ben bugün ki bakanla görüştüğümüz zaman, bana dedi ki ;“Eğer 250 öğrenci veremezsen kapatırım okulu” dedi.

Pekala Akçaabat‘ta, Sürmene‘de vardır. Kaç öğrenciniz var? dedim. Biliyorum onlarda o kadar öğrenci yoktur. Genel müdürü çağırdı.

“Evet, Akçaabat‘ta 130, Sürmeli‘de 68 tane var”

Nihayet 125’de anlaştık, onla beraber. Muhakkak 125 öğrenci daima bulunur. Çünkü bugün İmam Hatip Lisesinde 300 tane öğrenci var. Fakat sanat okulunun yapılabilmesi için, yönetmeliğe göre, 20 dönüm yer ister. Biz bir türlü bulamadık. Şu okulun olduğu yeri buldum, o 20 dönüm vardır hatta fazladır. Onun için müracaat ettim, meğer onun vilayette dosyası varmış, heyelan bölgesiymiş. Yer bulamadığımız için bu kaldı. Meclis başkanı Necmettin Bey(Karaduman) Çaykara‘ya geldiği zaman, bu konuyu da onunla beraber görüştüm. İmam Hatip Lisesinin yanında 10 dönümlük bir yer vardır. 10 dönümlük yeri kabul edin hiç olmazsa dedim. Çaykara‘nın arsası yok, dar bir boğaz içersinde, istenilen 20 dönümlük yeri bulmak mümkün değil. Bulamayınca da bu okul yapılmasın mı!

Hayır sahipleri yardım etmiyorlar mı?

Dosyamız hala bakanlıktadır.

Peki dede, ailenin durumunu iyi gördün, memleketin durumunu nasıl görüyorsun?

Bu yaştan sonra politikaya girmek istemem. Politikayla uğraşmış bir kişi olarak.

Bizim bir sözümüz vardır; geçen sene Turgut Özal bir kumar oynuyor. Bu kumarın sonunda ya hepten kaybeder, ya da çok şey kazanır. Ben de aynı fikirdeyim. Yani bugün ki gidiş bunu açıkça gösteriyor.

Biraz endişelisin galiba!

Evet endişeliyim. Fakat adama hak veririm şu bakımdan:

Adam 6 Kasım seçimlerinde “ben zenginin adayıyım, sermayenin yanındayım” dedi. Millet gene ona rey verdi. 25 Mart yerel seçimlerde aynılarını tekrar etti, millet gene ona rey verdi. Adam hiç yalan konuşmuyor, yapacağını dedi. Ben sermayenin yanındayım, sermayeyi tutacağım. Memlekette sermaye sahiplerini yükselteceğim ve onlar iş sahibi olacaklarda işsizleri işe sokacaklar. Devlet olarak iş yeri açmayacak da, zengin olarak iş yeri açacak. Bunu dediği halde iki seçimde de ona verdiler. Buna milli güven derler. Cenabı Hakk’ın takdiri böyledir.

Nizametttin Alkan: 16 Eylül 1976’da yayladan dönüşte, trafik kazasında annemi kaybettiğim zaman haberi ilk ben vermiştim size. O zaman ne gibi duygular içerisindeydiniz?

O an hiç aklımda çıkmaz. Trabzon‘a geldikten sonra, o benim için bir evlat değil, istişare edecek bir organımdı. Her işi onunla beraber istişare eder, konuşup kararlaştırırdık. Sen tek adamdın, oldun 72 kişi. Şimdi ben senden 1 kişi aldım ne bunalırsın. Cenabı Hakkın takdiri, şükür etmek zorunda kaldık. Zaten şükür etmese ne yapacaksın?

Nizametttin Alkan: Dede, siz cenazelerde mevlit okutulmasını istemezsiniz, neden?

İyi bir şey sordun. Ben mevlit okutulmasını istemem. Rahmetli Hacı Efendi’yle beraber. Çünkü mevlit ne farz, ne sünnet ne de vaciptir. Yalnız Hz. Peygamberin doğumu için bir hatıradır. Memleketimizde öyle bir zihniyet hasıl oldu ki, herkes ölüsü için bir mevlit okutur, bütün günahlarının bağışlandığını zanneder. Bu, insanların hata işlemeye, günah işlemeye yardımcı olur diye endişeleniyorum. Memlekette bir gelenek olur, bir Müslüman‘ın yapmaya mecbur olduğu bir ibadeti yapmaz da, istikbalini bir mevlide bağlar. Görüyorsunuzdur, televizyonda ilahiler okurlar. Bunların İslamiyette hiçbir yeri yoktur, biz Müslümanız Hz. peygamber‘in bize emir verdiği şeyler şunlardır: farz, vacip, sünnettir. Bunların dışında olanları yapmayın diyor. Ama bunu bizim hocalara anlatamıyoruz. Rahmetli Hacı Efendiyle(Hacı Hasan Efendi) benim bir münakaşam olmuştur:

“Bana bak, ben ölürsem benim için mevlit okutmayın” dedim.

“Sen ölmene bak, biz ne yapacağımızı biliriz” dedi.

Mevlide karşı olmam bundan dolayıdır.

