Şatıroğlu Gayrimenkul
Nuhoğlu Gıda
ÇAYKARA GAZETESİ

Salih Kalyon: Köyümün sesi hiç kulağımdan gitmedi

Salih Kalyon: Köyümün sesi hiç kulağımdan gitmedi

 

Çaykaralı bir babanın oğlu olan sinema-tiyatro sanatçısı Salih Kalyon’u tanıyor muyuz? Sümela’nın Şifresi yeni filmi için Trabzon’a gelen sinema ve tiyatro sanatçısı hemşehrimiz Salih Kalyon’u biraz daha yakından tanıyalım.

Salih Kalyon’un amca oğlu Mustafa Kalyon halen Çaykara Tarım İlçe Müdürülüğünde çalışıyor

Çaykara Koldereli(eski Vahtanç köyü) olan Salih Kalyon’un babası saatçilik yapmak üzere yıllar önce Ağrı’ya gider. Salih Kalyon burada doğar. Salih Kalyon’un Çaykara’da halen amcaoğulları bulunuyor. Bunlardan biri Çaykara Tarım İlçe Müdürlüğünde görevli Mustafa Kalyoncuoğlu. Mustafa Kalyoncuoğlu Salih Kalyon ile zaman zaman görüştüklerini ve bağlantılarının devam ettiğini söylüyor. Sürekli göç veren Çaykara’da sanattan bilime, ekonomiden bürokrasiye daha ne cevherler var kim bilir? Ama Salih Kalyon’u ilginç kılan saatçi bir babanın Ağrı’da doğan Çaykaralı oğlu olması ve kendini sinema ve tiyatro alanında ispatlaması.

Salih Kalyon Kimdir?

Salih Kalyon (D. 1946, Ağrı), Sinema, tiyatro ve dizi oyuncusu. Bizimkiler ‘de Tak Tak Sedat, Vizontete ‘de Casim Abi,  Eyvah Eyvah’ta Halil Dede; Sümela’nın Şifresinde imam Necati gibi rollerle tanınır.

Ortaöğrenim mezunu olan sanatçı, Dostlar Tiyatrosu, BKM Oyuncuları gibi topluluklarda, sinema filmlerinde ve dizilerde oynamaktadır. Ayrıca, Tolga Çevik’le Komedi Dükkanı adlı eğlence programı yapmıştır. Daha sonra başka projeler nedeniyle bu programdan ayrılmıştır. Tiyatro yapmaya 1964 yılında başlamış, kariyerinin başında 20 yıl kadar Çocuk Tiyatrosu oyunları yazmış yönetmiş ve oynamıştır. Türk Tiyatrosunun mütevazı duayenlerindendir.

Salih Kalyon 2013’te Trabzonspor Dergisine hayat hikayesini özetleyen bir röportaj vermişti.

İŞTE O RÖPORTAJIN BİR KISMI!

TS DERGİSİ: Bildiğimiz kadarıyla Trabzon Çaykaralı’sınız. Ama Ağrı’da doğup Adapazarı’nda büyümüşsünüz. Göç yollarında bir çocukluk hikayesi sanırım sizinki.,.

SALİH KALYON: Evet, Ağrı’da doğdum. Babam saat tamircisiydi. Ağrı’da saatçi yok demişler, o da 1930’lu yıllarda Trabzon Çaykara’dan Ağrı’ya  göçmüş. Harf inkılabı yeni olmuş o yıllar. Babam hattat aynı zamanda. Dedem her hafta bir elif cüzü yazar ve aile geçimini oradan sağlarmış. Babam da ondan görmüş. Askerde ise yeni yazıyı öğrenmiş. Ağrı’da ilk tabelayı da yazan babam olmuş bu sebeple. Bir gün dükkanında otururken polis gelmiş Ve “Vali çağırıyor” demiş. Vali sormuş babama: “Kim yazdı bu tabelayı” diye. “Ben yazdım” deyince babama “nerden biliyorsun sen yazı yazmayı, ajan mısın” diye sorgu sual etmişler.

