Şatıroğlu Gayrimenkul
Nuhoğlu Gıda
ÇAYKARA GAZETESİ

Koşulsuz “Ana”

Arzu Kulaç

Arzu Kulaç

İnegöl'de ikamet eder. Çaykara Çamlıbel köylüdür. Okur-yazardır

 

Yavrusu olan kadın; canından bir can daha vücuda getirmeye muktedir seçilen, savunmasız bir canı himaye etmeye en layık görülen mercii…

Bazen gözü kara badigard, bazen çocuk, kimi zaman doktor, kimi zaman avukat, yeri gelir psikolojik danışman, müphem her hususta eminliğimizi sağlayan argüman, çoğu kez de dillendirmekte güçlük çektiklerimize tercüman…

Henüz ana olmadan, bir annenin gözünden anneliği tarif edebilmem mümkün müdür bilemiyorum. Lakin hislerde karşılıklı mutabakat sağlanabiliyorsa -ki şüphem yok- sanırım analığın lisanından kısmen anlayabilirim.

Öncesinde bihaber olduğum, ayrılmak istemediğim bir dünyadan, adım atmaktan kaygı duyduğum bir dünyaya merhaba demek çetin bir süreç olsa gerekti. En savunmasız, en aciz, en muhtaç olduğum süreçte koşulsuz, menfaatsiz, kendinden öte sarıp sarmalayan bir kucak gerekti bana. Gıdalandığım besin maddesi arı, duru ve katışıksız olmalıydı; hiçbir teknoloji ürününün emsal teşkil edemeyeceği mineral ve vitaminler depo etmeliydi. Kıpkırmızı bir kanın, bir kadının göğsüne süt olarak gelmesi mümkün olmalıydı. Çünkü ben acizdim, çünkü ben en acizdim, muhtaçtım. Çünkü ”en aciz mahlukatlar, en iyi besinlerle ödüllendirilen mahlukattı.” Bir elma kurdunun acziyeti, ona tertemiz bir balın içindeki beyazlıkta beslenme imkanı sunuyorsa, benim acziyetimde bana, emrime münhasır bir ”anne” sunmalıydı.

Üniversite yıllarında aynı odayı paylaştığım bir dostumun uykusu ağırdır, kısmen de yapısal olarak biraz tembel. Onu sınav haftalarında bile uyandırabilmek çok güç bir durumdu. Bu durumdan hayıflanan ben, bir gün çıkışırım kendisine. Elazığ şivesiyle verdiği cevap hala aramızda espri olarak geçer; ”ama Arzum, yatak çekiiii! ”

Onun ev halini ve anneliğini hep merak etmişimdir. Derken üç yıl önce canından can kattığı bir kızı olur; Begüm…Begüm’ün bir miktar beslenme sorunları olur, bizim uykucu Ayşe’miz sabahlar. Ana olmuştur çünkü. Halet-i ruhiyesi gözümden kaçmayan dostumla bu hususu paylaşırken bana kurduğu cümleler öyle sanıyorum ki analığın tam tarifi olur; ”Arzuum, evlat başka bir şeymiş. Yeri geliyor eşimin hizmetine erindiğim oluyor ama gecenin hangi saati olursa olsun, Begüm’ün her ihtiyacı için fırlıyorum”

Ana olmak ile Ayşe olmak arasında artık uçurum kadar fark açılmıştır çünkü. Bir sınav haftasından, dünyalık her hissiyattan beri olan bir halet-i ruhiye ile kuşanmıştır, emre âmade…
Ana olmuştur, ana!

Dünya bir yana, evlat bir yana!

Yememişse yavrusu, doymamıştır o da. Hasta olmuşsa, evlattan ziyade hastadır. Bükük görmüşse yavrusunun boynunu, yastadır.

Ana olmak demek, ölümüne dek kaygılı bir sürecin içerisinde olmak demektir. Evladının her bir hali, hayatın her evresinde derdi olacaktır ananın. Evlat sayısınca kaygı… Öyle ya, anam ondan tekrar eder durur; ”sekiz dane çecuğum var, her gün sekiz ayri endişem var.”

Gardaş gider, eş gider, yoldaş gider ama dua değişmez; ”Allah’um, beni evlatlarum ile sınama!”
Sınanmayı istemedikleri yegane acıdır evlat. Evlat, ayrı bir dünya, ayrı bir kainattır ana yüreğinde.

Bize sorsalar, acını en samimi kim paylaşabilir? ”Anam” deriz. Sinesini, konuşlanacak en samimi mercii biliriz. Dünya bize sırtını dönse, şefkatli bir inimiz var her daim biliriz. Koca koca vücutlarımızla, minik bir yavru gibi hayatın her aşamasında şefkatli kollarına sığınırız. Gücümüzü, dinçliğimizi, heybetimizi unuttuğumuz mekanın diğer adına, ana kucağına sığınırız bir ömür.

Ana, hep anadır. Bazen eleştirdiğimiz tipler olabiliyor; sezaryenle gün tayin edip burçlara göre çocuk dünyaya getirmek isteyen süper anneler, evladını ganyan yapmak istercesine etkinlik yarışına sokan anneler, aşama aşama yavrusunun gelişim safhalarını sosyal alanlara konu edenler vs.

…Hepsi, ama hepsinin yaptıklarını ortak paydada toplamak mümkün; evlat sevdası, en iyi ana olabilme iştiyakı… Hata yapıyor olduklarının farkında olmayan, çok iyi anne olma güdülü anneler… Yordam yanlış olsa da, niyet hep halis… Çünkü onlar da ‘ana”

En az yavrusu şalvarına dolanmış tarlalarda çalışan analar kadar ana. Hazır bezin en kalitelisini kullananları da ana, naylon muşambalı, bembeyaz ten bezleri kumaşları(opal) yıkayıp yıkayıp kullanan da ana! Yavrusuna naylon emzik veren de, kolyeli akıllı emzik takan da ana. Evladını civil’den giydiren de ana, eskimiş bluzun kollarından pantolon diken de ana! Kuru ekmek, çorba içiren de ana, zincomega ile besleyen de. Evladının beslenmesine çikolata koyabilen de, domates ekmek koyan da ana! Ayağına lastik giydiren de, Kinetix giydirebilen de… İmkan ölçüsünde payda ortaktır. Değişken koşullarda, değişmeyen tek şeydir ”ANA” olmak.

Ana, her zaman anadır. Sadece 14 Mayıs’a tahsis edilen bir şey değil analık; 365 gün, bir ömür… Meral Demir’in o güzel deyişiyle;
– Bugün bizim günümüzmüş sevdiceğim, takvim öyle söylüyor.
– E bu şehla(şaşı) takvim, bizi sadece bugün mü görüyor?

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Mısır… - 17 Temmuz 2017
Kediyi doyurmazsam! - 14 Haziran 2017
Koşulsuz “Ana” - 12 Mayıs 2017
Türk usulü NLP - 25 Şubat 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.