Şatıroğlu Gayrimenkul
Nuhoğlu Gıda
ÇAYKARA GAZETESİ

Dardayım, malum sosyal medyadayım!

Arzu Kulaç

Arzu Kulaç

İnegöl'de ikamet eder. Çaykara Çamlıbel köylüdür. Okur-yazardır

Farkındayım, lüzumsuz bir vatandaş gibi dolaşıyorum aranızda. Hayatın burgacında, bir türlü akışa kapılamadım. Hep geriden, hep gerilerden takibindeyim her sürecin. Şu halime bir bakın! Bir profilim bile olamadı kendime ait! Yeriledurdum hep bu medyada. Aşağılandım. Bu pazarda zorla tezgah açmaya zorlandım. Açamadım. Oysa bir bilseniz nasıl da severim fotoğraf çekmeyi!

Öyle çok arkadaşım yok. Canım, cicimli muhabbetlerim de pek yok. Öğünlerim ortalama standardından diye mi bilmem, yerel kültürümüzü yansıtan yemekler hariç, masamı kadrajın kapsamına layık görüp, ekmek kavgası veren dostlarımın gözünün içine içine sokamadım.
..”orda idi, burda idi” şablonlarını da sık kullanamadım. En fazla memlekette bir sokağın iki ucunda olabildim. Ağaç altlarında, köprü başlarında, kuş cıvıltılarının içinde, yeleğime bulaşmış hamuçera lekeleri içinde…Kentte de değişmez bende çok şey. Daire, market, aile efradı bermuda üçgeni içindedir hayatım. O yüzden nazarları çok bi çekememişimdir üzerime. Dikkat çekme eğilimim çok düşük galiba. Bir kuru anam, kitaplarım ve can yoldaşım tefekkürdür şu sefer dünyasındaki azığım. Zaferin peşinde hiç olmadım bu yüzden. “musmutlu” da olamam pek. Hüznü severim. Biyografimde hüzün hakimdir. Hüzünlüyken yazabiliyorum böyle uzuun uzun. Hüzünlüyken berraklaşıyor zihnim nedense. Hüzün, benim koca bir yarım anlayacağınız. Mevcut düzene öfkem, uyumsuzluklarım hakimdir zaman tünelimde. Pek bir mızmız, şikayetçi, antipatik bir Arzu! Hem yüzümdeki tebessüm birilerini incite debilir. Sınırsız eğlencelerimi paylaşıp, sağlıktan yana, maddiyattan yana muzdarip ahbabımı, adaletten yana isyana sürükleyebilirim.

“İlişkim ne başladı, ne bitti”
Başlasa da, bitse de neden bildirim? Aşığın feryadı, susuşlarda gizli değil miydi? Aşkın üzerine kelimeler düştü mü ezilir diye öğrenmiştik oysa Mevlana’dan. Neden bu kutsal hissiyatı ortalığa dökme, sevdanın cılkını çıkarma haceti? Ben mi? Başlasa daa, bitse de aha şuramda!… Yüzlerce ”hayırlı olsun” ya da ”sana kız mı, damat mı yok?” tezahüratları almak çok da benlik değil.
”Hoşgeldin meyvemiz!” diyeceğim gün de henüz ufukta görünmüyor. Ufukta evladım görünse, acaba sevincimi bu şekilde mi lanse ederdim?
Bir anne-baba için en mükemmel hissiyat, öyle tahayyül ediyorum ki evlat sevgisidir. Anne olmasam da, bunun idrakine varmak çok da zor değil. Fakat bir evladım olsa, aklı baliğ değil, hakkını müdaafadan bihaber diye, onun hakkını ihlal edebilir miydim buralarda? Hicabımı bastırıp, henüz o yavru bir cenin halindeyken, röntgen yahut ultrasyon filmlerimi, o yavrunun tüm gelişim safhalarını buradan ilan edebilir miydim? Bir de başlığını ”meyvemiz” koyarak?…Bilmem, büyük mü konuşuyorum?

