DOLAR 5,7898
EURO 6,4559
ALTIN 277,4
BIST 98.415
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 20°C
Sağanak Yağışlı
reklam

Remezan borisi iftar ve temcit…

18 Mayıs 2019 17:43
3.122
A+
A-

-60’lı Yıllar Çaykara-Şur- (Ğ)Hadi’da Ramazan-
“Remezan Borisi”, yani Ramazan borusu ya da borozanı. Bizim mahallede hatta köyde ve de Çaykara’nın diğer köylerinde Ramazan ayının en önemli vakit duyurma enstrümanıydı. İnsanlar oruçlarına onunla başlar, iftarlarını onunla açarlardı.

Akşam iftar saati yaklaşınca dedemle birlikte aşağı (ğ)hayata çıkar, remezan borusunun (borisinun) sesini duymak için beklerdik hep. Boru çalar, oruç tutan büyüklerimizde iftar yapardı. O boruyu kim çalar, nereden çalar, neye göre çalardı ona akıl erdiremezdim. Dedem beklerken sabırsızlanır, iki de bir köstekli saatine bakar cık cık cık eder, borunun geç ötmesine yani çalınmamasına söylenir dururdu. Bana da “duydun mi…duydunmi… benum kulağum eyi duymayu, sen eyi dinle kulağuni o tarafa ver diye sıkı sıkı tembih ederdi.

Ve sabırsız her bekleyişin sonunda, boru yani borozan çalardı.

-Buuuuooooovvvvv…. buuuoooovvv …. buuvvv
Çok çok uzaklarda çalınıyormuş gibi boğuk anlamsız ve yerin dibinden geliyor gibi gelen iniltiye benze tek tüze bir ses.

Buuuooovvvv. buuuooovvvv…. buuuuooouuvvv!

Beş altı defa öter ve biterdi. Bu ses karşıdaki Mimilos köyünden mi, yan karşıdaki Şinek’ten mi, yoksa bize yakın Lazkıran ve Zoroş mahallelerinden mi gelirdi diye merak eder, çocuksu bir çekingenlikten olsa gerek kimseye de sormazdım. Belki de hayalimde canlandırdığım borunun öttürülme yerinin, şeklinin ve öttürene yüklediğim kahramanlık misyonunun biteceği endişesiyle öğrenmek de istemezdim.

Boruyu çalan kişi Erzurum Radyosunda , “Erzurum ve Çevresi için iftar vakti” anonsundan sonra okunan ezan bittikten 2 dakika sonra çalması gerekirken milletin orucunu kazaya uğratmamak adına en az 5-6 hatta 10 dakika daha geç çalardı. Bu da bir taraftan saatine bakan ya da radyodan Erzurum ezanını duyan diğer taraftan borozanın sesini duymak için bekleyenleri gerer, sinirlendirir ve iftar öncesi strese sokardı.

Çalınan ramazan borusunu sonra gördüğümde çok şaşırdım. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Hayalimdeki boru çok büyük olmayan, gramafon hoparlörü gibi, parlak sarı bir şeydi. Gördüğün boru (borozan) ise 80- 100 cm. boyunda üflenen yeri dar, ucu geniş huni biçiminde tipsiz, şekilksiz bana göre çirkin mi çirkin sıradan bir boruydu. Öttürmek, sesini çıkartmak da çok zordu. Tekniğini bilmek ve kuvvetli bir nefese sahip olmak gerektiriyordu.
Bize yakın cami yoktu ve Çaykara çevresinde hiç bir camide hoparlör bulunmazdı. Herkeste radyo da olmazdı. Bu durumda iftar ve sahur vakitlerini bildiren tek araç Ramazan borusu idi ve o buru sesiyle oruca başlamak ve iftar yapmak zorunluydu.
O yıllarda zordu oruç tutmak. Hele ramazan ayının Haziran temmuz, ve ağustos aylarına geldiği zamanlarda çok daha zordu. Uzun ve sıcak günler, inşaat, tarla, çayır kesme gibi ağır ve yorucu işler yaparken oruçlu olmak çileydi. Çok zordu ama hemen herkes de orucunu tutardı. Hasta olup tutamayanlar da tutar gibi davranır öyle yaşardı.
Ramazan ayının yemekleri özel olurdu. Temcit pilavı yerleşmiş ve her bölgede bilinen bir deyim olsa da, bizimkilerin temcitte (sahurda) ki favorisi kuymaktı. 30 gün otuz kuymak. Yanında kesme makarna, komposto – hoşaf ve olmazsa olmaz çay olurdu.

İftar yemeği çorba, ana yemek, pilav tatlı ve çaydı. İftar da zeytin, hurma olmazdı. Kimse “onlarla iftar açmak sevaptır”ı da bilmezdi. Söylmezdi de… Herkes orucunu su ile açar sevabı böyle kazanırdı.
Sofrada pide salı günleri akşamı dışınde -ki o akşamda çok az sofra da olurdu- olmazdı. En iyi ekmek sıcak mısır ekmeğiydi. Hele de kukur saç altında taş üstünde pişirilmişse lezzetine doyum olmaz, büyük bir iştahla yenirdi.

Ramazan borusu çalınca iftar açılırdı.
Ve açık olan radyodan gür bir ses ; “Allahım! sana inandım sana güvendim. Senin verdiğin niğmetlerle orucumu açtım…. Hamd olsun verdiğin nimetlere …sağlık ve afiyete….”

Sonra akşam namazı, çay faslı ve teravih namazı.
Sahur yemeklerinin en eğlenceli yanı çocuklar olurdu. Oruç tutmayan çocuklar sahurda sofrada olmak için uyumak istemez, uykuya direnseler de dayanamaz uyurlardı. “Temcitte beni de kaldırın derler ama çoğunlukla uyandırılmazlardı. Uyananlar bir kedi gibi sofranın kurulduğu yere sokulur ve büyüklerden davet beklerlerdi.

O dönemde en çok konuşulanlarla bitireyim.
“Allah kolayluğuni veruyu…”
“Akşam uyanamaduk kalkamaduk ama zorlanmadan urucumi tuttum.”
“Allahuma güç gitmesun ama çok susadum.”
“Bu gün sigara kafama açayip vurdi.”
“Bir ay göz açup kapayincaya kadar geçti.”
“Busene da 1 güni yediler, bu remezani 29 güne indirdiler.” (ramazan ayının ay yılına göre olduğunu hiç kimse bilmedi)
“şükür bu sene da urucumuzi tuttuk, seneye ya nasip…”

NACİ ALTUNCU

ETİKETLER: ,
YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.