şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

OSMAN TURAN

OSMAN TURAN

Osman Turan, I. Dünya Harbinin patlak verdiği 1914 yılında, Trabzon’un Çaykara İlçesinin Soğanlı (Hopşera) köyünde dünyaya gelmiştir. Köyün ileri gelen ailelerinden, Kuranoğulları ailesine mensuptur. Dedesi Abdullah Ağa hakkında pek bilgimiz yoktur. Babası Hasan Ağa ise, I. Dünya Harbinde Erzurum Kandilli’de şehit olmuştur. Böylece, doğduğu ortam, Osman Turan üzerinde ilk tesirlerini göstermeye başlamıştır. Küçük yaşta babasız kalan Turan, ilkokulu dayısının himayesinde Çaykara’da okumuştur.

Daha sonra ailesiyle Bayburt’a taşınmış, orta okulu burada tamamlamıştır. Lise öğrenimi için Trabzon’a gitmiştir. Çünkü o dönemde her yerde lise yoktur. Burada iki arkadaşıyla bir evde kalan Turan, zaman zaman balık tutup satarak harçlığını çıkarmaya çalışmıştır. Boş zamanlarını ise okulun kütüphanesinde okuyarak geçirmiştir. Okumaya meraklı ve çalışkandır. Güçlü bir hafızaya sahiptir. Trabzon lisesinde arkadaşları ona “ayaklı kütüphane ” adını takmışlardır. Lise üçüncü sınıfa geçtiği sene, ağabeyinin Ankara’ya nakletmesi üzerine Trabzon’dan ayrılan Osman Turan, 1935 yılında, Ankara Erkek Lisesi’nden mezun olmuştur.

Turan, üniversite tahsiline, yatılı imtihanlarını kazandığı DTCF Tarih bölümünde başladı. Köprülü’nün ilk öğrencileri arasında yer aldı ve onun teveccühünü kazandı. Bölümünde öğrenci gibi değil, asistan gibi çalışıyor, Ortaçağ Kürsüsü Seminer Kütüphanesi ile o meşgul oluyordu. 1940 yılında DTCF’sinden mezun olan Turan, hocası Köprülü’nün yanında ilmi yardımcı olarak göreve başladı, ve iki yıl sonra girdiği imtihanı başararak Orta zamanlar Kürsüsü asistanlığına atandı. Köprülü’nün yanında ilk doktora yapan kişi Osman Turan olmuştur. Doktora konusu “On iki Hayvanlı Türk Takvimi”dir. “Orta Zamanlar Türk Devletlerinde Türkçe Unvanların adlı çalışmasıyla da 1944 yılında doçent olmuştur.

Bilindiği üzere, 1944 yılında, dünya dengelerinin ortaya çıkarttığı yeni konjonktür gereği ülkemizde bir çok milliyetçi münevver “Turancı-Türkçü” suçlamasıyla sorgulanmış, baskı ve eziyete maruz kalmışlardır. Bu günlerde DTCF’nde doçent olan Osman Turan da, bu olaylardan nasibini almış, fakülteden uzaklaştırılarak MEB emrine verilmiştir. Sekiz ay sonra yeniden üniversiteye dönmesine izin verilmiştir; ancak ceza olarak maaşı iki kıdem düşürülmüştür.

1946-1947 kasımları arasında bir yıllık askerlik görevini ifa eden Osman Turan, 1948 ağustosunda Avrupa’ya gitmiş ve iki yıl boyunca Londra ve Paris’te araştırmalar yapmıştır.

1951 yılında profesörlüğe yükseltilen Osman Turan, 1954 yılına kadar DTCF’de Türk-İslam Tarihi dersleri okutmuştur.

1954 seçimlerinde DP’den Trabzon milletvekili olarak TBMM’ne giren Osman Turan, 1956’da Türk Ocağı’nın Ankara Şubesi başkanı, iki yıl sonra da bu kuruluşun genel başkanı olmuştur.

1960 ihtilalinde tutuklanarak Yassıada’ya gönderilen Osman Turan, 16.5 ay tutukluluktan sonra beraat etti. Yassıada’da gösterdiği medenî cesareti ve mertliği, herkesin dikkatini çekti ve hayranlık uyandırdı. Partisi iktidarda iken ihtilaf halinde bulunduğu ve acımasızca eleştirdiği siyasi arkadaşlarını Yassıada’da savundu ve böylece sağlam karakterli ve vefakar bir şahsiyet olarak tanındı.

