şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

“Kudal sözcüğünün epistemolojisine dair

haber

haber

Söz varlığında bulunan bazı sözcükler yazı dilinde yer almayabilir. Dolayısı ile sözvarlığını, yazı dilinde olanlar ve yazı dilinde olmayıp bölge ağızlarında yaşayanlar şeklinde  iki kısma ayırabiliriz. Bunun sebebine gelince;  dilin tarihi gelişimi esnasında kimi kelimeler dil ağacından düşer. Yerlerine ya yeni kelimeler türetilir ya da başka bir dilden ödünç kelime alınır.  İşte bu kullanımdan düşen kelimelerin bir kısmı bölge ağızlarında varlığını  sürdürür.  Üstelik edebi dildeki değişimlerden etkilenmeyen bu kelimeler, kimi zaman eski biçimlerini de korur[2]. Rumca sandığımız‘’guda’’ sözcüğünden türetilen ‘’Gudal-Kutal’’ ve ‘’gudalcı-kutalcı’’ bu sözcüklerden birkaçıdır.

‘’Gudal-Kutal’’ sözcüğü, bölgemizde yoğurt, lahana, kuymak gibi yemeklerin yapımında kullanılan ve çam ağacından yapılmış el mikseri görevini gören; biri birine geçişken en az iki ayrı nesneyi derin bir kapta el gücü ile çırparak birleştirip yeni bir nesne, yeni bir lezzet oluşturmaya yarayan araçtır. Bu araç, özellikle fide konumundaki çam ağaçlarının bir önceki yıla ait, en az dört çatallı kısmının dibinden kesilerek uzun kısmı da  bir buçuk karış kadar çatal kısmından yukarı kesilerek, kabukları soyulduktan sonra pürüzlü yerleri ve dal kısımları gövde ile uyumlu halde törpülenir; kurutularak saklanır.

Yöremiz söz varlığındaki ‘’Gudal’’ ya da ‘’kutal’’ sözcüğünü, Yunanca ‘’κουτάλι’’(kudali-kaşık) sözcüğü ile  hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü yöre insanı kaşık sözcüğüne karşılık olarak, Yunanca’da karşılığı olmayan  ‘’hular’’  sözcüğünü kullanmaktadır. ‘’Gudal’’ ya da ‘’kutal’’ sözcüğünün çağdaş Türk lehçelerinde ‘’dünür’’ olarak kullanılan ‘’guda’’[3] sözcüğünden geldiği kuvvetle sanılmaktadır. Ancak bu hususun kökenbilim açısından ayrıntılı araştırılıp ortaya konulması gerekmektedir.

Toplum ilişkilerinde iki ayrı aileyi kan bağı ile bir birine bağlamak için kız istemeye giden kimse, elçi konumundakilere ya da kız alındıktan sonra eşlerin baba ve analarının birbirlerine göre durumuna dünür denir.  Bu olayın Çağdaş Türk lehçelerindeki adı da ‘’guda’(dünür)dır

İlçemizin söz varlığında yer almış  olan ‘’gudal-kutal’’ sözcüğünü, çağdaş Türk lehçelerinde dünür anlamındaki ‘’guda’’  sözcüğünün  üstlendiği toplumsal elçilik, aracılık rolünü, en az iki ayrı nesneyi derin bir kapta el gücü ile çırparak  birleştirip, yeni bir yemek çeşidi, yeni bir lezzet(kuymak-lahana yemeği, muhlama) oluşturmaya yarayan  araç, el mikseri  olarak görüyoruz.  Kısacası ‘’guda’’ sözcüğünü çağdaş Türk lehçelerinde, yeni akrabalık oluşumunda elçi olarak görüyoruz; ‘’gudal-kutal’’ sözcüğünü ise, ilçemizde yemeklerde yeni bir yemek çeşidi ya da lezzet oluşumunu sağlayan araç olarak görüyoruz.

’Gudal-Kutal’’ sözcüğü ayrıca çocuk oyunlarında iki tarafın denkliğini sağlayıp oyunun eşit kurallar ve güç kullanımı ile devam etmesini  sağlayan kişiye, arabulucuya, kararına güvenilen kişiye ‘’gudalçı-kutalcı’’ denir. Görüldüğü gibi sözcük çağdaş Türk lehçelerinde kullanıldığı anlamıyla benzer bir şekilde  kullanılmaktadır.

