DOLAR 5,5773
EURO 6,1735
ALTIN 271,2
BIST 95.734
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 26°C
Gök Gürültülü
reklam

Bir kamera bir tripot ve Muhsin’ce bir veda…

Sami Ayan
21 Aralık 1972'de Çaykara'nın Şahinkaya Köyünde doğdu. İlkokulu Şahinkaya II İlkokulunda 1983 yılında, Ortaokulu Çaykara İnönü Lisesi Orta kısmında 1986 yılında, Liseyi Çaykara İnönü Lisesinde 1990 yılında tamamladı. 2000 yılında 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Muhtelif kamu görevlerinde bulundu, bulunmaktadır... Yöresi ile ilgili basılı kitap ve değişik yayınlara imza atmıştır. Amatör olarak fotoğrafla uğraşmaktadır. Evli iki çocuk babası olan Sami Ayan yöresi ile ilgili araştırma ve derlemelerini de sürdürmektedir.
23 Mayıs 2019 20:32
3.209
A+
A-

Gazetecilik zor, zor olduğu kadar da heyecan veren bir meslek; hatta iflah olmaz bir virüstür. Haber yapma duygusu-güdüsü engellenmesi zor bir güdüdür. Gazetecilik gerçek anlamda haber kovalayanlar için son derece zahmetli, zahmeti rahmetini karşılamaktan uzak bir iştir. Gazeteci en özel görüntüye ilk önce ulaşmak, bir haberi herkesten önce yapmak ve yayınlamanın peşindedir. Tatmini de çoğu kez maddi değil sadece manevidir. Tarihe mal olmuş önemli bir olayı görüntüleyen ve haberleştiren bir gazeteci bunu bir madalya olarak kabul eder ve o haberi ilk duyuran olmanın hazzını ömür boyu yaşar.

Merhum Abdülkadir Nişancı geçen yıl aynı bölgede çekim yaparken

İşte Abdülkadir Nişancı da dünyanın en tehlikeli yollarından birisi olmakla şöhretli Derebaşı Virajlarının bu yıl açılışını ilk görüntüleyen olmak, Dünyanın en ‘tehlikeli yolu ulaşıma açıldı’ haberini ilk önce geçebilmek için çıkmıştı ucu 150 metre aşağıdaki azgın sulara uzanan kar kütlesinin üzerine. O anda tek hedefi o görüntüyü almaktı. Buna konsantreydi. Önceki yıl da bu coğrafyayı ilk o görüntülemişti. Hatta bana bu yola gideceğini yazmıştı.    

O kısa diyalog buradadır. Yazılı başlayan bu diyaloğu telefonla devam ettirmiştik. Oralar ile ilgili bilgi ve tecrübemi kendisiyle paylaşmıştım. Bu yıl haberleşmedik giderken. Düştüğünde öğrendim gittiğini… İlk duyduğum anda sonucu kestirmiştim ne yazık ki. (Bu yazı aslında o zaman yazıldı) O coğrafya hataya şans tanımayan bir coğrafyaydı. Abdülkadir diyorum içimden, nasıl çıkarsın uçsuz bucaksız uçurumun üstüne hem de kar kütlesine. Bu kader, başka izahını bulamıyorum. Kader vuku bulacaksa irade devre dışı kalıyor demekki. Hayat bir anlık işte. Ayağın kayması kadar kısa … Derebaşı’nda bir kamera bir tripot kaldı, cesur ve fedakar bir gazetecinin ardından. Bir eş ve bir de iki çocuk. Bir ülke dolusu da yaralı yürek…

Abdülkadir’i Bayburt’tan tanırım. Hep gazetecilik faaliyetleri yaptı. Bayburt gibi yoğun gündemi olmayan bir şehirde sadece ve sadece gazetecilik ile geçinmeye çalıştı. Bunun için her gün koştu, koşturdu. Gazeteciliği hep en önde tuttu. Gazeteciliği sadece ve sadece doğru haberi alma ve doğru haberi ulaştırma olarak yaptı. O uğurda da can verdi. Buna şahidim.

Temiz, nazik, zarif bir kişiliği; yakışıklı bir şemaili; kısık, tevazu içeren bir ses tonu; bir eşi, iki kızı, bir trpotu, fotoğraf makinesi,  kamerası, güzel bir dostluğu ve güzel dostları vardı. Kuzeni Zübeyr Nişancı’nın onun hakkında söyledikleri benim söyleyeceklerimi tamamlar nitelikte: “Bayburt’ta titiz ve temiz anlamında tırındaz diye bir kelime kullanılır. Abdulkadir ailede daha ilkokul yıllarından beri hep “o tırındazdır” diye anılageldi. Bizde rahmetli babaannem onu “çamurlu yolda yürür paçasına çamur değdirmez” diyerek överdi.”

İşte böyle bir Abdülkadir Nişancı geldi geçti bu dünyadan. Bayburt’ta bulunduğum dönemde sıkça görüşürdük. Ayrıldığım sekiz yol içinde görüştüğümüz ise sayılıdır. Ama Bayburt deyince aklıma gelen ilk birkaç kişiden biriydi. Orada her açıdan güvenilir bir Abdülkadir olduğunu bilirdim. Gönlümde sıcak bir yeri vardı.

Kaderini merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve onunla birlikte aynı kazada can veren gazeteci İsmail Güneş ile benzetiyorum Abdülkadir’in. O da temiz, dürüst, mütevazı bir insandı. Onun gibi soğuk bir dağda kader ördü ağlarını. Ve onun gibi tüm ülkeyi ona dua ettirdi Allah(c.c) Derdi sadece haber yapmak olan gazetecilere selam Abdülkadir söylemek zor ama sana rahmet olsun…

Bu acı kazadan bugüne 13 gün geçti. Bu sürede yüzlerce kişiden oluşan uzman arama kurtarma ekibi Abdulkadir’i büyük bir gayretle aradı ve maalesef iki askerimiz de yine bu çalışmalar sırasında şehit düştü.

Abdulkadir kardeşimiz ile Jandarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş Mustafa Gidergelmez ve Jandarma Uzman Çavuş Eyüp Kapaklıkaya’ya Allah’tan rahmet, diliyorum.

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

  1. Fahrettin dedi ki:

    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.Geride bıraktıklarına sabırlar diliyorum.