Şatıroğlu Gayrimenkul
Nuhoğlu Gıda
ÇAYKARA GAZETESİ

Nerde O Eski Ramazanlar…

Fahrettin Kurşun

Fahrettin Kurşun

Nerde o eski Ramazanlar…

Bırakın büyüklerimizi yaşıtlarımıza bile, eski Ramazanlardan sorduğumuzda hep aynı cümleyi duyarız onlardan…

‘Nerde o eski Ramazanlar’…

Ne yalan söyleyeyim yerden göğe kadar haklılar…

Herkesin mutlak söyleyeceği çok şey olur, geçmiş Ramazanlardan…

Nedir o eski Ramazanları aratan sebep. İnananların geçmiş Ramazanlara  duydukları özlemin altında yatan neden, ne ki acaba.?

Ben dâhil bu düşünceye sahip olanlara gerçekten hak vermemek mümkün değil.

Bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hiç unutmuyorum, altı yaşlarındayım. Yayla zamanına denk gelen yaz Ramazan’ında yayladayız. Annemin rutin olarak iftar saatine yakın, elime tutuşturduğu bir kâse sütlacı komşumuz olan bir yaşlı nineye götürmek üzere gönderir. (Eskiden yan yana iki evde aynı yemek pişirilse dahi, ikramın kutsiyetine inanarak birbirlerine mutlaka o yemekten gönderip ikram ederlermiş.) Kâseyi kaptığım gibi bir işe yarama hazzı içerisinde koştum. Koştum koşmasına da o koşuşum, ayağımın yerdeki bir taşa takılmasıyla kâse ile beraber yere düşmemle son buldu. Kalktığımda iş işten geçmişti artık. Sütlaç bir tarafta kâse bir tarafta. Yerde ters yatan kâseyi aldım eve doğruldum. Kapıyı açtım, üzüntülü bir şekilde durumu kendimce izah etmeye çalıştım. ‘Olur böyle şeyler’ diye moralimi düzeltmeye çalışan anneme; O günkü duygularımla (ki itiraf etmeliyim ki bugün o duyguları yaşamak ve yakalamak çok zor)  şöyle demiştim; Anne benim asıl üzüntüm o ninenin sevap kazanmasına engel olmam. Çünkü ona her gittiğimde mutlaka oda bana bir şeyler verecek başka bir komşusuna gönderecekti. Artık bu akşam onu yapamayacak. Çünkü iftar için ezan okundu.  Benim moralim o yüzden bozuldu diye cevap vermiştim. Bir çocuğun saf ve duru olan duyguları işte böyleydi.

Kendi sevabından çok başkasının sevap kazanmasını arzulayan bir düşünce yapısı hâkim idi kısacası. Bu öyle bir anlayış ki, insanlar paylaşmayı sever, yapmacık olmayan, riyadan, yüzsüzlükten uzak, kendinden çok başkasının iyiliğini düşünen, tüm samimiyetiyle oruç gibi, ulviyeti yüksek olan bu ibadete dört elle sarılan bir gayret vardı. Hem de bütün imkânsızlıklara ve yoksulluklara rağmen.

Hele hele çocuk ve Ramazanın bir araya gelmesi bambaşka bir güzellikti.

Oruç ve Ramazanı riya ve raiting malzemesi yapıp, maddi emellerine alet eden, Ramazanı maddi çıkar elde etme zamanı olarak düşünen bir güruh yoktu. Ramazanı bir reklam  aracı-zamanı olarak düşünen ve o yönde yarışan bir anlayış yoktu. Ramazanda doruk noktasına çıkan yardımlaşma faaliyetlerini lehte ve aleyhte olsun mide bulanırcasına malzeme yapanlar yoktu. Müslümanım deyip te oruçlunun karşısında geçip de sigarasını tüttüren, yeme içme faaliyetini rahatça yapan, milyonların önünde canlı yayında pervasızca yiyen içen yoktu. Gayri Müslimlerin bile yapamadığı bu davranışları sergileyen ne idüğü belirsiz insan tipleri yoktu. Sırası gelmişken burada,  merhum Üstad Necip Fazıl’ın bir anısını sizlere kendi kalemiyle aktarmak istiyorum.

“Çocuktum. 6-7 yaşlarında var yoktum. Bir Ramazan günüydü. Çemberlitaş’ta oturduğumuz büyük Konaktan sokağa çıktım. İleride, bir sehpaya oturttuğu tablasından çoluk çocuğa şeker meker satan birini gördüm. 10 para mı, 20 para mı, ne verdiğimi hatırlayamadığım bir horoz şekeri satın aldım. Şekeri eme eme Konağa dönmek üzereydim ki, üzerime hamal kılıklı bir adam çullandı. Yarı ciddi, yarı şakacı bir edâ ile haykırdı:
– Şu bacaksıza da bak! Sokakta, elâlemin karşısında yiyor!
Ödüm patlamıştı sanki… Şekeri yere attım ve evime doğru koşmaya başladım.
Adam beni kapıya kadar kovaladı. Konağın açık kapısını bu herifin suratına çarparcasına kapatıncaya kadar adeta baygınlık geçirdim.
Şimdi, masum çocuklara değil, Ramazan günü açıkça ve iftihar edercesine sigaralarını tüttüren her vasıf dışı insanlara o hamal kılığı içindeki saffet ve hassasiyetle hitap etmek istiyorum:
– Günahınızı niçin Allah’la aranızda bırakmıyor ve sanki onun reklâmını yaparcasına, zedelediğiniz Allah hakkına kul hakkını da ekliyorsunuz? Eskiden Ermenisi, Rumu, Yahudisi bu kul hakkına tecavüz etmemek için Ramazanlarda müslümanların karşısında oruca aykırı bir harekette bulunmazlardı. Düşünün, sizin derekeniz ne olmalı!
Hamalın kovaladığı çocuk bugün 75 yaşında ama, kovalayanın soyundan kimse kalmadı.” (21 Temmuz 1980)

Tabi ki geçmişi hatırlayıp ve zamanınızı gözlemleyenler nerde o eski Ramazanlar diyecekler.. Haklı olarak bu serzenişi yapacaklar.

Bütün bunların odağında insan var.”İnsanı en şerefli varlık olarak yarattık. Sonrada aşağıların aşağısına indirdik” buyrulmuyor mu? Kur’an da. O halde şerefli varlık yolunda ki gayretimiz ne durumda onu irdelemek lazım. Evet şerefli varlık olarak yaratıldık. Şerefli olarak kalabiliyor muyuz.? Bunun mücadelesini Müslümanlar olarak yapabiliyor muyuz.? Yoksa aşağıların aşağısına inmesi kaçınılmaz bir son olacaktır. Bütün bunlara rağmen “ Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” ve “Sakın ha şeytan size Allahın rahmetini hatırlatarak yapmanız gerekenleri ertelemeyin” emrini aklımızdan çıkartmamız gerektiğini düşünüyorum.

Allah’ın o sonsuz rahmetine gark olmak ve bütün olumsuzlukların düzelmesi duası ile, tüm İslam âlem-i için bu Ramazanın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şimdiden Kadir gecenizi ve bayramınızı tebrik ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla…

Fahrettin Kurşun

07.06.2016

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. laedri dedi ki:

    hocam yazılarınızın devamını dilerim .

  2. laedri dedi ki:

    sayın hocam bu yazınız için çok teşekkür ederim.selamlar

    1. Fahruddin dedi ki:

      Bende teşekkür ediyorum.Okuma zahmetinde bulunduğunuz için.Hayırlı Ramazanlar

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.