şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

Onay’dan farklı kaydeler

Onay’dan farklı kaydeler

ONAY ŞAHİN

Karadeniz&#8217

;in son zamanların yükselen yıldızı, Onay Şahin… Çok iyi bir çizgiyle başlayan ve hepsinden önemlisi de bu çizgisini çok iyi koruyan bir hemşerimiz. Bugün temsil ettiği Karadeniz müziğini henüz 13 yaşında, babasının kendisine hediye ettiği kemençeyle yorumlamaya başlay

an sanatçı ile röportajımızda en çok dikkat çeken husus, karşımızda Sanatçı Onay Şahin değil de Çaykaralı Onay Şahin’i bulmuş oluşumuz idi. Her haliyle enerji yumağı gibi duran Onay Şahin ile, yaşının genç olmasına rağmen, seksenlik eski topraklardan dinleyebileceğ

imiz mazi ve nostalji kokulu, keyifli bir sohbet yaptık.
Kendisine Çaykara’yı sorduk. Çaykara’nın kendisi için ne ifade ettiğini…

Çaykara’yı Farklı Yapan Bir Şey Var
Çaykarayı farklı yapan sosyolojik etkenler var. Bir kere Çaykara’da medrese geleneği var. Hacı Hasan Efendi, Hacı Ferşad efendi ve daha da öncesinden gelen bir medrese geleneği var. Biz, mürekkeple çok önceleri tanıştık. Ve bizim oradaki eğitim, Cumhuriyet okulları ile de başlamadı. Çaykaralı bu terbiyeyi, bu edebi çok önceleri kazandı. Mesela ben şimdi, ne kadar tahsilli olursam olayım, ne kadar iyi yerlere gelirsem geleyim, hala daha üzerimde o medrese geleneğinin ve ağırlığının olduğunu hissediyorum. Bir Çaykara terbiyesi var yani. Günümüzde buna çok ihtiyaç var. Bu terbiye; şehrin cakasını, fiyakasını bastıran ve sorumluluk hissini tetikleyen bir terbiye…

Ne Olursan Ol…
Bizim orada ne olursan ol, her şeyden önce bir Çaykaralısın. Örneğin; köye gittiğimde bütün akraba-i taallukatı, İsmail Amca’dan başlayıp sırayla yukarıdan Hacı Ferşat Amca’dan çıkmam lazım. Hangi kimliğimle çıkmam lazım? Mustafa’nın oğlu Onay. Bunun değişme ihtimali yok. İster bakan ol, ister rektör ol, ister de profesör ol, Çaykara’ya girerken tüm unvanlar Çaykara’nın girişinde çıkarılır. Çaykara’ya Çaykaralı olarak girilir. Kimse edindiği kariyerle Çaykara’da karşılanmaz. Hepsinden daha üstün bir kimliktir Çaykara kimliği. Mesela ben iki üniversite okudum, ama yeri geldiğinde köydeki okumamış bir insanın bile çok güçlü nasihatlerine muhatap oluyorum. Okumamış olmasına rağmen çok derin analizlerle yorum yapan insanlarımız var. Hayatı Çaykara gibi küçük bir yerden, çok büyük yorumlayıp tahlil eden insanlarla karşılaşıyorum. Bunun özünde, baştan da dediğim gibi medrese kültürü var. Ve kariyerin bu coğrafyada öncelikli muteber unsur sayılmayışının sebebinde de bu medrese kültürü vardır. Söz ve öz her şeyden daha ağırdır bu coğrafyada. İlime olan saygı her şeyden fazladır. Mesela diyebilirim ki; Hacı Hasan Efendi’nin Çaykara’da gördüğü saygı ile, değerli işadamımız İbrahim Cevahir’in gördüğü saygıyı karşılaştıracak olursak mukayese yapılmayacak kadar dev bir fark çıkar ortaya. Bu, Çaykaralının ilme verdiği değeri gösterir. Çaykaralının değer terazisinde ilim ve irfan vardır. Ve bir de, kim olursan ol, her şeyden önce iyi bir Çaykaralı olacaksın ki, bu millet seni bağrına basacak. Bu halk, kendini teğet geçen Cumhurbaşkanına da gönül koyabilecek kadar sıla-i rahim hususunda hassastır.

