şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

Hayaldi Hüsran Olmasın

Hayaldi Hüsran Olmasın

Bulutların üzerinde, herşeyin gönlümüzce olduğu bir dünya. Kırmızı panjurlu bir ev, sonsuza dek mutlu bir hayat. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım nikah memuruna.

Birkaç yıl öncesine kadar Avrupa’da kokuşmuş aile yapısına ek olarak gündemden düşmeyen boşanmalar artık Türkiye’de de gündemde. Yakın zamana kadar boşanma nedenleri arasında anne-babaların hayallerinin önemli rolü vardı. Çocuklarının iyiliğini düşünme bahanesiyle kendi hayatlarının yaşanamayan kısımlarını çocukları üzerinden telafi etme güdüsü içerisinde hezeyanla sonuçlanan evlendirme gayretleri… Bir diğer ifadeyle; anne-babalar, kendi hayalleri üzerinden kıstaslar belirleyip, hayatlarının eksik paragraflarını çocuklarının geleceğiyle dolduruyorlardı. Ki bu doldurma telaşı tâ küçük yaşlarda “benim oğlum doktor olacak di mi yavrum” gibi benzer cümlelerle devreye girdi hep. Bu tür başlangıçlarda hayal kırıklığı yaşayan çiftler, büyük oranda sineye çekerek yola devam ediyorlardı (Tabi istisnalar müstesna). İnsan yerine koyulmayan kadın ve evinin direği ya da hayatının kazığı olan erkek ikilisinden, güdülesi ömür törpüleri ortaya çıkıyordu. Aşk mı? O da ne? Ne bahçeye ekilir. Ne tuzlayıp turşu yapılır.

Bu dönem evliklerde boşanma vakalarına sık rastlanmıyordu. Çünkü evlilik için yola çıkan çiftlerin pembe panjurlu hayalleri yoktu. Beklenti olmayınca, hüsran da haliyle olmuyordu. Daha çok, hayatın dikenli telleri arasında nasıl yol bulacağını öğrenirdi müstakbel karı-koca adayları. Dolayısıyla da ayağa batmayan bir çivi, ayağa batan bir dikenden iyiydi. Bir de fazla boşanma örnekleri yoktu. Boşanmaya ait bir yol haritası ya da sonrası için bir prospektüs yoktu.

Şimdilerde ise nikâhlar bulutların üzerinde kıyılıyor. Her şey tozpembe. Ne zaman ki ortamın rengi pembeden kırmızıya dönüşüyor, çiftler soluğu boşanma davalarında alıyor. Çünkü artık boşanmak o kadar da yadırganacak bir şey değil. Ki artık kolu-komşu baskısı da yok. Ha bir kapıdan girdin, ha da diğer kapıdan çıktın. Bu kadar basitleşti. Sağolsun televizyon dizileri bizi bu konuda bir hayli bilinçlendirdi(!)

Evlilik tıpkı mutluluğu bulma adına hedefe varana kadar doldur boşalt yapma işine döndü. Televizyon dizileri; mükemmel saraylar içinde mükemmel hayatları, ama hakikatte olmayan ve hiç yaşanamayan hayatları sunuyor bize. Gözlerinin içine bakarken kendinden geçen aşıkları seyrediyoruz. Tıka basa nostalji, tıka basa romantizme melül melül bakakalıyoruz. Sonra, böylesi yaşanılası hayatlara talip oluyoruz. Muhtemel adres nikah masası tabi ki. Sonra ne oluyor? Birkaç sabah sonra ne ayağımızıyerden kesen bulutlar, ne de gözlerinin içinde aşk heceleri. Sadece iris. Daha da iyi bakınca belki retina.

Şimdi evlenecek olan çiftler, evlilik kararlarında her ne kadar salâhiyeti kendi ellerine almışgözükse de durum hiç de zannedildiği gibi değil. Eskiden kızına gelinlik hazırlayan anneler, o gelinliğin, kızının kefeni olana dek hayatının bir parçası olmasını arzu ederdi. Şimdi ise anneler çocuklarına önce, müstakbel eşlerinin evi üstüne yaptırması hususunda, sonra da dünyayı ayaklarının altına sermesi hususunda, özetle çocuklarının hayatlarını çıkar uğruna şekle koymasıhususunda bir hayli yol gösteriyor(!) Hani n’oldu bizim aşk. Muhtemelen kontrata ilave edilmeyen bir paragraf. Netice itibariyle de hikâyenin son paragrafı mahkemede yazılıyor. Hal böyle olduğunda, ‘eşini ipotek’ niyetiyle yola çıkardığı çocuğunun enkazına ağıt yakmanın izahı da ancak açgözlülüktür, ferasetsizliktir.

Bütün problem “beklenti”sözcüğünün içinde yatıyor. Eşlerin birbirlerinden beklentileri ne? Evlilikten beklentileri ne? Anne-babaların beklentileri ne? Her şeyden önce kendi hayatlarımızı hiçe sayıp başkalarının uyduruk senaryolar üzerinden kurguladığıhayatları izlemeye tercih ettiğimiz ekranlardaki hayatlar gerçek değil. O aşklar gerçek değil. Apış arasına istiflenmiş bu yeni stil aşkın kitabındaısrarla “Aşk, göz göze bakabilmektir.” deniliyor. Hayır; o gözler bazen acıya, bazen öfkeye, bazen sıkıntıya bakacak. Bu kutsal kavramın bakış açısıancak “Aynı yöne bakabilmek.” ile izah edilmeliydi.

Son Güncelleme: 15:55 10 Şubat 2013
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.