şatıroğlu inşaat
çaykara Serdar elektronik
Çaykara Gazetesi

Suriye politikası ve tarihi süreklilik

Hanefi Çatal

Hanefi Çatal

Trabzon’da 2. Cumartesi ve ikinci şehit cenazesi

Tarihi süreç içerisinde son yüzyılda yaşanan siyasi olaylar ve uluslararası ilişkiler süreklilik göstermektedir. Bu süreklilik günümüzde yaşananları anlamlandırmamıza büyük katkı sunmaktadır.

Yıl 1912, Amerikan Başkanı Woodrow Wilson: Türkiye’yi paramparça eden ünlü Wilson İlkeleri’ne adını veren kişi… Türkiye sınırları içine bir Kürdistan ve bir Ermenistan haritaları çizen Amerikan Başkanı… Bakın ne diyor: “Amerikan kapitalizminin temel hedefi, zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır.”

Sevr Antlaşması:  10 Ağustos 1920’de (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti’ne bağımsızlık için başvurabilecek.

Ağustos 1930 International Press: III. Enternasyonal’in yayın organında İngiltere’nin Kürt politikası şöyle açıklanıyordu: “Eğer bugün İngiliz ‘bilginleri’, dünya tarihinde önce Kürtlere karşı ‘adalet’ sağlanması gerektiğinden ve ‘gerçek’ Kürdistan’ın kurulmasına yardımın zorunlu olduğundan dem vuruyorsa, doğrusu bu ‘adaletin’ fazlasıyla petrol ve kan koktuğunu söylemek gerekir.” (Metin Aydoğan’ın Bitmeyen Oyun adlı kitabından alıntı; s.123.)

Büyük Ortadoğu Projesi: ya da tam resmi adıyla Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek bir Gelecek ve İlerleme için Ortaklık Projesi. Amerika Birleşik Devletleri 43. Başkanı Bush hükümeti tarafından Büyük Ortadoğu adıyla duyurulan, en batıda Fas’ın Atlantik kıyılarından, en doğuda Pakistan’ın kuzeyindeki Karakurum yaylalarına, Kuzeyde Türkiye’nin Karadeniz kıyılarından Güneyde Aden ve Yemen’e kadar uzanan bölgede, Müslüman ülkelere demokrasi ihracını ve bu ülkelerin pazarlarının açılmasını amaçladığı açıklanan ihtiraslı ve çok iddialı bir projedir. Büyük Orta Doğu Projesi, Fas’tan Endonezya’ya kadar İslam dünyasını hedef alıyor. Proje gereği, 22 ülkenin haritasının değişeceği söyleniyor. Yeni savaşın bir hilal-haç mücadelesi olduğu açıktır.

“A clean break” “temiz bir ara” diyerek ortaya konulan İsrail stratejisi: 1996 yılında özellikle bugünkü Netanyahu için hazırlanmış  “temiz bir mola”, “temiz bir ara” denilen stratejisi 2000’li yıllarda uygulanır. Bu İsrail stratejisinin en önemli hususlarından biri, artık toprak karşılığında barış değil, barışa karşılık barış. Senin için de barış istiyorsan benimle de barışman lazım.” Bu, çok önemli bir strateji değişikliğidir. Buna göre; önce Irak’ta Saddam’ın ortadan kaldırılması ve Irak’ın Suriye’ye verdiği desteğin kesilmesi suretiyle, Suriye’nin içinde vekâleten bir savaş oluşturmak suretiyle Suriye’nin de bu konuda etkisiz hâle dönüştürülmesi. Yani, İsrail diyor ki: “Kapsamlı bir barış değil, güçler dengesi olsun. Benim etrafımdaki ülkeler kendi içindeki dengelerle uğraşsın. Kendi içindeki dengelerle uğraşırken Suriye’de vekâleten bir savaş oradaki mezhep ya da kabileler aracılığıyla yapılsın ve böylelikle İsrail’in güvenliği sağlansın.”

Suriye rejimi 40 yılı aşkın süre ülke içinde meşruiyetini halkı “ya ben ya kaos” ikilemine sürükleyerek sağlamıştır. Halk ayaklanması sonrasında da bölge ülkeleri ve küresel aktörleri aynı ikileme sürükleyerek yaşamaya veya kendi varlığının da kabul edileceği bir değişimi sağlamaya çalışmaktadır

Irak ve Lübnan örneğinden hareketle Esat sonrası Suriye çalışmasının temel savı, Suriye’de devlet aygıtı ve merkezi otoritenin ani bir şekilde yıkılması ve rejim değişikliği gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak yapının mevcut durumdan daha olumsuz olabileceği ve demokrasi üretmeyebileceğidir. Bu örneklere Libya da eklenebilir. Söz konusu tecrübeler Suriye’de rejimin devlet aygıtının çöküşüyle oluşacak sonuçlara bakalım.

