ÇaykaraDernekpazarıÇaykara KöyleriÇaykara Köyleri HaritasıÇaykara NeredeUzungölÇaykara nedirWhatsApp Link Oluşturma
DOLAR
32,5805
EURO
34,8346
ALTIN
2.418,98
BIST
9.645,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon
Parçalı Bulutlu
26°C
Trabzon
26°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
29°C
Perşembe Az Bulutlu
23°C
Cuma Çok Bulutlu
17°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
reklam

SİYASET, RAHMET, CEZA, ÖNLEM, BAĞLAMINDA DEPREM

23.02.2023 01:30
A+
A-

Türkiye, sismik olarak oldukça aktif bir ülkedir ve hem Avrasya levhası, hem de Arap levhası ile Afrika levhası arasında yer almaktadır. Ayrıca; kendi sınırları içerisinde Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı ile deprem kuşağındadır.[1]

AFAD’ın verilerine göre; 06.02.2023, saat 04:17’de 7,7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi olan deprem, yerin 7 km altında gerçekleşti. Saat 13.24’te ise merkez üssü Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesi olan 7,6 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi.[2]

Deprem; Kahramanmaraş, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya ve Hatay’da büyük yıkıma yol açtı.[3]

18.02.2023Cumartesi saat 14.20 itibariyle 39.672 ölü, 108068 yaralı, 24.921 bina yıkılmıştır. (TV 24). Gazeteciler, bilim adamları, bölgeden gelen haberler kayıpların çok daha büyük olduğu yönündedir.

Japonya, tüm dünyada yaşadığı büyük depremlerle biliniyor ancak bu depremlerin şiddeti ne olursa olsun ülkede tek bir kişi bile yaralanmıyor. Tüm ülke vatandaşları için deprem sadece bir doğa olayı. Peki, Japonya bunu nasıl başardı? İşte, deprem karşısında Japonya’nın izlediği yöntemler…

BİNALAR ESNEME PAYINA SAHİP: Japonya’da çok fazla yüksek katlı bina var ve bu yapılara esneme payı denilen bir sistem uygulanıyor. Buna göre; bina temeline eklenen kauçuk tamponlar sayesinde deprem anında yerden gelen titreşimler binayı titretmek yerine sallıyor. Böylece, çok şiddetli depremlerde bina esneyerek gelen şiddetli darbeyi yumuşatıyor.

Ayrıca yapı temelinde kullanılan tampon sıvılar deprem sırasında şiddetin azalmasını sağlıyor. Tampon görevi üstlenen sıvı, sallantının ters yönünde hareket ederek depremin şiddetini azaltıyor.

SIKI BİR DEPREM YÖNETMELİĞİ UYGULANIYOR: Japonya devleti, deprem yönetmeliğine sıkıca bağlı. Ülkedeki tüm yapılar bu şekilde inşa ediliyor ve düzenli olarak denetleniyor.

DEPREM ERKEN UYARI SİSTEMİ VAR: Japonya’da vatandaşlara deprem ve tsunumayi önceden haber veren bir erken uyarı sistemi bulunuyor. Cep telefonlarında yer alan bu sistem sayesinde deprem dalgaları o bölgeyi vurmadan 5-15 saniye önceden telefonlara ‘Jishin desu! Jishin desu!’ (Deprem oluyor! Deprem oluyor!) diye tekrarlayan yüksek sesli bir uyarı gidiyor.

Bu uyarıyla kendisini hazırlayan Japonlar, güvenli bölgeler gidip hayat üçgeni oluşturarak depremi ve tsunumayi atlatıyor.

TRENLERDE DEPREM SENSÖRLERİ VAR: Ülkenin birçok yerinde hızlı trenler kullanılıyor. Trenler, depremi önceden bildiren sensörlere sahipler. Böylece bir deprem anında tren durduruluyor ve yolcuların güvenliği sağlanıyor.

2011 yılında 9,0 büyüklüğünde bir deprem atlatan Japonya’da o sırada 27 tren aktif biçimde çalışıyordu. Her bir trene ana deprem öncesi bildirim ulaştı ve trenler, büyük depremden önce durduruldu.

DEPREM ACİL TELEVİZYON YAYINLARI: Japonya’da bir deprem anında, tüm televizyon kanalları acil resmi deprem yayınına geçiyor. Bu yayında insanlara; güvenli bölgeler, artçı depremler, olası tsunami hakkında bilgi veriliyor.

ÇOCUKLAR KÜÇÜK YAŞLARDAN İTİBAREN EĞİTİLİYOR: Ülkede çocuklar küçük yaştan itibaren depremi ve nasıl korunmaları gerektiği hakkında eğitiliyor ve okullarda ayda bir kez deprem tatbikatı yapılıyor.