Ah Çaykaram..!
Ben memur çocuğuyum. Çaykara’dan 12 yaşında ayrıldım. Sırasıyla Trabzon, Gümüşhane ve İstanbul’da bulundum. Ama her yaz köyüme gelmek için koştum. Herkesin “ah Bodrum” dediği yerde zorunlu staj yaparken, aynı asker gibi şafak saydım memleketime gelmek için. Çizik atıp gün saydığımı bilirim. Niye? Gideceğim Sultanmurat’a, Kuşmer’e, Uzungöl’e… Derenin kıyısında oturup ayaklarımı suya sokacağım. Mutlu olduğumuz yerler oralar yani. Hiçbir zaman hayallerimde “şuradan yazlık alayım, şuradan villa alayım” düşüncesi olmadı. Aklımda hep köye ahşap bir ev yapmak düşüncesi oldu. Daha evlenmedim ama köye yapacağım evi düşünüyorum.
Onay Şahin’in köyündeki yerel hikayeleri derleyip toparlayıp sohbet ortamlarında anlatan, eskide yaşanmış hikayeleri eskide bırakmayan, günümüze taşıyan, köyünde de bu misyonla bilinen bir yapısı var. Yaşına rağmen 1950’den ileriye değinmeden hem de…

Bizim paragaslarımız vardı
Bizim paragaslarımız vardı. Galiba; (şu an otuz yaşındayım) en son kuşak biz olduk. Son paragas kuşağıyız. Paragas; kızlarla erkeklerin büyük bir Çaykara terbiyesi içerisinde, burası çok önemli, ateşle barut bir araya geldiğinde her şey olabilir. Ama bizde o kadar nezih asırlık bir terbiye var ki, o yol üstlerinde kızlı-erkekli bir araya gelip tanışmak, ilk konuşmalar, masum sevdalıklar… Çaykara o sosyal yapısı içerisinde bunu da nizama koymuş?. Bu samimiyet, edep ve güvenle öylesine yoğrulmuş ki, bazen anne, kızını mahallenin delikanlısına emanet ederek, “Hasan, Ayşe sana emanettur, gôreyim seni, gidun da gelun” der, yollardı. Paragaslar, sevdalıkların ilk kıvılcımlandığı yerlerdi. Ama akrabaların ve büyüklerin haberinin olduğu toplantı gibi buluşmalar idi paragaslar. Hiçbir şekilde de gayr-i ahlaki bir şeyin yaşanma ihtimali yoktu. Zaten ortam kalabalık. Yedi sekiz tane kız varsa bir o kadar da erkek vardı. Herkes edebini, adabını ve çerçevesini biliyordu. Dediğim gibi belki de son kuşağı yaşadık. Güzel günlerdi o günler. Elime ilk kemençeyi aldığım, sabahlara kadar kızlara, uşaklara kemence çaldığım günlerdi o günler. Son jenerasyonduk yani. Şimdi paragaslarda gitarlar çalınıyor. Bir deformasyon oldu ama biz kıyısından köşesinden bir şekilde faydalandık.

Çaykara sosyal anlamda mükemmel bir sentezdir
İlk bakışta paragas gibi serbest bir faaliyetin, Çaykara gibi, geleneklerinde mutaasıb bir coğrafyaya uymadığı gibi bir izlenim oluşabilir, ama bu yörede, sosyal hayatın mevcut bütün donelerinden çok makul bir sentez ortaya çıkmıştır. Hatta bayanların sosyal hayatta faal olmadığı, olamadığı 1950’li yıllarda Çaykara’da bayan bir muhtar varmış?.. Yanılmıyorsam Zelega’da idi. Sınırı koruma adına hayatın bütün ünitelerinin çok güzel dizayn edildiği Çaykara’da, kendi döneminde uygulanması zor olan böyle bir gerçek de çıkıyor karşımıza. Bunlar gerçekten mükemmel bir sentezdir.


Dili zarafetle dizayn etmişiz
Yöremizde çok zengin bir dil var. Türkçe aynı zamanda Farsça ve Arapçadan alıntılarla ve kalıntılarla çok edebi bir üslupta kullanılıyor. Eski atışmalarımızda ya da manilerimizde o kadar dolu sallamalar var ki, asla kelime kıtlığı çekmiyoruz. İnsanımız, şiirin kaidelerini ya da edebi terminolojisini hiç bilmez ama DNA’larına işlenmiş gibidir, sadece söze başlanır ve devamı, ahenkli bir şekilde dökülür dilden. Deyim yerindeyse backgroundumuz sağlam.