Ne var ki, Osman Turan bu vefayı üniversitedeki meslektaşları olan ilim adamlarından görememiştir. Yassıada’dan sonra fakültesine dönmek istemiş, fakat buna imkan bulamamıştır; çünkü eski meslektaşları tarafından engellenmiştir. Bunun üzerine Danıştay’a başvuran Osman Turan, davayı kazanmıştır; ve müktesep hak olarak maaşlarını almaya başladığı halde, fakültesine fiili olarak dönüşüne izin verilmemiştir.

Bu üzücü hadiseden sonra yeniden politikaya dönen Osman Turan, 1964 yılında AP genel başkan yardımcılığına seçilmiş; 1965 seçimlerinde de Trabzon milletvekili olarak yeniden TBMM’ne girmiştir. Yürütülmekte olan parti politikalarını beğenmediği için, milliyetçi-mukaddesatçı grubun sözcüsü olarak parti yönetimini konuşmaları ve yazılarıyla sürekli tenkit etmiştir. 1969 yılında siyaset hayatından çekilmiş, 1972 yılında da DTCF’den emekliye ayrılmıştır. 18 Ocak 1978 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.

Türk tarihini bir bütünlük içinde anlamaya ve açıklamaya çalışan Osman Turan’ın ilmî çalışmaları daha çok Türkiye Selçukluları üzerinde yoğunlaşmıştır. Onun eserlerini üç grupta toplamak mümkündür.

Birinci grup, Anadolu Selçukluları tarihinin el yazması ana kaynak eserlerinin neşri,

İkinci grup eserleri, ilmî terkipleri ihtiva eden eserler ve makaleleridir. Selçuklu tarihine ait olan bu eserleri, kendisinin ifadesine göre “İlmî olduğu kadar, terbiyevî bir gaye de “takip edilerek yazılmış olan eserlerdir. Tarih şuuru uyandıran ve nesillere yön veren eserlerdir.

Üçüncü gurup eserleri,güncel konuları ele alan ve önce Türk Yurdu gibi muhtelif dergilerde yayımlanan ve daha sonra da derlenerek kitaplar halinde neşredilen eserleridir. Bu tür kitapları arasında,

-Türkiye’de Manevi Buhran Din ve Laiklik,

-Türkiye’de Komünizmin Kaynakları ve Kültür İhtilali,

– Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynakları,

– Tarihi Akışı İçinde Din ve Devlet, gibi yayınları bulunmaktadır. Türk tarihinin ve kültürünün sürekliliğine ve bütünlüğüne inanan Osman Turan, yaptığı araştırmaları Türk milletinin sürekliliğini ve gelişmesini sağlamak için bir vasıtadan ibaret görmekteydi. Ona göre, tarih tartışmaları milletleri tarih şuuruna kavuşturur, bu şuur da onları tarih yaratıcılığına sevkeder. Öyleyse tarih incelenip yazılmalı, bir kültür ve şuur kaynağı olmalıdır. Aksi taktirde toprak altındaki madenler gibi hiçbir şey ifade etmez. Turan’a göre Türkler ” millî, islamî ve insanî duygularını ahenkli bir şekilde terkip ederek, bir dünya nizamı davası” gütmüşlerdir. Onların İslam’ı kabulleri, bir inkılap, İslam ve dünya tarihinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bizim cesaret ve kuvvet kaynağımızı teşkil eden bu tarihi zenginlik, yeni terkiplerin itici gücü olacak ve Türk kültürü eski misyonuna yeniden kavuşacaktır.

İlmî çalışmalarıyla son defa 900 yıldan fazla Türk vatanı olan Anadolu’nun tarihi ve medeniyetini ortaya koyarak, bağımsız Türk Cumhuriyeti’nin varlığının devamını sağlamak gayretini gütmüştür. Fikrî mücadelesinde de, bu devleti kuran Türk milletinin buhranlardan kurtularak sağlıklı, ileri bir toplum haline gelmesi gayesini gütmüştür.

Onun fikri hayatı, Türk milletini buhrana sürükleyen menfi kuvvetlerle mücadeleyle geçmiştir. Rahmetli, eserlerini Oğuz Türklerinin son defa 900 yıl öncesinde vatan tuttukları, bütün dünyaya örnek olan devletler kuran Anadolu üzerinde yoğunlaştırmış, kendi izinden giden tarihçilere de bu yönde örnek olmuştur. Onun bütün eserlerinde, geçmişine sahip olmayan milletlerin, geleceğine de bakmasından söz edilemeyeceği vurgulanmış, bu ana fikirden hareketle, bizim de ana hedefimizin, geçmişe sahip çıkarak geleceğe umutla bakan, ufku açık bilim ve teknolojide ilerlemiş bir neslin yetiştirilmesi çabası görülmektedir.

Son Güncelleme: 16:35 27 Şubat 2018
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.