Geçtiğimiz günlerde, bir dergide, bayan hekim arkadaşımızın bir beyanı, beni hayli yaraladı. İfadeleri şöyle; ”Doğumhanede fotoğraf çekilmesine müsaade etmediğim için başka doktor tercih eden hastalarım oldu.” Bu cümle, aslında içerisinde bulunduğumuz rezaletin enstantanesi. Üzücü, yıpratıcı, sosyal değerlerimizin incitilmesi, her şey… Her bir şey…
Geçtiğimiz haftalarda sosyal medyada gayet samimice, edep dairesince bir yaşına gelip, sosyal medyada bunu hiç paylaşmayan bir arkadaşımın oğlunun fotoğrafının altına yapılan yorumlar, aslında sosyal medyanın hayatımızın içindeki çirkin yerinin bir betimlemesiydi;
”kız bu senin mi? İnanmıyorum. Ne ara oldu bu?”
Çünkü bu yavrunun vücuda gelişi sosyal sitelerde paylaşılmadı. Çünkü o, bu zamanda aramızda yaşayan nadir soylulardandı.Toplumun kavline göre itici bulunsa da, şahsi nazarımda müstesna isimlerdendi.

İnsan-ı Kamil bulmak zor bu çağda. Hele ki bayanlar arasından. Haya olayını,cinsiyete göre kategorize etmeye çalışmıyorum. Fakat aşikar olan nihayete de nasıl kör kalabiliriz? Çocuğunun yarı çıplak fotoğrafları, yine her anlarını bir etkinlik havasıymış gibi nazarlara sunan anneleri, at yarışı gibi yavrularını sosyal ağlarda yarıştıran anneleri nasıl görmezden geleceğiz? Aleni olarak etkinlik yarışına girmiş anneler, adeta obsesyona mübtela. Çocuklar da arada heder…

Yıllar önce sevgili anneciğim, elinde ”çocuğumu büyütüyorum” adlı kitabı okurken, evladını ayaklarında sallamaktan bir anda imtina eden bir komşumuza yönelip;
– Ya salla çecuği, ne durursun, uyuyudi.
– Ay kitapta okudum şimdi, çocukları sallayarak uyutmak, beyin travmasına sebep oluyormuş.
-Yaho ya sugüt ol! Sekiz dane beyuttum haoyle kitapigalarum da yok idi. Hiçbiri sehluklemedi. Bi çecuği eyi yedurdun mi, altini pakladun mi, bi derdi da yok ise at oni bi kenara kendi kendine yoğrulsun. Nedu o kitapigalar? 🙂
Anneciğimin tezini, bilim dünyası da doğruluyor. Çünkü öğrenmek için en etkili yol, taklit etmektir. Siz ne kadar etkinlik yarışına girerseniz girin, çocuk, anneyi taklit edip, en doğruyu o şekil öğrenecektir.

Bayanlar, bu hususa dikkat! Cenap Şehabettin’in vurgusunda belirttiği gibi. Bizler, erkeklerden çok daha yükseklerdeyizdir. Lakin düşünce, erkekten daha aşağı düşeriz.

Demem o ki dostlar, burada tüm iticiliğime rağmen niye hala varım bilmiyorum. Sanırım bu da bir çeşit teknoloji köleliği.

Gitsem gidemeeeem, kalsam gönlüm razı değil.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Mısır… - 17 Temmuz 2017
Kediyi doyurmazsam! - 14 Haziran 2017
Koşulsuz “Ana” - 12 Mayıs 2017
Türk usulü NLP - 25 Şubat 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. irfan yılmaz dedi ki:

    Bu güzel yazıyı , profesyonel bir edebiyatcı uslubu ile yazan çaykaralı hemşerimi tebrik ediyorum. Öyle çok okuma fırsatım olmuyor, anlatmak istediklerimi bir silsile içinde bu yazıda buldum. Tebrik eder başarılar dilerim.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.