Yikılur saltanatun, Sultan Süleyman olsan
Parçalar seni rûzgar, dağlarda duman olsan
Yener seni Azrail, çok da kahraman olsan
Sual içun kar etmez, ahrette pişman olsan

Bunu, bu yörenin delisi söylüyor. Karnaba Ahmet dedikleri birisi. Delisi bunu söylüyor. Akıllısı neler söylüyor neler!

Maalesef şovenizm, nostaljiye ağır basıyor.
Bir mesele daha var ki, yörede konuşulan urumca meselesi… baştan söyleyeyim, kültürel her meselenin milli zemine çekilip şovenistçe yaklaşılmasına karşıyım. Milliyetçiliğin her türlüsünün zararlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir insanı ötekiden ayırıp, bir zümreyi ötekinden üstün tutup, “biz farklıyız”, “biz başkayız”, “bizden olsun, taştan olsun” türü ifadeler, objektif bir insanın göstereceği davranışlar değildir. Çaykara; değişik bir çok milletin kaynaştığı ve sonra tek bir Çaykara kültürüne dönüştüğü yerdir. Ve bugün bu yörede herkes az çok urumca bilir veya konuşur. Bilmeyenler de en azından urumca ifadelerden kafiyeli dörtlükler sıralarken keyif alır. Bu meseleye sadece ve sadece kültürel pencereden bakmak lazım. Tek tip zihniyetten ötürü oluşan asra bâli bir algı ve yargı hakim. Bu yüzden de albümlerimde urumca parça söylemedim henüz. Mesele, kültürel anlamda sağlam bir bakış açısı kazandığında birkaç tane türkü albüme koyacağım. Çaykara’da, günlük konuşmaya giren her dilden kelimeler, bir hattat zarafetinde kafiyesini bulmuştur. Bu yüzden de mevcudu muhafaza etme hususunda dili notalara dizmek gerektiğini düşünüyorum. Saplantısız ve objektif bir şekilde…

Örneğin; “o gamenos Mustafa, ne bozuk ikballidur” dediğin zaman ifadedeki vurgu ve şiirsellik dikkat çeker. Şimdi bu cümleye baktığınızda üç farklı dilden kelimeler göreceksiniz. Bu ifadeyi tek bir sözlüğe göre dizayn etmeye kalktığınızda, cümledeki aynı sevimliliği oluşturmanız imkansız.

Üzerimizde önemli bir misyonun ağırlığı var.
Bir dönem gençler, bağlama çalmaya ve gitar çalmaya ilgi gösteriyorlardı. Son yıllarda gördüğüm kadarıyla kemençe çalmaya çok büyük bir ilgi var. Gençlerdeki bu öze dönüş beni gerçekten çok mutlu ediyor. Bir dönem kemençeden, horondan Karadenizli utanıyordu diyebilirim. Ama artık bilinçlenen neslimizde bunların ne kadar değerli olduğu gerçeğini herkes kavramış durumda.

Fakat bizlere bu anlamda kültürü doğru yansıtma adına büyük bir sorumluluk düşüyor. Bu sorumluluğun farkındayız. Karadeniz sanatçıları olarak bizler, geriden gelen nesle doğru şeyler bırakmalıyız. (at beni, tut beni, gıdıkla beni, sen çok manyak güzelsin gibi…) içi boş, yoz şarkılar yerine kırandan aşan aydur, ayna ayna ellere, gugu, gibi kültürümüzü yansıtıcı, orijinal eserleri, özünü bozmadan gelecek nesillere aktarmalıyız.

Bu bizim birinci görevimiz olmalı… Biz sanatımızı icra ederken kültürümüzü ön planda tutmalıyız. Karadenizliyi eğlendiren, güldüren konumundan çıkarıp ona yakışır duruşu sergilemeliyiz. Ulusal medyada Karadenizli sanatçılara bir önyargı olduğunu kabul ediyorum. Ne var ki bu önyargıyı kırmak, reyting malzemesi olmaktan çıkmak yine Karadenizli sanatçıların görevidir.

Ve bir de, belki biz göremeyeceğiz o günleri ama; bir gün gelecek köylü olmak, yöresel olmak, şehirli olmanın üstünde tutulacak. Bugün köyüne sırtını dönmeyenler bir arpa boyu yol alamıyor. Ama yarın öyle olmayacak.

Röportaj: Muhammet Ali Sarı

HAMSİMEDYA

Çaykara-Dernekpazarı Özel Sayısı

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.