Sonrasında ise özel kalem müdürlüğü teklif etmişler. Cumhuriyet’in ilk yılları* ülkenin yüzde 92’si okuma yazma bilmiyor. Vali okuma yazma bilen adam buldum diye sevinmiş- Bütün vilayetin tabelalarını yazmaya başlamış babam. Sabahlara kadar oturup yazmış, saatçiliği bırakmış. Karaköse’de 12 yıl kalmışız. Ben iki yaşındayken Adapazarı’na gelmişiz. Tabela işinden çok para kazanmış babam. Hazır elbise işine başlamaya karar vermiş. Konfeksiyon yok. Bir kamyon hazır elbiseyi Ağrı’ya getirmiş. Ama gerek yolda, gerek depoda tüm malları güve yemiş. Babam bütün sermayesini bitirmiş. İstanbul’a mal almaya giderken de oradaki dükkânı kalfalarına bıraktığı için utanmış tekrar dönmeye. Ağrı’ya hazır elbise getirdiği kamyona eşyaları yükleyip Adapazari’na doğru yola koyulmuşuz ailecek. Böyle bir yol hikâyesi bizimki işte…

TS DERGİSİ: Eğitiminizi de Adapazarı’nda aldınız öyleyse.

SALİH KALYON: İlkokula orada başladım. 1954 yılıydı. Önlüğümüz bile yoktu o zamanlar. Birer dergi dağıttılar. Kapakta rüzgar kompozişyonlu bir resim vardı. Bir çocuk etinde karne, atkısı uçuşuyor, şemsiyesini rüzgâr doldurmuş. Öğretmen sınıfta “Kim tahtaya rüzgâr yazacak?” diye sormuş. Bense o kapağın resmini defterime çizmiştim. Suali yanlış anlayınca “Ben” diye el kaldırıp tahtaya çıkıverdim. Ben resmi yapmaya başladım tahtaya. “Ne yapıyorsun sersem” dedi. “Ben yaz dedim, çiz demedim. Adam olmuş da bizi kandırıyor ukala” deyince okuyup adam olamayacağımı anladım o dakikada. Sonra konu komşunun taklitlerini yapmaya başladım. Hürriyet Gazetesi’nde ressam Sururi Gümen’in Can Baba diye karikatürleri vardı; onları yapmaya başladım. Cam para karşılığında arkadaşlara gösteriler düzenlemeye başlamıştım. 0 zamanlar para yok. Yani benim yaptığım gösterileri gerçek parayla seyredecek güce sahip kimse yok. Arkadaşlarıma toplattığım camları biriktirip Paşabahçe cam fabrikasına getirir, satardım. Çevreciliğe başlamışım habersiz…

TS DERGİSİ: Önemli yapımlarda gördük sizi. Keyifli bir Karadeniz dizisi olan Fırtına, kurgusu ve kadrosuyla büyük ilgi uyandıran Ezel ve tabii ki Komedi Dükkânı ilk aklıma gelenler. Şimdi ise yeni bir dizi ile yeniden çıktınız karşımıza.

SALİH KALYON: Evet, “Ali Ayşe’yi seviyor” gerçekten de keyif verecek bir dizi. Aslında bir baba oğul hikâyesi. Ati benim oğlum. Ben berberim, oğlum da yanımda çalışıyor. Ana kıza tesadüf aşık oluyoruz. Karım ötmüş, bir kızım var, bir de içgüveysi bir damadım. Ekonomik yaşamak için bizde kalıyorlar ama sözüm ona babalarını yalnız bırakmak istemiyorlar. Konu komşunun önerileriyle talip oluyoruz ana-kıza. Evlenemiyoruz bir türlü. Böyle devam edip giden bir mahalle dizisi.

TS DERGİSİ: Tekrar Adapazarı yıllarına dönelim. Orada Trabzonlu arkadaşlarınız var mıydı?

SALİH KALYON: Evet, biz tamamen Trabzonluların içindeydik. Zaten akrabalarımız çağırmıştı bizi Adapazarı’na. Dolayısıyla Trabzon’u aynen yaşadık orada. Evin arkasına fasulye ekiyordu annem. Mandıramız vardı. Komşularımızın da aynı şekilde… Trabzon’da yaşamadım ama Trabzon’u yaşadım doyasıya.

TS DERGİSİ: Karadeniz şivesindeki başarınız Trabzonlular arasında büyümenizden kaynaklanıyor o zaman.

SALİH KALYON: İşte taklit ettiğim o ses. Annemin sesi. Onun sesi, köyümüzün sesi. 0 ses hiç kulağımdan gitmedi. 0 benim anamın dili. Yani ana dilim. Kulağımdadır her sözcüğü, her bir sesi.