Tatbikatlar sırasında en yaygın yöntem, çocukların sarsıntı bitene kadar sıralarının altına girip masa ayaklarına tutunmaları. Dışarıda oynuyorlar ise öğrencilere, düşen enkazın altında kalmamak için doğrudan açık bir alanın merkezine gitmeleri öğretiliyor.

DEPREM ÇANTASI: Japonya’da her ailede muhakkak bir deprem çantası bulunuyor.

SU TAHLİYE TÜNELİ: Tokyo şehrinin altında bulunan su deşarj tüneli; tsunami gibi sel felaketlerinde sel sularını topluyor ve suyu güvenli bir şekilde Edo Nehri’ne yeniden boşaltıyor. Böylece, şehir büyük bir sel felaketinden korunuyor. 13 yılda yapılan tünelin maliyeti ise 3 milyar dolar. [4]

Gelelim ülkemizde yaşadıklarımızın sorumlularına:

Fay hatları üzerinde, şehirlerimizin kurulduğu günden bu güne ülke yöneticilerin tümü, bu şehirlerin belediye başkanları birinci derecede sorumludur. Müteahhit hırsız, belediye başkanları o bölgelerin çocukları, belediye meclis üyeleri oranın çocukları, kim seçiyor onları oranın halkı. Ayrıca merkezden gelen müteahhitler tabi ki. Kanunu çıkaran, denetim ve takibi yapması gereken, onlara göz yumanlar bu facianın sorumlularıdır.

Eski yapılarda depreme karşı güçlendirme yapılmadı. Yeni yapılar denetlenmedi, Daha boyası kurumamış pırıl pırıl binalar depremde çöktü. Bölgede yeni yapılan hastaneler yıkıldı. Göl tabanı üzerine inşa edilmiş havalimanı yarıldı. Ülkede denetim diye bir şey kalmadı. Git bakalım yandaş müteahhitlerin yaptığı inşaatları denetle. Bir kusur bul bakalım. Kaç yerden olmadık şeyler çıkar karşına.

Az gelişmiş ülkeler çok katmanlı sorunlara ucu herkese dokunacak yanıtlar vermektense işin kolayına kaçmak alışkanlıktır. 1999 yılında Türkiye’de depremin faturası da herkesin hesap vermek zorunda bırakıldığı sistemli bir yüzleşme, ardından iyileştirme çabasına vesile olmadı. Müteahhitler, hatta sadece bir-iki tane yazlık site yapan bir müteahhit bedelini ödedi, hepimiz onun üzerine çullandık ve vicdanlarımızın Taksim Meydanı’ndan sallandırdıktan sonra rahatladık. Yas bittikten, şehirler temizlendikten ve yeniden gündelik rutinimize döndükten sonra son yaşanan depremlerin de faturası birilerine kesilecektir illaki. Ve tıpkı dün olduğu gibi bu cezayı ödemek zorunda kalan on binlerce insanın ölümünün gerçek sorumlusu olmayacaktır.[5]

Bu gün birlik beraberlik zamanı diyenler dün ne yaptı

Ömer Çelik’in, Yeni Şafak’ta 23 Ağustos 1999’da yayımlanan “Bugün susmak…” başlıklı yazısı şu şekilde:

Depremin ilk saatlerinde ortada olmayan “devletlu” zevat, aradan saatler geçtikten sonra her köşe başından başlarını uzatıyor. İş yapmak adına bildikleri tek şey, açıklama yapmayı kesintisiz bir biçimde sürdürmek. Yapılan işlerin ne kadar beceriksizce yapıldığını tesbit edenlere görünürde kırgınlık ifade eden “yetkililer,” el altından da gözdağı veren bir tutumu, devletin âli menfaatlerini korumanın tek göstergesi gibi sunmanın gayreti içindeler. Oysa tek âli toplumun hayat hakkını korumak olan devlet, tam bir şaşkınlık içine düşerek toplumu büyük bir felaketle başbaşa bıraktı. Kırılan gururunu tamir etmek kaygısından arta kalan kırıntıları enkaz kaldırma ve kurtarma faaliyetlerine dönüştürmeye çalıştığında ise iş işten çoktan geçmişti…

