şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

Hüzünlü tebessüm…

Sami Ayan

Sami Ayan

21 Aralık 1972'de Çaykara'nın Şahinkaya Köyünde doğdu. İlkokulu Şahinkaya II İlkokulunda 1983 yılında, Ortaokulu Çaykara İnönü Lisesi Orta kısmında 1986 yılında, Liseyi Çaykara İnönü Lisesinde 1990 yılında tamamladı. 2000 yılında 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Muhtelif kamu görevlerinde bulundu, bulunmaktadır... Yöresi ile ilgili basılı kitap ve değişik yayınlara imza atmıştır. Amatör olarak fotoğrafla uğraşmaktadır. Evli iki çocuk babası olan Sami Ayan yöresi ile ilgili araştırma ve derlemelerini de sürdürmektedir.

Bir Ahmet Kama geçti bu dünyadan…

Peygamberimizin “tebessüm sadakadır” sünnetine uygun olarak ömür boyu sadaka dağıttı. Yüzünde hep hüzünlü bir tebessüm oldu. Ağlamak ile gülmek arasında ama tebessüme yakın bir tebessüm. Ahmet amcayı hep böyle hatırlıyor, hep böyle canlandırıyorum gözümde.

Sohbeti şerbet gibi, kalbi yumuşak, yüreği merhametli, tavrı sevecen, şefkati babacan…

Görmüş, geçirmiş, güngörmüş bir gizli aydın..

Onun bu özellikleri de herkese açık değildi.

Onun içine girmek lazımdı onu tanımak için. Çeşitli vesilelerle onu yakından tanıma, onunla yakın teşrik-i mesaide bulunma, sohbetinden istifade etme imkanı bulma şerefine erişmiş olmayı bir bahtiyarlık sayıyorum.

Baba dostuydu. Babasının da kendisinin de dostlarının dostuydu.

Hayatı güzel kılmak için yaşardı adeta. Hiçbir gizli hesabı, gizli ajandası yoktu. Mert dümdüz bir insandı. İnsanlar arasında hiyerarşiyi tanımazdı. Onun yanında yöresinde keder olmazdı. Kan kussa kızılcık şerbeti içerdi. Espriliydi. Fıkra gibi adamdı. Bir meseleyi çok güzel anlatırdı. Ağızından bal damlardı.

Her zaman şık, her zaman zarif, hep şakacıydı…

Tatlı dilliydi. Şiir gibi anlattığı meseleleri el ve parmak efektleriyle süsler, gerektiği yerde meseleyi daha da açan açıklamalar ilave eder, eksik bir şey bırakmazdı. Sohbeti her zaman demli idi.

İnsanların dertten saydığı çoğu şeyi dert etmezdi.

Dört tane değerli kızının eğitimi için fedakarca koşturdu. Ben özellikle son kızı Hayriye kardeşimi takibinin tanığıyım. Onu güvercin hassasiyetiyle takip etti hep. Sonra iyi bir hekim olduğunda o da babasını …

Erzurum’da öğrencilik yıllarımda başladı yakın muhabbetimiz. En küçük kızı Hayriye Tıp Fakültesini kazanınca Ahmet amca da Rahime halamızı alıp Hayriye’nin ardından Erzurum’a taşındı. Orada biz de öğrenciyiz o yıllarda. Babamın has adamı olduğundan hemen bize ulaştı. Evine davet etti. Biz oyalanınca geldi bizi buldu aldı, eve götürdü. “Bakın burası sizin evinizdir. Yemek içmek her türlü ihtiyacınızda buraya geleceksiniz. Rahime halamız da aynı sıcaklıkla karşıladı bizi. Ben üniversiteye biraz yaşlı gitsem de -gurbet gurbettir- arada bir Ahmet amcaya uğrar, hasret giderirdik. Kendisi zaten neşeli bir insan, köye de özlemi var, Rahime halamız ayrı bir neşe kaynağı zaten. Dolayısıyla onların evindeki muhabbetlerimiz tam bir Çaykara ortamı olduğundan memleket havası aldığımız alandı. Onların bir arada olduğu ortam huzur ve neşe ortamıydı.

