Şatıroğlu Gayrimenkul
Nuhoğlu Gıda
ÇAYKARA GAZETESİ

Yüzde yüz kabul edilen sırlı dua!

Arzu Kulaç

Arzu Kulaç

İnegöl'de ikamet eder. Çaykara Çamlıbel köylüdür. Okur-yazardır

 

Yalvarma, yardım dileme, imdat beklemenin bir diğer adıdır dua. Nefestir, basınçta oksijen çoğu zaman…

Bizde ise dua, din endüstrisinden öteye gidememiştir. Sansasyonel bir başlık, dert sahiplerini iyi avlayabilir düşüncesiyle, türlü çekici başlıklar kullanılarak, sözde dua kitapları yok satmıştır. Ben bunun adına bir çeşit sayısal zulüm diyorum. 4444 kez okunan dualar, milyon kere yalnızca ağız hareketinden ibaret tespih…

İnsanoğlu dertlidir dostlar. Varlık alemine göz açmış her mahluk dertlidir. En dertlisi de insandır; eşrefi mahlukat…

Akıl bahşedilen, özel varlıklar; bizler… Bir çocuk, ödevini yapmamıştır, oyuncağı kırılmıştır, dertlidir. Bir yetişkini âti endişesi kuşatmıştır, kaygılıdır. Bir ihtiyarı sarmıştır firak endişesi, kederlidir, korkuludur. Dertlidir… Maldan, candan, evlattan, sevdiklerimizden, sevmediklerimizden, kötü giden işimizden, sevdiğimiz/sevemediğimiz eşimizden, evlisi evin külfetinden, bekarı eş bulamamaktan dertlidir; ama dertlidir… Mutlaka dertlidir. Said Nursi’nin insan-tavuk kıyaslaması geldi aklıma. Der ki; ”tavuk bile insandan ziyade akıllıdır, rahattır. İnsan akıllı olmasına karşın, geçmiş elemleriyle-gelecek kaygıları arasında bocalar, dertlenir, hastalanır. Tavuk ise sadece kesilirken acı duyar, ondan da hemen kurtulur. ‘kesileceğim’ kaygısıyla yaşamaz.”

Evet, insan zaviyesinden bakınca, doğmakla ölmek arası bir dert mevsimidir soluruz. Her daim duaya muhtacız. Ama nasıl duaya?
Hz. İbrahim, evlat hasretinin yüreğini korladığı, harladığı bir ”AN”da açıp ellerini ”Rabbim! Salih (evlat)lar lütfet bana.” (Saffat-100) niyaz eyleyip muradına ermedi mi? Yoksa falanca bir göle 40 defa girdi çıktı, falanca ağaca bir nazar boncuğu bağladı, 100 türbe ziyaret etti, 4444 kere salat-ı tefriciye okudu da mı yavru verilerek icabet edildi duasına? Yoksa Zekeriyya(as)’a Yahya, aynı saçma metodlarla mı müjdelendi?

Hz. Yunus, balığın karnında yaşadığı nedamet, tevbe iştiyakıyla sadece şu duayı etmedi mi; «…Senden başka İlâh yoktur. Sen, Sübhân’sın (her şeyden münezzehsin). Muhakkak ki ben, zâlimlerden oldum.» (Enbiyâ Sûresi, 87.) Yoksa Yunus peygamber, vaftiz gibi sarıklı hoca müsveddelerinin dizine çömelip dua istedi de mi affolundu? Yoksa milyon kez ”estağfurullah” çekip, kalbi nedametten nasiplenememişler gibi mi davrandı?

Hz. Yusuf’u karanlık kuyulardan selamete çıkaran, kuyuda iken topladığı taşlardan yaptığı tuhaf rabıtalar mıydı? Yoksa birisi ona ”sırlı dualar” kitabını attı da, onu mu okudu dersiniz?

Musa (as) darlığın zirvesini tadarken ”Rabbi’şrahliii sadriii!..” nidasıyla yarılmadı mı göğsü sancıdan? Hemen yetişmedi mi imdada koşan? İnşirah bahşetmedi mi yaradan? Sekine ile icabedilmedi mi duasına? Yoksa üfürükçü üfürükçü dolaşıp da pityalin enzimleriyle mi şifa buldu?