Devletin bütün imkanlarıyla ve başarıyla olaya müdahale ettiğini söyleyen Başbakan, depremin ilk saatlerinde kendi bakanlarına bile telefonla ulaşamadığını söyleyerek yetkililere radyo ve televizyon aracılığıyla talimat vermeye çalışıyordu… Kendisine en çok ihtiyaç duyulduğu anda “kamu otoritesi” kapsama alanı dışına çıkmış ve yetkililer, pili bitmiş bir uzaktan kumanda aletine dönüşmüştü. Apaçık ortada olan ve karşılıkları can kaybıyla, Türkiye’nin en az yirmi yılına mal olacak mal kaybıyla ödenen ihmalleri ve beceriksizlikleri dile getirenleri “şaibeli” duruma düşürmeye çalışmaktan başka bir gayreti hâlâ görünmüyor resmi sözcülerin. Kendi sorumluluğunu örtbas etmek isteyen devlet erki hâlâ meseleyi mümkün olduğunca sümen altı etmeye harcıyor enerjisini.

“Kurtarılma ihtimali olanlara ulaşılması için seslerini yükseltenlere şiddetle karşılık verilmesi…”

Sanki ortadaki tek sorun, milletin başbaşa kaldığı yıkımın bir ucundan devlet kurumlarına da bulaşmış olması. Sanki sadece halkın oturduğu binalar yıkılsa ve sarsılmaz bir kudret ve eleştirilmez bir erk kaynağı gibi görünmeyi seven devlet bu felaket karşısında yara almamış olsaydı, mesele kalmayacaktı. Milleti himaye edilmeye ve yol gösterilmeye muhtaç bir topluluk olarak gören devletçi bakışın rahatsız olduğu konu, aslında gerçekten neyin nasıl yapılması gerektiği konusunda yol gösterilmeye muhtaç olanın devlet olduğunun ortaya çıkmış olması sanki. Yoksa insanların canları niye kurtarılmadı diye kamu otoritesini eleştirenlere ya da canları kurtarılma ihtimali olanlara bir an evvel ulaşılması için seslerini yükseltenlere bu derece şiddetle karşılık verilmesinin ne anlamı olabilir?

“Türkiye yönetilemiyor”

Bu depremle birlikte ortaya çıkan mekanizmalar ve ilişkiler meselenin sandığımızdan daha vahim olduğunu ortaya çıkardı. Uzun zamandır normal hayatı olağanüstü eştirerek yaşamayı kanıksadığımız için, belli ki, içine düştüğümüz kıskacın vahametini algılamakta zaafa düşmüşüz. Çok basit ama bir o kadar da acı olan şu: Türkiye yönetilemiyor. Ve, yönetemeyen, yönetmesi mümkün olmayan bir mekanizmanın yönetiyormuş gibi yapması binlerce cana mal oluyor. Eğer bugün birilerin fiyakası bozulmasın diye söylenmesi gerekenlerin “milli birlik ve beraberlik” nutuklarının altında ezilmesine göz yumarsak; bugün susarsak, bu çarpık mekanizma yüzünden yüzlerce insanın ebediyen susmasına ortak olmuş olacağız.

Ömer Çelik dün muhalefette iken söylediklerinde yüzde yüz haklıydı. Bu gün ise iktidarda yirmi yılını aşmış bir AKP hükümetinin; Kültür Bakanı, AB Bakanı. Şu anda da hükümet sözcüsü olarak söyledikleri dün söyledikleriyle çelişirse veya dün söylediklerini söyleyemiyorsa ortada çok ciddi sorun var demektir.

Depremle ilgili halkımızın sözde dini yorumu ise; yapılan günahlardan dolayı Allah bizi cezalandırıyor şeklindedir. Dini literatürde sünnetullah dediğimiz doğa kanunları tıpkı yağmur, kar, rüzgar, sel, kasırga, toprak kayması, suyun kaldırma kuvveti ışığın sesin yayılması depremde bir doğa kanunudur. Yapmamız gereken şey Allah’ın verdiği aklı kullanarak yağmurdan korunmak için en basitinden şemsiye ve bir de yağmur geçirmeyen evler yapmaktır. Yani fay hattı üzerinde yerleşim yeri kurmamalı, ya da bunu bilerek depreme dayanıklı binalarla önlem alınmalıdır.

Deprem sanıldığı gibi bir felaket değil, tıpkı yağmur, rüzgâr ve kar gibi dünyaya katkı sunmak için her daim yaşanacak olan son derece doğal bir olaydır. Okyanuslarda, insan yerleşmesinin dışındaki bölgelerde sürekli oluyor. Deprem yerleşim yerlerinde olunca sorun ortaya çıkıyor. “Böyle diyor bilim adamları…

Ünlü Jeolog Prof. Dr. İlyas Yılmazer yıllardır evlerin yüksek tepelere kurulmasını önermiştir. Neden mi yüksek tepeler ve kayalıklar denilmektedir?