Dede, izin verirseniz bir soruda ben sorayım”

“Buyurun.”

Siz Rusya‘da bulundunuz. Ben Çaykara‘da sizle görüştüğüm zaman dediniz ki, Amasya‘da Türkçe öğrettim, Latin harflerle yazmasını. Ne zaman öğrendiniz?

Bu, Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllar oluyor. Ben Rusya‘dayken okula gitmiştim. Latin harflerini orada öğrendim. 1927 senesinde Rusya‘dan döndüğüm zaman, yeni harfler öğretmenlere verildi. Yeni yazıya başlandı. Yeni yazının yazılma şeklini ben o günün öğretmenlerine kendim öğrettim. Rahmetli Kadir Veysel Efendiyle Rahmetli Selim Efendi.

Ben şimdi buradan yola çıkarak başka bir soru soracaktım. Siz politikayla, yakından ilgilisiniz. Ben görüyorum, günü gününe gazeteyi falan çok takip ediyorsunuz. Bu politikaya olan ilgin o yıllarda mı başladı?

Serbest(Cumhuriyet Fırkası) açıldığı zaman ben Havza‘daydım. Orada dükkânım vardı. O zaman serbeste girmiştik. Yardımı için ben sözüme sadık kaldım, döneklikte yapmadım. Hayatımda iftihar ettiğim, tek şey ne sözümden döndüm nede prensibimden döndüm. Ağzımdan ne çıkmışsa daima ona sadık kaldım.

Dede, o yıllarda parlamentoya girmeyi hiç düşünmediniz mi, milletvekili olarak? O zaman durumun da müsaitti, ortam da müsaitti?

Halk Partisinin içerisinde, parlamentoya girmek mümkün değildi benim için. Çünkü memleketin kültürlü insanları hep Halk Partisindendiler. Bize sıra gelmezdi yani. Ancak İl Genel Meclisi üyeliğine seçilebildim. Oraya rahatlıkla girdim. Fakat o zamanın Demokrat Partilileri geldi ısrarla, hatta Rahmetli Osman(Turan) dahil olmak üzere “sen gel Demokrat Partiye gir, ben seni listeye aldırayım” dedi. Kabul etmedim. Ben seçim için sözümden dönmem dedim, pişman da değilim. Allah‘a çok şükür yanılmadım, neysem oyum, öyle de gideceğim. Allah taksiratımızı affetsin. Ne hizmet gördüysem, bu sayede gördüm.

Politikacı değilim. Tabi reyi kullanırken ben gene inandığım kimse ona kullanırım. Hatta Hacı Mehmet Efendi’yle de bir münakaşamız olmuştur. Aşırı particidir o. Sitem yaptım ona. Dedim“ bana bak Süleyman, ben 1964 senesinde politikayı bıraktım, 77’de ticareti bıraktım, 82’de de sakalı bıraktım. Ben politikacı değilim. Benimle politika yapma, geçmişin muhasebesini yapacaksan yapalım, hakikaten de öyledir yani. Ben bıraktığım bir şeye, bir daha girmek istemem. Mesela ben köyde 8 sene muhtarlık yaptım. Muhtarlıktan ayrıldıktan sonra, köyün hiçbir işine karışmadım. Gelip de bana sordukları bir şey varsa, bildiğimi söyledim, yardım ettim onlara. Başkaları gibi bir tarafı tutup köyü birbirine karıştırayım öyle bir şey yapmadım. Aile hayatımda da öyle olmuştur. Ben hiçbir zaman bizim hanımların işine karışmış değilim. Ne bir hanım diyebilir ki benim kocam böyle dedi, ne ben onların işine karışırım ne de onları işime karıştırırım.

“Dedeciğim siz politikayı bıraktınız. Şimdiden sonra çocuklarınızın politikayla uğraşmasını ister misiniz?”

Politika insan için, insan hayatı için lazımdır. Şimdi bir insan taşınacak, düşünecek bir fikir edecek ve o fikri ömrünün sonuna kadar devam ettirecek….

HASAN EROL’UN HAYATI

1908 yılında Çaykara Akdoğan köyü Haranikas Mahallesinde doğdu. Küçük yaşta anne ve babasını kaybetti.

Birinci Cihan Savaşının başlangıcına rastlayan yetişme döneminde Hasan Erol, kazak örerek geçimini sağladığını zaman zaman kendisi anlatırdı.

Yöre halkı geçimini, büyük çoğunluğu itibariyle gurbete çıkarak sağlamaktaydı. Hasan Erol da, tabiatıyla bu geleneğe uyarak geçimini Rusya’ya gitmiş beş yıl süre ile burada kalmıştı. Bu vesile ile Hacı Hasan Erol, Rusça okuma yazma öğrenmiş, daha sonra Türkiye’ye dönünce Cumhuriyetin kurulmasından sonraki dönemde yapılan harf devriminden önce, öğrendiği Latin harflerini arkadaşlarına ve çevresine öğreterek eğitime fahri olarak katkıda bulunmuştu. Bunlardan biri Hacı Hasan Efendi ve Hacı Kemal Poyraz’dı.