Guda sözcüğünün 11. yüzyıldaki Türk lehçelerininin söz varlığını yansıtan Dîvânü Lugâti’t-Türk gibi bir eserde görülmemesi, buna karşılık 1128–1144 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen Mukaddimetü’l-Edeb’in  Şüster nüshasında (Yüce, 1988, s. 7) yer alıyor olması[4] düşündürücüdür.

Tarihi gelişmeler sonucunda dil ağacımızdan düşen, ancak çağdaş Türk lehçelerinin çoğunda ( Azerbaycan, Oğuz, Gagavuz, Altay, Çuvaş, Başkurt, Hakas, Karay, Kazak, Kırgız, Nogay, Tatar, Tuva, Yeni Uygur)[5]  kullanımda olan ‘’guda’’ sözcüğü ilçemizde   özellikle çocuk oyunlarında iki grubun dengeli olmasını sağlayan kişi ‘’kudalcı-kutalcı’’, yukarıda söz edildiği şekilde bir nesnenin adı ‘’gudal-kutal’’ olarak yaşam sürdürmektedir.

Türk olmaktan onur duyanlara düşen görev, bu zamana kadar uyutulan ya da  uyuşturulan çoğu Türk lehçelerinde varlık gösteren bunun gibi sözcükleri, ekinsel değerlerimizin sancıları ile doğurmadığımız ancak bilinçsizce doyurup büyüttüğümüz dişi ya da katır gibi yabancı sözcüklerden üstün görüp ısrarla kullanmaktır.

Yılmaz KESKİN

Eğitimci-Araştırmacı Yazar

[1] Bu Yazı, Yılmaz KESKİN’in  Basıma Hazır ‘’ÇAYKARA’DA SÖZ VARLIĞI-1’’ Adlı  Yazı taslağı Eserinden alınmıştır.

[2] Adna Menderes Kaya, Avşar Yörelerinde Söz Varlığı, Avşarlar Kültür Coğrafyası ve Halk Kültürü, Ankara,2013 s.203

[3] Doç. Dr.Bedri SARICA, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü, ḲUDA / ĠUDA SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE, Ulaşılan Adres:http://edergi.atauni.edu.tr/ataunitaed/article/viewFile/5000131251/5000120206,26.04.2017

[4] Doç. Dr. Bedri SARICA, A. g. y.

[5] Doç. Dr. Bedri SARICA, A. g. y.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 5 YORUM
  1. Cemalettin dedi ki:

    Bizde kudal odun kütüğüne derler o aparatada fterotika deriz vede çok zararlı bir nesne her biri bir ağacın tepesi……

  2. Yılmaz KESKİN dedi ki:

    Türk Dili özellikle Farsça ve Arapça dillerinin kapımı(işgal) etkisinde kalmıştır. Ekinsel değerlerimiz içinde dişi ve erkek katır gibi dolaşan bu yabancı sözcükleri besleyip büyütmek yerli sevenlerle olmuştur. Bu kapım kutsal değerler ön plana çıkarılarak uzun süreli ve etkili olduğu için bir yaşam tarzı doğurmuştur. Bu yaşam tarzındandır ki “omuslimanis” adlı kişi Farsça, Arapça dilini; bu bölgede yaşayan atalarımızın gereksinimi kadar öğrendiği Rumcayı kendi dili olarak görmek ya da göstermek istemektedir. Ne demek ? “ Türk olduğunu ispatlayabilmek için dilini ve kimliğini inkar etmek” Zavallılık budur!

  3. Mustafa EFENDİOĞLU dedi ki:

    YILMAZ bey le OMuslimanis in yorumlarına bir şey katmıyacağım ancak KUDAL denilen aparat bir ağaç katliamı olduğundan ve günümüzdede modern anlamda bu işlevi gören mikserler çıktığından artık ÇAM AĞACI tepelerini kesmekten vazgeçelim diyorum günahtır.

  4. OMuslimanis dedi ki:

    Dillerde anlam kayması denen olaydan haberiniz yok galiba. Ğala yunanca süt demektir fakat of-çaykara Yunancasında anlam kaymasına uğrayıp yoğurt için kullanılır olmuştur. Aynı durum kudal için de geçerlidir. Mesela bû-istan farsça kokulu yer demek iken Türkçede bostan halini almıştır. Türk olduğunu ispatlayabilmek için dilini ve kimliğini inkar edip böyle zorlama yorumlara girmek nasıl bir zavallılıktır.

  5. MİKDAT KOÇ dedi ki:

    YAŞA YILMAZ,ELİNE SAĞLIK.

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.