Çünkü yüksek tepelerdeki sağlam olmayan taşlar, topraklar rüzgâr, yağmur ve karlarla doğal tesviye edilerek alçak ve düz alanlara akarlar. Geride ise yüksek şiddette depremlere bile dayanıklı kayalar ve topraklar kalır. Düz alanlara akan bu toprakların oluşturduğu arazilerde de doğanın en yeni ve en diri mineralleri toplanır.

İşte o minerallerin beslediği topraklarda yetişen hububat ve diğer bitkiler dünyanın hiçbir yerinde bizim memleketimizdeki kadar nitelikte olamazlar…

Yani bir ülkede deprem ne kadar sık olursa o ülke arazilerinde de o kadar çok yeni alüvyon ve minerallerle beslenir o topraklar.

Malatya İnönü Üniversitesi Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Mehmet Önal da depremin yararlarını şöyle anlatıyor:

“Depremin başlıca üç yararı vardır. Birincisi, ülkemizdeki organik olmayan madenlerin nerede ise tamamı fay hatları nedeniyle oluşmaktadır. Ülkemizin dünyada bor madeni zenginliği açısından birinci olmasını deprem fay hatlarına borçluyuz. Endüstriyel ham madde açısından ülkemiz çok zengindir. Madenlerimizi uygun bir şekilde kullanabilirsek, bunun geliri ülkenin her türlü ihtiyacını karşılayabilir. Depremin ikinci bir yararı, doğal maden sularının deprem fay hatları nedeniyle oluşmasıdır. Maden suları, içinde bulundurduğu çeşitli mineraller ve iz elementleriyle vücudumuz için yararlıdır. Depremin üçüncü bir faydası ise ülkemizin içilecek kaynak suları ve ılıcalar açısından zengin olmasının nedeni de benzer şekilde deprem fay hatlarıdır.”

Deprem konusunda hepimizin ufkunun açılmasına çok ihtiyacımız var…

Depreme yol açan fay hatlarının bu kadar önemli yararları olduğuna göre depremden korkmanın hiçbir mantığı yok… Her şeyin iyi ve kötü tarafının bulunduğu fikrini insanımıza anlatmak gerek. Depremin ilahi bir cezalandırma yöntemi olduğu fikrinden de mutlaka uzaklaşmak şart. Böylesine bereket getiren fay hareketleri hiç ceza olabilir mi?[6]

Önlem; bilim, hukuk, denetim ve en önemlisi ise ahlaktır. Allahlın verdiği aklı kullanarak fay hatları üzerinde yerleşim yerleri kurulmamalı. Eğer bunu biliyor ve yerleşime devam diyorsanız, yine akıl ve bilim gereği depreme dayanıklı binalar yapmak zorundasınız. Bunun dışında yaptıklarınız ihmaldir, kadere (sünnetullaha, tabiat kanunlarına) meydan okumaktır. Sonuçta maalesef masum insanlarımız için hüsran olmaktadır. Depremde binaların yıkılıp insanlarımızın ölmesi bir sonuçtur. Sebep olan en büyük deprem ahlaki bozulma ve yıkımdır. 1999 depreminde edindiğimiz tecrübeler, yaptığımız hazırlıklar şehir planları toplanma merkezleri konut planları hepsi çöpe atılmış olduğunu yazık ki görüyoruz. Hâlbuki devlette devamlılık esastır.

Diğer bir konu bu olumsuz ve düzensiz ortamdan faydalanmak isteyen kötü niyetliler. Talan, yağma, hırsızlık yapanlar belli ki bu milletle ve bu toplumla en ufak bir milli dini ve insani bağları kalmamıştır. Bunlar ağır cezalarla cezalandırılmalı ve yaralı halkın hukuku korunmalıdır.

Bir diğer konu; Türkiye’nin yaşadığı her büyük depremden sonra kamuoyunda ‘deprem vergisi’ adıyla bilinen Özel İletişim Vergisi’nin (ÖİV) nereye harcandığı sorusu gündeme geliyor.

Zaman zaman bakanlar konu ile ilgili farklı açıklamalar yaptı. Türkiye’yi sarsan 17 Ağustos 1999 depreminin ardından ekonomik kayıpları gidermek için geçici olarak uygulanmaya başlanan ancak sonrasında kalıca hale gelen “deprem vergisi” ile 1999-Temmuz 2022 arasında 83 milyar 621 milyon 940 bin lira vergi toplandı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yıllık ortalama ABD Doları Efektif Alış Kuru karşılığı 38 milyar 196 milyon 739 bin dolar civarında vergi tahsil edildi.

