şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

Gençliğim Eyvah

Gençliğim Eyvah

Gençliğim
Eyvah!…

 

Peyami Safa’nın beni en çok etkileyen romanı “Fatih Harbiye”dir. Roman, Tanzimat
ve Milli mücadele sonrası Batılılaşma cereyanının ortasında yetişen gençliğin
yaşadığı tezadı, çıkmazı ve dramı anlatır. Belki iddialı görülecektir, ama
Batılılaşma travmamızı bu kadar kısa , öz ve etkileyici bir şekilde anlatan bir
roman yoktur.
 

Fatih Harbiye’de Neriman’ın “keman mı, ut mu?” hafakanları ve her akşam Fatih’e
giderken içinde kopan fırtınalar bu geçiş döneminin yaşayan neslin yaşadığı ruhi
çöküntüyü çok güzel resmeder.

Mutlaka okuyun…

Bu tip “hızlı” geçişler tüm dünyada sarsıcı sonuçlar ortaya çıkartmıştır.
Özellikle 20. yy’ın baş döndürücü hızı, bir yüzyılda yaşanan şok edici değişim
gençliğin ruhunu çökertmiştir.

68’liler, Hippiler, Rock gençliği ve şimdi Hip Hopçular; uyuşturucu, sex,
sorumsuzluk bu “hız”ın genç dimağlarda açtığı en büyük zarardır.

20. yy’ı bir kelimede tanımlamak gerekirse bunun adı “aşırılık” olmalıdır. Bu
aşırılık her şeye tesir etmiştir, teknolojik gelişimden, siyasi değişime ve
kültürel yozlaşmaya kadar her unsur bu aşırılıktan nasibini almıştır. Bu
aşırılık, “itidal”in hüküm sürdüğü bu topraklarda daha yıkıcı sonuçlara yol
açmıştır. Avrupa’nın “aç” adamının ihtirasını karşılamada “aracı” olan bu hız,
Müslüman coğrafyanın huzurunu bozmuştur. Biraz uyuşukluğa çalan sükunetin hakim
olduğu bu coğrafyada böylesine hızlı değişim ve dönüşümün toplumu sarsması
kaçınılmazdı ve öyle de oldu…

Neriman ve Şinasi’nin hikayesi işte bu değişim çağının tam orta yerinde cereyan
eder. Biri “Ut”a diğeri “keman”a gönül vermiş iki gençtir. Bu iki çalgının
temsil ettiği yaşam biçimi ve medeniyet algısı tanzimattan beri çatışmakta, bir
türlü “sentez”e ulaşamamaktadır. Sorun, her iki yaşam biçiminin de birbirini
kabul etmemekte ısrarcı olmasından kaynaklanıyordu…

Türkiye bu sorunu biraz sancılı veya metazori bir şekilde de olsa aştı. Fakat bu
“aşma” uzlaşmanın değil “tasfiye”nin sonucu oldu. Milli mücadele sonrası kurulan
genç Cumhuriyet, Batıya yetişmenin yolunu eskiye ait ne varsa tasfiye etmede
buldu. Giyim biçiminden, medeni ilişkilere, yemek yiyişimizden, musiki keyfimize
kadar hepsini “düzenleyen” yeni devletin tarzı o dönemin anlayışı içinde normal
karşılanabilirdi. Sosyal değişimin “devlet eliyle” yapılabileceğine inanılan bir
dönemde bunun olması yadırganmadı.

Bu tepeden “değişim”in sonucunda ortaya Batılılaşamayan lakin geçmişini de
unutan “mankurt” nesiller ortaya çıktı. Adı Türk ve Müslüman olan fakat yaşadığı
topluma karşı sorumsuz, bugün için yaşayan, dün nereden geldiğini yarın nereye
gideceğini düşünmeyen acayip makulesinden bir taife toplumun “genç” katmanına
yerleşti.

Tanzimatta yavaş yavaş başlayan, Cumhuriyet sonrası sistematik bir şekilde
uygulanan bu “mühendislik” çalışmaları sonuçlarını 60’lı ve yetmişli yıllarda
verdi. Bu gençliğin sağında ve solunda mevzilenen isimleri birbirlerini kurşuna
dizdi…

Bu teşhis iddialı gelebilir lakin bu gençleri karşı karşıya getiren “sebep”
Neriman ve Şinasi’yi tartıştıran sebeple aynıydı. Kavga aslında ut ve kemanın
kavgasıydı; doğu ile batının. Ve her ikisi de birbirine tahammül edemediği için
Çanakkale’den sonra yetiştirdiğimiz en kıymetli nesli sokak savaşlarına kurban
verdik…

Üçüncü ve dördüncü neslin durumu daha vahim…

Ağabeylerinin abartarak kavga sebebi ettiklerini yok saymaktalar. Ellili
yıllarda bol bol televizyon filmleri çevrilen türedi sosyete çocukları gibi
günlerini eğlence ve sefahatla geçirmekte, dünü bırakın kendi yarını ile ilgili
bir gayret içine girmemekteler. Yaşadıkları çevreye ve topluma karşı lakayt bir
ruh hali içinde serseri bir hayat yaşamaktalar…

Bu nesil serserileri için de barındırdığı gibi kendini bu topluma karşı sorumlu
hissedenleri de barındırmaktadır…

Gençliğin içinde Necip Fazıl’ın tabiri ile “yurduna, İslâm âlemine ve bütün
insanlığa model teşkil edecek bir gençlik” de bulunmaktadır. Lakin onlar
“kelaynak” sürüsü kabilinden parmakla sayabileceğimiz türden ve en acısı
toplumun “acıdığı” bir zümreyi teşkil ediyorlar. Bu çocuklar, ağabeylerinin
birbirini “gırtlakladığı”, kardeşlerinin dönüp tarafına bakmadığı “meseleye”
daha sağlıklı bakmanın endişesi içerisinde yaşarlar, kitap okurlar ve fikir
hürriyeti nedir bilirler; her ne kadar atalardan tevarüs etmeseler de…

Dikkat ediniz, etrafınızda bunlardan mutlaka birkaç tane vardır. Ve bu yeni
nesil bir “cemaat” olmaktan uzaktır. Çünkü, ne yazık ki, “çağdaş” cemaat “fikri”
boğmaktadır; İtirazsız itaatin olduğu yerde fikir olmaz…

Fikir ve gençlik birbirine tekabül eder. Çünkü ikisi de “itaat” etmez, kabına
sığmaz… Sığsa, fikir dünyayı değiştirmez; genç düzene başkaldıramaz…

Müslümanlar, bu “asi” gençlikten korkmayın!… Düşünceyle techiz edilmiş “isyan”
bu toplumun tanzimattan beri süregelen işkencesine son verecektir. Ve bunu, “ya
oğlum senin başka işin gücün yok mu?” diye dalga geçtiğiniz çocuklar yapacaktır…

Onlara cesaret verin çünkü Necip Fazıl’ın “Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava
taşını” gediğine koyacak onlardır, biz değil…

Son Güncelleme: 09:20 23 Mayıs 2008
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.