Misalleri artırmak mümkün fakat sizleri de yormaktan imtina ediyorum. Netice itibari ile siz Kur-an’ı Kerim’in misallerinin neresinde cebirsel dua görebildiniz? Nersinde dua taksimatına denk düştünüz; şu dua şuna, bu dua buna…? Evlenemeyen şunu, iflas eden bunu… Hangi sayfasında icabetin yüzdelik dilimleri var? Soruyorum? Belki ben bulamadım.

Değerli mü’min kardeşlerim! Duanın şekli, sayısı, mekanı, giyimi-kuşamı yoktur. İlaç prospektüsüne riayet eder gibi dua edemeyiz. Gönlünüzün en sancılı anı, duanın en makbul olduğu andır. Yeter ki samimi olsun-ki dert sahibi olmak, başlı başına samimi olmak demektir. İşte bu şekil dua, asla geri çevirilmeyecek duadır. Kıymetli bir alimimizin bir cümlesini çok beğenirim bu hususta; ”Kulun, ‘bittim ya Rab!’ dediği anda ‘Yettim kulum!” der Mevla!

Sanırım konu uzadı yine. Fakat başımdan geçen bir hikayeyi de anlatmadan geçemeyeceğim müsaadenizle.
Kışın, anneciğimin rutin sağlık kontrollerini yaptırıyorum hastanede. Tahlil alma ve muayene arasını koridorda geçirmeye karar veriyorum. Vakti zayi etmemek adına da elimde kitabım, en arkada istirahat ediyorum. Yanıma ellili yaşlarda bir ablamız geldi. Okur, okuru dakikasında çeker kaidesince yanıma oturdu. Bir müddet sohbet ettik. Meğer kendisi yazar. Kitabının basım dönemi için hayli yorgun. Yanına gelen oğluna hitabı dikkatimi çekti ;”kör sineğin evladı…”

Sordum…”Neden kör sineğin evladı?” Devam etti kadın…

”Kızım, bir gün bulaşık yıkıyordum tezgahta. Şu minicik sinekler yok mu çiçeklerde olur, canı yok gibi? Hahh, işte onlardan geldi elime köpüklü köpüklü. Pek kıyamam ben öyle canlılara. Aldım sineği, düşün ki kanadı bile yok gibi, o kadar ki minik; koydum tezgahın kenarına. Yaşama hakkına müdahale etmek ne haddime diyerekten. Ama yaşamaz dedim içimden. Sonra akşama doğru tezgaha gittim yemek pişirmek için. Baktım o kör sinek, can bulmuş sekiyor tezgahta. O kadar duygulandım ki kızım! Yıllardır çocuğum yoktu. Eşim bir akşam evvel dertlenerek ‘yalnız da olmuyor be hanım!” dediydi. Onun moralsizliği, sineğin hayat buluşu kalbimin perdelerini Rabb’e açtı. İçimden dedim ki; ‘ya Rabbi, şu kör sineğe hayat bahşeden Allah’ım, bana da bir hayat bahşeyle ki hanem şenlensin!’… Hemen o ara bu oğlanla sevindirdi Allah. Duydu o kısık sesimi. Ondan beridir oğluma ”kör sineğin evladı!” derim. Esas adı İsmail’dir. Rabb’ine amade İsmail…Adından mı bilmem, çok uysaldır, çok efendi…”

Bu kesiti dinlediğimde gözyaşlarıma hakim olamamıştım. Eve zor yetişip, kendi sosyal iletişim metodumla bunu arkadaşlarımla paylaşmışlığım mevcuttur. Hiçç ama hiçç unutamayacağım bir duadır bu ”kör sinek duası”

Şimdi soruyorum; kör sinekten cuş-u huruşa gelen bir gönüle sahipken bizler, neden endüstri kurbanı oluruz ki! Üstelik kör sineğin tek sermayesi samimiyet iken…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Mısır… - 17 Temmuz 2017
Kediyi doyurmazsam! - 14 Haziran 2017
Koşulsuz “Ana” - 12 Mayıs 2017
Türk usulü NLP - 25 Şubat 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. mustafa dedi ki:

    kaleminize sağlık..Allaha güvenimiz zayıf yada duaya inancımız..o yüzden ısrarla gayrimeşru yollardan meşru isteklerimiz için Allaha talaplerimizi iletiyoruz

  2. Ali AYDIN dedi ki:

    Çok güzel bir noktaya parmak bastınız, teşekkürler kaleminize sağlık.
    Rabbimiz bize “OKU” dediği halde neden ısrarla aksini yapmaktayız?

    Yazmaya devam.

BİR YORUM YAZ
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.