DOLAR 6,1025
EURO 6,8116
ALTIN 250,3
BIST 84.093
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 23°C
Gök Gürültülü
reklam

Kadınlar…

Kadınlar…
çaykara inşaat
09.Mart.2015 10:52
1.364
A+
A-

Kadın bizde evin direğidir, anadır, yardır, candır, canandır. Hep en arkadan giden aileyi kucaklayandır. Eşini çocuklarını idare eden, akrabalarla ilişkileri düzenleyendir. Evlatlarının önünde bir şefkat abidesi, asabi kocasının önündeki kalkandır.

Bizdeki kadınların işi daha da ağırdır diğerlerinden. Sabah namazıyla başlayan gününde önce ahırdaki ineklerini doyururken yukarıda aileyi etrafında toplayacağı kuymağı pişer. Sofraya oturunca kuymak tavasının sapını tutmak da onun görevidir.

Tarlada, ormanda, çayırda, bayırda karın tokluğuna ama fedakârca çalışır.

Irgata gider, değirmene gider. Sohbeti eğlencesi hep ayaküstüdür. Gurbete gönderdiği kocasını bekler.

Özler… ama belli edemez. Sever… ama gösteremez. Üretir gönderir, paylaşır, ikram eder. Emeğiyle yaşar şikayet etmez.

Bizde kadın hayatın başrol oyuncusu, diğerleriyse figürandır…


Bu vesile ile gazetemizin eski sayfasında iki yıl önce paylaştığımız iki kadın öyküsünü yeniden aktarıyorum.

Koyin kuzi yaylada

Yata yata yayilur

Elun elume değse

O da nikâh sayilur

Çaykara’da Kadın olmak zordur. Aslında geçmişte daha da zordu.

Sabah kimse kalkmadan önce anaların kalkmasından ahır işlerinden, ev işlerinden, kocasına hizmetinden, tarlada, çayırda, ormanda çalışmasından, gurbetçi kocasını beklemesinden ağır iş yükünden, ağır duygusal travmalarından, belini büken yüklerden bahsetmeyeceğim.

Çaykara’da geçmişte yaşanmış iki kadın öyküsünden bahsedeceğim. Dinlediğimde çok etkilendiğim ve birçoğumuzun hamurunda var olan ortak dertle dertlenmiş iki kadından. Bu iki kadından biri hayatta ve yaklaşık 90 yaşında diğeri ise vefat etmiş. Aynı hikâyeyi yaşamış iki kadın ve belki onların hikâyesini yaşamış nice kadınlar vardı Çaykara’da…

Birinci kahramanımız merhume Cemile nine…

Kendisiyle bu sohbeti yaptığımda 75 yaşlarında olan merhume Cemile nine 10 yılı aşkın bir süredir rahmet-i rahmana kavuştu. Mezireden komşumuz olan Cemile ninenin eşi rahmetli Ahmet dedeye sürekli ters cevaplar verdiğini görüyordum. Adam mazlum bir adamdı. Cemile nine onu zaman zaman azarlar o pek ses çıkarmazdı. Bu merakımı celbetmişti. Cemile nine bir gün çayırda çalışırken verdiği bir molada bizim mezireye uğramıştı. Bu durumu kendisine sordum.

-Cemile nine bu Ahmet dedeye niye böyle davranıyorsun. Adama bir gün göstermedin. Dedim.

Cemile Nine: Oyle! Eyi yaparum oni.

-Neden isteyerek evlenmediniz mi?

-Ne istemesi. Beş kişi ile kaçırdı beni. Yapraklara gidiyordum. 16 yaşındaydım. Güzel bir kızdım. Beni sürükleyerek ormandan aşağı kaçırdılar. Ne kadar direndiysem de ellerinden kurtulamadım. Ben genç bir kız ve tek başımaydım. Onlara gücüm yetmezdi. Beni yaylaya götürdüler. Bir hafta yanıma yaklaştırmadım. Olay mahkemeye intikal etti. Ama sonra yaşlılar araya girdi. Uydular(anlaştılar). Ben de mecbur kaldım. Onu sevmediğim için içimden iyi davranmak gelmiyor.

-Kaç yıldır evlisiniz?

-60 sene oldu.

-Hiç mi sevmedin Ahmet dedeyi?

-Hiç sevmedim.

-Nasıl yaşadın onunla 60 sene?

-Çocuklar oldu. Sonra namus belasına…

-Yoksa başka bir sevdiğin mi vardı?

(Yüzünde masum bir tebessüm belirdi ve…)

-E anlarsun varidi bişeler!…

Beni çok etkileyen bu hikâye yöremizin geçmişinde aslında sıkça rastlanan bir durumdu. Cemile nineye bu sohbetimizin ardından daha farklı bir gözle baktım. Hep içimde bir sızı oldu. Erkek egemen bir toplumun mağduru olan Cemile nineye hayat zehir olmuş, mazlum bir adam olan Ahmet dedeye de zehir etmişti.

Bir başka hikâye Hatice nine…

Hâlâ yaşıyor. Yaklaşık 90 yaşında.

O da vefat eden eşinden hiç bahsetmez. Bir gün ona sordum. Eşinden hiç bahsetmiyorsun. Nasıl bir hayat yaşadınız.

-Bizim adam zaten eve doğru dürüst uğramazdı. Gurbetlerde geçti ömrü. Geldiği zaman da kahvelerden çıkmazdı.

-Nasıl evlenmiştiniz?

Beni kaçırarak aldı. Onu hiç tanımıyordum. Yaylaya gidiyordum. Seyir yerinde durduk. Seyir bitti. Yola devam ettik. O beni daha önceden gözüne kestirmiş. Seyir yerinden biraz ilerleyince üç dört arkadaşıyla benim yolumu kesti. Kendisiyle gitmemi istedi. Ben istemeyince kaçırmak için elimden tuttu. Elimden tutunca mecbur kaldım. Elimi tutmasaydı evlenmezdim onunla. O güne kadar elime bir erkek tutmamıştı. O benim elimi tutunca artık onun eşi oldum. Biz öyle gördük ne bileyim. Namus belasına bir ömür sevmeden yaşadım onunla. Daha nasıl bahsedeyim ondan.

Evet iki kadın öyküsü ve namus kavramının geçmişte yüklendiği anlam. Evlenme şekillerini onaylamasakta namus ve yuva kavramlarına bakışımızda alacağımız çok dersler var hayatlarında…

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.