Gurbet dönüşü halasının oğlu ve çocukluk arkadaşı merhum Hacı Hasan Efendi ile birlikte Kuçunga mahallesinde merhum Tayyib Zühdü Efendi’nin medresesine kaydolarak medrese eğitimine başlamıştı. Ancak belli bir süre sonra ailevi ihtiyaç ve zaruretler sebebiyle, medrese eğitimini yarıda bırakarak hayata atılmak zorunda kalmıştı.

Bundan sonra uzun süre Akdoğan köyü muhtarlığı yaptı. Bu sebeple, kendisi muhtar lakabı ile anılırdı. Muhtarlıktan ayrılınca Çaykara’da uzun süre Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanlığı görevini sürdürdü. Daha önce Kadahor Nahiyesi ile Çaykara’nın ilçe olmasında büyük emekleri geçmişti. Bu çerçevede en büyük yardımı o zaman Ankara’da bulunan merhum Prof. Dr Osman Turan ile merhum Cansız Mustafa Efendi’den görmüştü. Nihayet 1946 yılında Kadahor Nahiyesi ilçe oldu. Böylece Çaykara adı, hem dünya sahnesinde hem de ilim sahnesinde kendini göstermeye başladı.

Hasan Erol, yeni kaza olan Çaykara’nın aynı zamanda ilk Belediye Başkanlığını da yürütmüştü. 1950 yılına kadar 4 yıl süre ile bu görevini sürdürdü.

1950 yılında Belediye Başkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra Çaykara merkezinde ticari hayata atıldı. 1975 yılına kadar aktif olarak ticaret yaptı. 1975 yılından sonra politika ile birlikte ticareti bırakarak sade bir hayat yaşamaya başladı. Bu arada Çaykara İmam Hatip Okulu Yaptırma Ve Yaşatma Derneği Başkanlığını üstlenerek bu okulun hayata geçirilmesinde büyük bir rol oynadı. Merhum Hacı Hasan Rahmi Efendi’nin oğlu Yunus Vehbi Yavuz ile sohbet ederken, ona şunları söylemişti –Allah tan iki şey istiyorum, bir Çaykara İmam Hatip Okulunu tamamlamaktır. Bu okulu tamamladıktan sonra ölürsem de gam yemem, Diğeri Hacı Hasan Efendi’nin duasına amin diyen bir kişi olarak, tıpkı onun gibi az ağrı asan ölüm selameti, ile iman-ı kamil ile Allah’ıma kavuşmaktır. Nitekim onun da ölümü Hacı Hasan Efendi gibi hiç ağrı ve sıkıntı çekmeden birkaç saniye içinde gerçekleşmişti. Ölümü en son komşuluk vazifesini yerine getirmek üzere Kuçunga mahallesinde bir nişan merasimine katıldıktan sonra, gece vakti ayrılıp evine giderken, Caminin yanında ansızın emanetini Allah’ına teslim etmişti. Bu da onun dini inancındaki samimiyetinin en güzel ifadesidir.

Üç eşinden 13 çocuk sahibi olan Hacı Hasan Erol Aralık 1986 yılında 82 yaşında olduğu halde, 45 yıllık dinleyicisi olduğu Hacı Hasan Efendi’nin vaazlarının sonunda tekrarladığı ve kendisinin de içtenlikle amin dediği –AZ AĞRI, ASAN ÖLÜM, selameti iman-ı kamil ile nefes tüketmeyi nasip eyle Allah’ım- duasına uygun olarak ani bir şekilde ruhunu ulu Allah’ına teslim etmiştir. Allah rahmet eylesin.

hasan_erol_ilk_baskan (3)

Merhum Hasan Erol’un cenazesi 1986 Akdoğan Haranikas Mahallesi(Arka planda Hacı hasan Efendi(Yazvuz’un) evi)

(Habere katkılarından dolayı torunları Nizamettin Alkan ve Eylem İbrahimağaoğlu’na teşekkürlerimizle)

kaynak

Son Güncelleme: 14:43 19 Şubat 2018
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Akdoğan Köyünden Mustafa oğlu Mustafa Bilgin dedi ki:

    Allah gani gani rahmet eylesin.Rahmetli babamın samimi arkadaşıyla. Bizim aileye ve herkese çok iyilikle ri vardır.Bütün Çaykara Halkı Rahmetli ye minnwttardır. Ruhu ve bütün ölmüşlerimizin ruhu için El Fatiha..

  2. Çaykara Gazetesini kutluyorum zaman zaman tarihten geçmiştin bu önemli paylaşımları önemli belgelerdir,bir çok yanlış algıyı da değiştirecek ölçüdedir.

  3. Hasan düzgün dedi ki:

    Allah rahmet etsin.Onun bıraktığı çaykara yok şimdi.

  4. hasret dedi ki:

    Allah rahmet eylesin. Geriye donup bakildiginda ne kadar onemli bir sahsiyet oldugu acik. Rahmetliyi yakindan tanirdim ve hatta beraber cay icmisligimiz bile vardi. Derin halk partili olmasi onun yaptigi hayirlara hic engel olmadi. Biz buyuz iste. Tekrar Allah gani gani rahmet etsin.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.