DOLAR 6,8760
EURO 7,7363
ALTIN 392,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 27°C
Parçalı Bulutlu
reklam

Hangi fırsat?

Köksal ibrahmağaoğlu
Jeolog-Sosyolog 1969 yılında Çaykara'nın Şahinkaya Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde ortaokulun bir kısmını Çaykara'da geri kalan kısmını Trabzon'da tamamladı. Trabzon Lisesinden mezun oldu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünü ve Anadolu Üniversitesi sosyoloji Bölümünü bitirdi. Trabzon Büyükşehir Belediyesinde jeoloji mühendisi olarak görev yapmaktadır. Evli iki çocuk babasıdır.
14 Ekim 2015 11:23
52.501
A+
A-

Hangi Fırsat?

Hayatı, ekonomik yaşamın iyileştirilmesini, ekonomik imkânların düzeltilmesini “fırsat yakalama” mantığına bağlama ya da bırakma…

Yaşam hakkını, yaşamı güzelleştirebilme hakkını “fırsat yakalama” mantığına ve fırsatı yakalayanların insafına bırakma…

Evet, kapitalizm, liberalizm, modernleşme, globalleşme kuşkusuz “büyük imkânlar” denilen kazanımların yanında “büyük acımasızlıkları” beraberinde getirmiş bulunuyor. Eşitsizlik, yoksulluk, yoksunluk, ezilmişlik, etnik kışkırtmalar, faşizan eğilimler vb. meseleleri azaltmak yerine katlayarak artmasına sebebiyet vermiştir.

Manevi değerler ile maddi değerler arasındaki tercih her geçen gün maddi değerler tarafına kayacak şekilde “ilerliyor”. Manevi değerlerle maddi değerler arsındaki makas her geçen gün kapanıyor. Bu açının kapanması demek; sahteliğin, sahtekarlığın, iki yüzlülüğün, münafıklığın, acımasızlığın, bencilliğin ortaya çıkması demek aynı zamanda..

Günlük yaşamının hemen hemen her alanı, “vatan”, “millet”, “din”, “kardeşlik” vb. kutsal kabul edilen değerleri rencide edecek, kelimenin hasbi anlamıyla şerefsizlik, sahtekarlık oluşturacak tarzda iken; başkasının bu kavramlara kendi kısır, güdük mantığı ile “ ihanet” ettiği yaygarasını, çığırtkanlığını yapması; sahtekarlık, ikiyüzlülük dışında ne olabileceğini sizin lügat hazinenize bırakıyorum.

“Vatan”, “Millet”, “Devlet”, “Din”, “Kardeşlik” kavramları fasa fiso kavramlar değil; ahlaki yönleri çok güçlü olan bir duruşla kaynaşmadıkları sürece su-i istimale her zaman açık kavramlardır. Baştan aşağı sahtekârlık dolu mantık içerisinde; kurnazlık, ikiyüzlülük, utanmazlık sızan görüş ve eylemlerin bu kavramlarla alakası yoktur…

Eğer dini inancımız, milliyetçiliğimiz, dünya görüşümüz sınıflar arası çatışmayı, toplumda var olan çatışmaları berraklaştırma yerine kamufle ediyor, kamufle edilmesine yardımcı oluyor ve bu anlamda kullanılıyor ise bu inançlarımızın tadilata ihtiyacı bulunuyor…

Soluğu ve takati tükenen buruk insanlık… İnsan ve toplum olarak kendimize soru sormalıyız.

Hülyalarımızı besleyen, gelecek rüyalarımızı gerçekleştirebilecek, derin itikadi, iktisadi ve kültürel bunalımdan kurtulmak için umudumuzu bağladığımız güç nedir?

Geleceğini güven altına almak, çocuklarını en iyi şekilde okutmak, imkânlar sunmak yalnızca bireyin elinde mi?

Hayatın akışı, yoksul bir babanın evladına alamadığı oyuncağa bakışını gözlerimizin önüne getirmiyorsa insani özümüze yabancılaşmışızdır artık…

“Meta fetişizmi” en parlak günlerini yaşıyor. Tüketim ve lüks alışkanlığı ahlaki endişeleri alt üst edercesine insanları ve insanlığı egemenliği altına almış bulunuyor.

Paylaşımcı, tok gözlü, manevi donanımı güçlü insanlar çoğalmadıkça hiçbir yoksulluğumuz azalmayacaktır.

Piyasanın, modern hayatın modern eğlence ve ilişkilerinin şeytani gücünü, büyüleyici ruhunu kültür dünyamızdan defetmediğimiz müddetçe, insanın kendine, kişiliğine, doğaya ve aşkın varlığa yabancılaşmasını önleyemeyecek ve bu kısır döngüden sağ çıkamayacağız.

Hor görülen, yaralanan, yalnızlaştırılan, onuru, kimliği, kişiliği zedelenen insanların hayallerini süsleyen şeyler üzerinde kafa yormadıkça, insanca bir hayat gereksiniminden yoksun insanlarla müşterek bir ütopya kurmadıkça insan ve insanlığımız her alanda yoksullaşmaya devam edecektir.

Ütopya, insani bir duyarlılıktır. Bu hayatta şerefli bir yer edinme gayretinin diğer bir adıdır.

Göze ve gönle çekilen perdeyi aralayan bir ışıktır ütopya…

Hayatımızın en kıymetli gayesi nedir ve bu gayeyi kalbimizin saf aynasıyla yüzleştirebilmeye cesaretimiz var mı acaba?

Selam ve sevgiyle.

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.