Şatıroğlu Gayrimenkul
Nuhoğlu Gıda
ÇAYKARA GAZETESİ

Mısır…

Arzu Kulaç

Arzu Kulaç

İnegöl'de ikamet eder. Çaykara Çamlıbel köylüdür. Okur-yazardır

 

Mısır, hayattır Karadeniz’de. Su kadar aziz.

Yaşam=hava, su, toprak denkleminin en önemli çarpan elemanıdır mısır.

İhtiyattır. Undur çünkü, ”külfet” bakar. Zahiresi olan kalmaz ekmeksiz. Zahiresi olan kalmaz kuymaksız, muhlamasız. Ekilir o yüzden her sene yüksünmeksizin, başkaca ekin çeşidi arz etmeksizin…

Mühimmattır çoğu kez. Darbeleri, savaşları, terörizmi, doğal afetleri hiç eksik olmayan sancılı bir ülke için cephanedir. ”Harp olur, külfetum hep habureya gelecek.” zihniyetiyle Yolo buğdayından daha çok kıymete haizdir. Ekilir de ekilir…Ağustos başı fidan boylu mısırlardan göremez olur komşu komşuyu. Sarı, kızıl, kumral saçlı kızlar raks etmektedir artık meydanlarda; püskül püskül…

Yine bir Temmuz öğlesi. Güneşin, en yoğun yakıt yüklendiği demlerdeyim. Termometre otuz bir. Yoğun nem ile de ahenkleşince bir dakika dahi gün ışığında durmak çetin iş. Vuruyor güneş ışıkları mısır püsküllerine. Şualar yayılıyor pencerelere. Melankolik bir atmosferde düşünmeden edemiyorum; Bu ısıya, bu nebatat nasıl mukavemet ediyor? O nazenin yaprakların yeşilliğini muhafaza edişini sadece klorofil mi üstleniyor? Bu klorofil nasıl bu denli güçlü olabilir? Bunca hararete bu saplar nasıl dirençli kalabilir?

Mütemadiyen onlarca cevap seçenekleri belirse de zihnimde, tatmin etmeye yetmiyor. Dermanımı Hz. İbrahim’de aramaya alışkınım ya, çaldım yine kapısını. Konuk etti, ağırladı en alâsından. Araladı sağ olsun tüm muamma perdeleri.

Dedi ki bana; ”Arzu, bir vakit beni de kor ateşe attılar. Nida etti Yaradan ateşe; ‘ey ateş, serin ve selametli ol! diye. Yanmaya mukavemet eden belki de bedenim değildi. Yakmamaya kodlanmış ateşin maharetiydi yanmayışım. Yakmadı, yanmadım Arzu. Şimdi mısır ekininin ve diğer nebatatların akibetini düşünmek sana mı kaldı? Ateşe ”yakma!” emrini veren Allah, güneşe de ”yakma!” diyemez mi? Ateşi sadece ateşte, yakmayı sadece közde arama!”

Çevirdim nazarımı şöyle bir nebatata. Bir güneşe baktım, bir mısıra…Tekrar ettim içimden;

‘Ey ateş, İbrahim’in üzerine soğuk ve selâmet ol!'”(Enbiya 21/69)

ve düşündüm ardından…

Bu yorgun ellere, ihtiyatsız yaşamayı oksijensiz yaşamaktan farksız gören büyüklerimize ihtiyacımız var. Bir gün çok çeşit mahsullerimiz olabilir arazilerimizde. Lakin bu ihtiyat psikolojisini modelleyemezsek şayet, İbrâhim’in kapısını tıklatmaya yüzümüz tutar mı bilmem. Nietzsche gibi kaygılıyım,

“Her yerde etrafımda birçok insan var, ama endişelerimin benzer olduğu insanların eksikliğini çekiyorum.”

Mısır da ölmemesi gereken bir kültür olarak kalmalı. Demirbaşı olmalı bu toprakların.

İyi günde-kötü günde,

varlıkta-yoklukta,

hastalıkta ve sağlıkta,

Benimle mısır diker misin?

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Mısır… - 17 Temmuz 2017
Kediyi doyurmazsam! - 14 Haziran 2017
Koşulsuz “Ana” - 12 Mayıs 2017
Türk usulü NLP - 25 Şubat 2017
Sallama çay! - 15 Şubat 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.