TS DERGİSİ: Trabzon’u ziyaretlerinizde, “fıkra gibi” diyeceğiniz nitelikte olaylarla karşılaştınız mı hiç?

SALİH KALYON: Tabii ki. Sümela’nın Şifresi’nin galasında mesela. Vali Bey geldi, oturdu önümüze. Sırtında sopayla bir nene geldi hemen ardından, elinde bir çıkın var. 0 da oturdu Vali*nin yan koltuğuna. Kaldırmaya çalışanlara da Valiyi işaret ederek “Niye oturamayrım yanina” dedi. Sonra Valiyle tanıştırdılar. Teyzem hemen futbol sohbetine başladı: “Bu uşaklar yanliş oynaylar, havadan oynayler, yerden vuracaklar ki galeye girsin top” dedi. 0 yaşta bir teyzenin futbol konuşması ilginç geldi bana. Bir de meydanda bir otelde kalıyoruz, hemen önümüze bir yol kazısı var. Belediye çalışıyor. Arabalar vızır vızır. Elinde paketlerle yola daldı adamın biri. Taksici sert bir frenle durdu. “Ölecesun” diye bağırdı adama. Adam sakin sakin döndü. “Farzet haburda dut ağaci var çarpacamisun?” dedi. Yani dut ağacı o an nasıl gelir insanın aklına?

TS DERGİSİ: Peki ya futbolla ilişkiniz ne durumda?

SALİH KALYON: Bizden önceki kuşak top oynamayı günah addederdi. Çocukluğumuzda da böyleydi. Ama çocukken futbol oynadım tabi. Sert mizaçlı. Tenekeci namıyla ünlü bir Necmi Abi vardı mahallede. Bir gün takım kurarken bana öyle bir baktı ki “Sen Beşiktaşlı değil misin?” dediğinde “Evet abi” demek zorunda kalmıştım. Ama o dönem Trabzonspor kurulmamıştı. Sonra Trabzonsporlu olduk tabii. Neticede Trabzonlu olunca Trabzonsporlu olmak zorundayız. Trabzon’un bir tane Trabzonspor’u var. Ama futboldan soğudum ben. Trabzonspor’u tutuyorum, ama basketbol takımını.

TS DERGİSİ: Neden soğudunuz futboldan?

SALİH KALYON: Kayboldu o amatör ruh. Yıllar öncesinden Ali Kemal’in babasıyla yapılmış bir röportajı unutamıyorum. “Oğlunuzun futbolcu olmasına nasıl izin verdiniz?” diye sorduklarında, “Ben oğa dedum ki bu işi dibina gada yapacağsan yap, ama yapmıcasan hiç paşlama” diye cevap veriyordu. Hala kulaklarımda. Ali Kemal de profesyonelce yaptı işini. Ama amatör ruhla. Neden şampiyon oldu o kadro; çünkü bir tane bile yabancı futbolcu yoktu. Şimdiyse kumara ve savaşa dönüştü futbol. Bunu sevmiyorum. On yıl kadar önce Beşiktaş iskelesinde üzerinde Fenerbahçe forması bulunan küçük bir çocuğu döverken gördüm Beşiktaş taraftarlarını. Gittim, ayırdım. Neden yaptıklarını sordum: “Burada böyle dolaşmamalı” dediler. Futbol sahada ya da saha dışında, arenadaki gladyatör dövüşüne dönüşüyorsa ben yokum. Basketbol izliyorum, çünkü daha insancıl oynandığını düşünüyorum.

TS DERGİSİ: Bize Trabzonspor’u tek cümleyle nasıl anlatırdınız?

SALİH KALYON: Trabzonspor Anadolu’nun moralidir. Sadece spor olarak bakıldığı için örnek olmuştur tüm memlekete.

TS DERGİSİ: Peki sizin en’lerinizden konuşarak bitirelim röportajı. En güzel gol?

SALİH KALYON: En güzel gol henüz atılmayan goldür.

TS DERGİSİ: Peki en unutamadığınız maç?

SALİH KALYON: En unutulmaz maç henüz oynanmadı.

TS DERGİSİ: Siz böyle kaçamak cevaplar veriyorsunuz, ama bu son soru: En beğendiğiniz teknik adam? SALİH KALYON: İste o Şenol Güneş’tir.

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.