1.sonuç etnik-mezhepsel çatışmalar ve iç savaştır. 2.sonuç, siyasal istikrarsızlık ve zayıf hükümetlerin ortaya çıkışıdır. 3.sonuç dış müdahale ve etkilere açık hale gelmektir. 4.sonuç, üniter yapıdan ziyade federal yönetim tarzının benimsenmesi ve hatta toprak ve siyasal bütünlüğün korunamamasıdır. 5.sonuç olarak devlet dışı silahlı örgütlerin veya terör örgütlerinin devlet otoritesinin yanında söz konusu ülkelerde zemin ve yaşam alanı bulabilmesidir.

Bütün bu örnekler ve tecrübeler yaşanmışken Türkiye’nin “Komşularla sıfır sorun” milli politikası küresel güçlerin etkisi ile evirilip gayrı milli bir yola girdi. Evet Esat bir diktatördür. Bunla ilgili mücadeleyi Suriye’deki politik muhalefet üstlenmelidir. Politik muhalefeti silahlı muhalefete dönüştürüp etnik kimliklere, mezheplere dayalı bir çatışmayı oluşturmak, bir rejim meselesini iç savaş meselesi haline dönüştürmektir. Bu iç savaşı planlayan 1995 yılında İsrail’in  “a clean break”  strateji belgesi; Iraktan sonra Suriye’de de etnik ve mezheplere dayalı bir savaş, Türkiye de bu savaşın içinde olmalı. Hâlbuki Türkiye için önemli olan Suriye devletinin toprak bütünlüğünün sağlanmasıdır. Bunun dışındaki her model Türkiye’nin güneyinde bir PKK devleti kurulması anlamına gelir. PKK bu gün Türkiye sınırında Lübnan büyüklüğünde bir coğrafyayı kontrol ediyor.   Suriye’nin kuzeyinde, Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesi karşısındaki Tel Abyad kentinde, 23.10.2015 terör örgütü PYD’nin kontrolündeki Ayn el-Arap’a bağlı sözde “özerklik” ilan edildiği açıklanmıştır.(http://www.yenicaggazetesi.com)

Suriye politikasında Ortadoğu ülkelerinin yapısı ve rejimleri, emperyalizmin Kürdistan projesi göz ardı edilerek oluşturulması, milli menfaatlerimizi koruyamamamıza yol açtı. Ülkemizde şimdilik 2.6 milyonun üzerinde (başbakanımızın son ifadesi 3.5 milyona ulaşacak) Suriyeli göçmen, 8 milyar dolar zarar ve güney sınırımızda Kürdistan’ın diğer parçası oluşmuş, terör örgütleri değişik şehirlerde bombalar patlatarak ( son 48 saatte şehit sayısı 45’e yükseldi. Ankara’da 28 kişi şehit , 61 kişi yaralandı. Diyarbakır’da 6 asker şehit, İdil’deki operasyonda 1 polis ve 1 asker şehit oldu. Sur’da  5 asker ve 2 polis şehit oldu.) iç ve dış politikalarımızı   yönlendirecek  duruma geldi.

Türkiye yönetilemiyor; Ne yazık ki devletin içinde hakimiyet alanları yaratılarak, Cemaat ve HDP arasında “NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİK “ itirafı ile paylaşılmıştır. İktidarı eleştirenler ise vatan haini ilan edilmiştir.

ERGENEKON diyerek şuursuzca Türk Silahlı kuvvetleri içerde ve bölgede etkisiz hale getirildi. Sonuç; Sur ilçesinde 81 günde 200’e yakın şehit verildiği halde hainlerden temizlenemedi. FETÖ diyerek şuursuzca polis ve İstihbarat teşkilatları dağıtılarak ülkemizde ve dışarda yaşananlardan bi haber yapılar haline getirildi; Neticede ülkemizin her yerinde bombalar patlıyor. Ama istihbaratlarımız başka işlerle meşgul.  Açılım diyerek güneydoğumuz teröre teslim edildi. Demokrasi diyerek güçler ayrılığı ortadan kaldırıldı. Düşünün ki bir memur sandıkta iktidarın değişmeyeceğine inandığında; işlerini yaparken hukuka mı uygun davranır yoksa iktidara mı? Böylece hukukun üstünlüğünün yerini iktidarın üstünlüğü alır ve yargının bağımsızlığından adaletten hukuktan bahis söz konusu olamaz. Adaleti olmayan Mülkün temeli sarsılır ve yıkılır.

Hanefi ÇATAL

21.02.2016

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Atatürk Algımız-2017 - 18 Haziran 2017
Sevda Ankara - 25 Mayıs 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.