şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

Şimdi kuru yaprak zamanıdır

Naci Altuncu

Naci Altuncu

Kofin nedir bilir misiniz? Bilen var, bilmeyen var. Ama sen; şehirde büyüyen çocuk, sen bunu bilmezsin. Kofin kuru yaprakların taşındığı fındık çubuklarından yapılan çok büyük sepet mi desem, harar mı desem, ne desem, sana nasıl anlatsam?…

Kuru yaprakları daha kolay ve daha çok miktarda taşımak için fındık çubuklarıyla yapılmış, seyrek ürülmüş, yer yer örülmemiş boşluklar bırakılmış, dibinden yukarıya doğru genişleyen, çok büyük bir sepet. Bizim buralarda her işin bir zamanı, her zamanın kendine göre farklı zorlukları olan işleri vardır. En zor işlerin yapıldığı güz mevsiminin en son işi de ağaçlardan dökülen kuru yaprakları toplama ve toplanan bu yaprakları taşıyıp evde ahırın bir bölümüne bastırarak yığma işidir.

Genellikle ahırın bir bölümüne yığılan kuru yapraklar kış boyu ahırdaki sığırların, varsa koyun ve keçilerin altına serilirdi. Bu yapraklar sayesinde ahır sıcak olur, temizliği kolay yapılır ve üretilen hayvan gübresi çoğaltılmış olurdu. Yaprak toplama mahallenin yukarısında yer alan, mahallenin ortak olduğu meşede(ormanlık alanda) yapılırdı. Bu ormanın yereldeki adı meşe vaya merğa’dır. Merğayı(mera) koruyan mahalleli, para vererek her yıl korukçi(korucu-bekçi) tutardı. Köylüler korucu tuttukları için bu bölgedeki ormanlarda devletin görevlendirdiği orman Muhafaza Memuru olmazdı. Meşeden her yıl ihtiyaca göre odun, üç beş yılda bir de kereste (eşit olarak) yapılır ve her yıl kuru yaprak toplanırdı.

Her sene, bu mevsim ve bu günler kuru yaprak yapma mevsimiydi. “Korukçi biraktiii” (Korucu yaprak yapmayı serbest bıraktı) dendiği günün ertesi herkes meşeye yaprak toplamaya giderdi. Yaprak toplama hazırlıkları, en az bir hafta öncesinden başlar, kofinler, süpürgeler, siğhaveller(çam ve ya likarba ağaçlarının dallarından yapılan büyük çalı süpurgeleri) hazırlanırdı. Yaprak toplamak, kadın işi olarak görüldüğünden genellikle kaynanalar süpürür; gelinler, kızlar, genç kadınlar taşırdı. Evde bastırarak yığma işi ise çocuklara kalırdı. Yaprak toplamanın ilk günü sabah çok erken, hatta sahur vaktinde kalkmak, hızla meşeye çıkmak ve alabildiğine geniş süpürme yeri çevirmek nefes nefese kalınan ama eğlenceli bir yarıştı. Herkes bol ve kaliteli kuru yapraklar nerelerde ise -ki tespitler önceden yapılırdı- oralara çıkar, çevirebildikleri kadar koca bir alanı çevirirdi. Bu çevirme göz kestirilen alanın çevresini kenarlardan içeri doğru süpürerek çizilen, çizgilerle yapılırdı. Sonra da bu bölgedeki yapraklar yukarıdan aşağıya süpürülür, yığın yığın biriktirilirdi. Biriktirilen her yığından kofin ayakla bastırılarak tıka basa doldurulurdu. Doldurmak bile yetmez, kofinin üstüne banosam yapılrdı. Banosam sepet ve kofin dolduktan sonra üstüne yığılarak istiflenen ve iple tutturulan ek yüke verilen isimdi. Kofinini dolduran her kadın hızlı bir şekilde eve iner, kofini erekğteden (erekğte: Genellikle evlerin mabeyin denilen yerinde bulunan ve ahıra doğru açılıp kapanan, ahıra kısa yoldan ot, yaprak dökmek için yapılmış kare şeklinde küçük kapılara verilen isimdi) ahıra boşaltır ve hızla ikinci sefere dönerdi.

Bundan sonrası çocukların zevkle yaptıkları işti. Yaprakları, ahırın bir bölümü olan yaprakhananın tamamına yayar, bastıra bastıra yığarlardı. Yaprakhana yarı olduktan sonra da oyunları başlardı. Erekğte den göle atlar gibi kapatmaca atlamalar, yaprakların içinde yüzmeler, kulaç atmalar, güreş tutmalar, yakalamaca gibi oyunlar…. zevkle oynanırdı. Her kadın, sabah kahvaltısına kadar en az üç beş sefer yapardı. Yaprakçılar sabah kahvaltısını ve öğlen yemeklerini meşede yerler, namazlarını düz bir yere yaprakları sererek yaptıkları namazgahlar üzerinde kılarlardı. Akşam süpürgeciler boş veya omuzlarına aldıkları bir kaç kuru odun ile, gelinler ve kızlar yine banosamlı yükleriyle eve inerledi. Ahırdaki malların akşam hizmetlerini yapmak, evde külfete yemek hazırlayıp sofra kurmak, akşamdan sonraya kalırdı. Yani gelinler işlerini en erken yatsı namazına kadar bitirmiş olurlardı. Anlayacağınız ortalama 15 gün süren yaprak yapma işi yoğun, yorucu ve sıkıntılı bir işti. Bu süreçte grip olma, kaşınma, hatta özellikle çocuklarda uyuz hastalığına yakalanma gibi sağlık sorunları yaygın olarak görülebilirdi..

İsterseniz anılardan çıkalım ve bu güne bakarak bitirelim. Şimdi, yine kuru yaprak zamanı… Ama artık kuru yaprak yapan yok denecek kadar az. Yapanlar da bağ bahçeden ihtiyacı karşılıyor. Meşe(orman)den yaprak yapan kimse yok. Uzaktan yaprak taşıyan da yok. Kofin örmeyi bilen bir kaç kişi kaldı. Eskiden her evde en az iki,üç kofin varken şimdi kofini olan sayılı bir kaç ev var. Yaprakçılık olmayınca, ormanlar da yozlaştı. Orman içinde çalılık ve dikenlik alanlar çoğaldı. On yıllar sonra bizim bölgemizde de orman yangınları görülür oldu. Şimdi artık hiç bir mahalle korucu da tutmuyor. Yirmi yaş altı çocuklar korucu nedir ne işe yarar sorusuna cevap veremiyor. Ve… şimdi kuru yapraklar, rüzgarda, oradan oraya savrulmaktan başka bir işe yaramadıklarına kim bilir nasıl da üzülüyorlardır???!!!.

NACİ ALTUNCU

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.