Erzurum’dayken Ahmet amcanın kalp damarlarında bir tıkanıklık tespit edildi. Tıp Fakültesinde ameliyat olacak. Ben de yurtta kalıyorum. Tabi birbirimizden haberimiz var. Dedim Rahime halaya “Halacığım ameliyatta kan vb ihtiyaç olursa haber verin.” Ameliyat günü geldi. O zaman cep telefonu yok. Rahime halamız kaldığım yurdu aradı, ismim anons edildi. Bir cumartesi sabah saatleriydi. Baktım telefona Rahime hala: “Sami Ahmet amcan ameliyata girecek kana ihtiyaç var.” Hemen bir iki arkadaş buldum ve hastaneye gittik. Güya kan vereceğiz. Kahvaltı yapmadan gittiğim için olacak daha bir şırınga kanı kolumdan çektiklerinde ben sapsarı kesildim ve yarı baygın bir hale geldim. Kan veremedik tabi. Ondan sonra defalarca kan vermeme rağmen çok sevdiğim Ahmet amcaya kanım nasip olmadı. Neyse diğer arkadaşlarımızdan kan temin edildi ve ihtiyaç giderildi. Ahmet amca by-pass ameliyatı oldu. Göğsünde derin bir yarık. Ziyaretine gittik. Kalkamıyor ama yatmak da istemiyor. Uşaklar kusura bakmayın diyerek kesik kesik nefesler alıyor. Yapma etme amca yat yatağına diyoruz ama canıyla uğraştığı o haline rağmen bizi hoş karşılamak derdinde. Böyle özel böyle güzel bir adamdı….

Sonra Hayriye Samsun’a yatay geçiş yaptı. Ben de aynı şekilde Samsun’a geçtim. Ahmet amcanın sağlığı düzeldi. Samsun’da Of-Çaykara Derneği lokalini çalıştırıyor. Ben de son sınıftayım. Evime yakın. Ahmet amcayı çok seviyorum ve haftada birkaç akşam onun yanına takılıyorum. O da solculara… Rahmetli sol ağırlıklı dernekte Demokrat Parti kökenli bir tek kişi olarak tüm solculara laf yetiştirirdi. Kimsenin de söz ustalığı konusunda onu geçtiğine tanık olmadım. Sözleri kırıcı değil ama inceden ve iğneleyiciydi. Karşı taraf mesajını da dersini de alır, üstüne karnından gelen bir kahkahayla gülerdi ki bu da yediği iğnenin hediyesi olurdu. Orada çok tatlı muhabbetler, çok sıcak bir arkadaşlık yaptık. Babamın dostu benim de dostum olmuştu. Ahmet Kama adı geçtiğinde yüreğimde bir muhabbet, yüzümde içten bir tebessüm oluşur oldu hep.

Kızlarının eğitimini tamamlayınca Ahmet amca boşa çıktı. Kızlar ona Ataköy’de bir ev yaptılar. O da memlekete geri döndü. İki yıl önce bir hasta ziyareti sırasında beynine emboli atmasıyla ciddi bir rahatsızlık geçirdi. Yatağa bağımlı hale geldi. Kızı Dr. Hayriye ve diğer kızları Fatma ablamız, Ayşe hoca ve tabiî ki Gülümay onunla çok iyi ilgilendiler. Ve hak vaki oldu. Kendisine geçen hafta ebediyete uğurladık. Cenazesi her düşünceden insanın katıldığı çok kalabalık bir cenaze oldu. Büyük kızı Fatma Hocam ile konuşurken bana şöyle bir ifade kullandı: “Babam çok güzel bir adamdı” Mezar başındaki içten hıçkırıkları ve gözyaşları ile tamamladığı bu duygu seline sonuna kadar katılıyorum. Evet “Doktorun Ahmet” çok güzel bir adamdın.

Ahmet Amca ansiklopedi gibi adamdı. Her konuda ufku açık bilgili ve görgülü zeki bir adamdı. Hayatı boyunca fıkra olabilecek birçok olayın içinde aktör oldu. Sırası geldiğinde sözün en etkilisini bulur ve lafı gediğine koyardı. O son sözü söyler ve o sözünü söylediğinde kimseye söyleyecek söz kalmazdı. Şimdi size Ahmet amcamızın birkaç hikayesini nakledeyim.

Seni hep rahmetle, minnetle, şükranla ve hasretle anacağım….

“Bizum çecukler gençluklerinden hep ülküci olur. Hacan sofra kuracakler ya geçerler ANAP’a ya Doğru Yol’a…”

CENAZE NEMAZİNUN SECDESİ YOK

70’li yıllarda siyasette sağ-sol ayrımının şiddetle yaşandığı dönemlerde bir gün bir grup Şurlu Trabzon’dan köye bir cenazeye geliyor. Çaykara minibüslerinde devam eden yolculuk sırasında Mustafa Ayal minibüsün içerisine bir göz atar. Bakar ki cenazeye gelenlerin çoğu Halk Partili.(solcu) Kendisinin dışında tek Adalet Partili(sağcı) olarak arabada bulunan Ahmet Kama’ya sessiz bir şekilde:

-Ola Ahmet göya solcilari güleruk. Ya bak arabaya ikimuzden başka sağci var mi? Araba solci doli.