Bugüne kadar toplanan vergiler konutlar için ayrılmış olsaydı artan konut üretim maliyetlerine rağmen 800 bine yakın orta seviyeli konut inşa edilebilirdi. Bu vergilerin nereye harcandığı soruldu. Şimşek soruya şu yanıtı vermişti:

“Sonuçta bunlar 74 milyonun servetidir. Deprem vergisi adı altındaki vergiden çok sürekli hale gelmiş ÖTV vs var. Bu vergiler bizim sağlığımıza gidiyor. Diyorsunuz ki ‘Bu çerçevede 44 milyar liralık vergi topladınız, nereye gitti?’ Sadece bir yıllık vatandaşın sağlığı için yaptığımız harcama 44 milyar lira. Bu, duble yollara gidiyor, demiryollarına, havayollarına, çiftçimize, eğitime gidiyor.”

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, kamuoyunda ‘deprem vergisi’ adıyla bilinen Özel İletişim Vergisi’nin (ÖİV) ‘Hazine birliği’ kapsamında kullanıldığını belirterek, “Herhangi bir gidere harcanmış olabilir” açıklamasında bulunmuştu.[7]

Deprem sonrası halkımızın gösterişsiz ve vicdanının gereği birbiriyle adeta yarışırcasına olağanüstü çabasına şahit olduk. Bu milletimizin mayasında bazı değerlerin hala güçlü bir şekilde yaşadığını gösterir. Fakat TV programında yapılan ortak yayında ise yardım, düşündüren bir hal aldı.

Merkez Bankası 30 milyar TL, Ziraat Bankası 20 Milyar TL, Vakıf Bank 12 Milyar TL, Halk Bank 7 milyar TL,TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi Şahsi olarak 1 milyon TL. Suat Kılıç(eski gençlik ve spor bakanı) ailesi adına 1 milyon TL, Genç futbolcumuz Arda Güler 6 milyon TL yardım yapmıştır.[8]

Siyasiler Spor Kulüplerimiz, Sendikalar. Bir kısmı şahsi parasından, var olsunlar. Bir kısmi milletin parası, kimin adına kimin parası kimden izinle kime veriliyor. Bir kısmı da vergilerinden düşülecek paralar.

Bir diğer konu; Yönetilememekten ahlaki eksikliğimizden depreme hazırlıksız olma sebebiyle büyük kayıplar yaşadık. Hükümetle, muhalefetle, belediyelerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, halkımızın canhıraş yardım seferberliği yapılırken siyasi ahlaksızlık devreye giriyor ve “senin burada ne işin var” “sen burada şov yapıyorsun” ifadeleriyle karşılaşıyoruz. Bu şehirler ve bu yaralılar ve ölenle hepsini babanın malı gibi görüyorsun. Deprem ve depremdeki insanlara yardımı bile insanımıza çok görüyoruz. Hâlbuki sen daha dün aynı şeyleri yapıyor ve savunuyordun. Allah aşkına bırakın milletimize bu kötü durumda kim ne kadar destek olursa olsun Allah ondan razı olsun. Neymiş falanca belediye başkanı veya falanca parti oy kazanır. Allahtan korkmayan milletten utanmayan kaybetmekten korkuyor. Siyaset bu kadar iğrenç bir şey işte.

Artık yeter siyaset ya halkının güvenine layık bir ahlaka ulaşacak ya da halkın önünden çekilecek. Hatta halkı birbirine düşürüp de oy devşirmek, siyasetin acizliği ve bencilliğini gösterir.

Vatandaş da devletinin güvenini kazanmak zorundadır. Vatandaşlık görevlerine hakkıyla uyacak ki devlette vatandaşa uygun bir devlet haline gelsin. Yani vatandaş güçlerini neden bu devlet denilen yapıya devretti bunu bilmeli ve devletin ayakta kalması güçlü olması demek halkın ayakta ve güçlü olması anlamına geldiğini bilmeli. Devlette kendine verilen bu yetkileri halkın yararına hukuku adaletli bir şekilde dağıtmalıdır.

Hanefi Çatal     18.2.2023

[1] https://tr.wikipedia.org

[2] https://www.hurriyet.com

[3] https://www.ntv.com.tr

[4] https://www.haberturk

[5] https://www.haberturk.com/yazarlar/oray-egin/3563265-sorumlu-kim

[6] https://www.yenidonem.com.tr/yazarlar/vedat-aslan-52/depremin-faydalari-141

[7] https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/deprem-vergileri-ne-oldu-sorusu-yine-gundemde-vergilerle-800-bin-konut-yapilabilirdi-yapilmadi-2048848

[8] https://www.haber7.com

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.