Konuşmaya kulak kabartan Dursun Ali Altuncu:

-Ola sağcilarda brak muslimanluği insanluk yok. Goya muslimanluği da kimseye brakmasunuz.

Ahmet Kama’nın Dursun Ali Altuncu’ya cevabı keskindir:

-Yaho cenaze nemazinun secdesi yoktur. Siz ondan ihmal etmesunuz cenaze nemazlarini.

(Minibüste bulunan rahmetli Hamit Topaloğlu bu konuşmadan sonra cenazeye gidileceği zaman Ahmet Kama’yı “Ahmet hayde bi Halk Partisi nemazina” diye çağırır.)

BİRAZ İMANUN VAR İSE CHP’YE OY VER

Şahinkaya köyünden Nazım hoca(Güvercin) İl genel meclisi üyeliğine aday olan bir arkadaşı için Ahmet Kama’dan CHP’ye destek istemektedir. Uzun uğraşlarına rağmen ikna edemediği Ahmet Kama(Doktor)’ya son sözünü söyler:

-Ola biraz imanun var ise habu adama oy ver ne olur sağa?

Ahmet Kama’nın cevabı hazırdır…

-Biraz imanum olsa, ya da hiç olmasa CHP’ye oy verurdum temam. Ama bende var dağ gibi iman. Onun içun veremeyeceğum kusura bakma Nazim Ğoca!

AHMET! KİM VAAZ ETTİ?

Doktor Kama emekli olmasına rağmen Cuma günleri Kadahor camiinde fahri olarak vaizlik yapmaktadır. Bir Cuma sabahı ayakları şişince oğlu Ahmet Kama’ya;

-Oğlum git müftüye söyle ben bu gün gelemeyeceğim yerume birini görevlendursun.

Çaykara’ya inip durumu müftüye haber veren Ahmet Kama babasının Çaykara’ya inmeyeceğini bilmenin de verdiği rahatlıkla kahveye domino oynamaya geçer. Oyuna dalar, bu arada Cuma namazını da kaçırır. Bu arada araba bulan babası Doktor Kama Ahmet amcanın ardından Çaykara’ya iner, camideki vaazını yapar ve namaz sonrası kendisini getiren araçla hemen Hadialtı’ndaki evine döner. Akşam eve dönen Ahmet Kama da babasını sabah bıraktığı yerde yatar halde bulur. Getirdiği gazeteyi babasına okumaya başlar. Gazeteyi dinlemekte olan Doktor Kama arada sorular da sorar:

-Ahmet ne var ne yok Çaykara’dan? Cumayi nerde kildun?

-Yokarki camede,

-Vaazi kim yapti?

Ahmet Kama babasının Çaykara’ya inmediğinden emin bir şekilde;

-Ne bileyim bi serseri. Uzatti da uzatti…

-Oooo oğlum bobani da tanimadun.

MEKANIN CENNET OLSUN…

(Not: Buradaki hikayelerde siyasi ifadeler geçse de bu durum olayın taraflarınca engin hoşgörüyle karşılanır hiçbir şekilde dargınlık ve küskünlük vesilesi yapılmazdı.)

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. ALİ KEMAL AYDIN dedi ki:

    Sevgili kardeşim SAMİ Bey öncelikle ahtı vefa özelliğinizden güzelliğinizden dolayı tebrik ederim. Değerli büyüğümüze ağabeyimize ALLAH rahmet eylesin. MEVLAM mekânını makamını cennet eylesin. MEVLAM AİLE yapısına sevenlerine dostlarına sabır ve tahammüller nasip eylesin. Ölüm ders almamız gereken en büyük ana konulardan biri olduğu düşüncesindeyim. Ateş düştüğü yeri yakar. BİAT kültürü yaratana ( ALLAHA ) ve Hz. Peygamber (asm) a uygundur. AİLE kültürü yapısı dâhilinde uygun olmadığını gözlemlediğimi ifade edebilirim. Kontrolsüz güç güç değildir… SİZ varsanız BİZ varız….SELAMLAR – SEVGİLER…..

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.