DOLAR 5,6775
EURO 6,2675
ALTIN 272,7
BIST 101.930
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 27°C
Az Bulutlu
reklam

Ayambas mescidi!

Sami Ayan
21 Aralık 1972'de Çaykara'nın Şahinkaya Köyünde doğdu. İlkokulu Şahinkaya II İlkokulunda 1983 yılında, Ortaokulu Çaykara İnönü Lisesi Orta kısmında 1986 yılında, Liseyi Çaykara İnönü Lisesinde 1990 yılında tamamladı. 2000 yılında 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Muhtelif kamu görevlerinde bulundu, bulunmaktadır... Yöresi ile ilgili basılı kitap ve değişik yayınlara imza atmıştır. Amatör olarak fotoğrafla uğraşmaktadır. Evli iki çocuk babası olan Sami Ayan yöresi ile ilgili araştırma ve derlemelerini de sürdürmektedir.
01 Mayıs 2019 18:25
3.478
A+
A-

Ortaokulu Çaykara ilçe merkezine sekiz kilometre mesafedeki köyümden hergün gidip gelerek okudum. Bazen yolun bir kısmında kaçak-göçek arabalara binsek de ağırlıklı olarak yolu yürümek durumundaydım. Çaykara Sarmaç arası nispeten hareketliydi ancak Sarmaç’tan bizim eve kadarki kısım ıssızdı. Zira bu kısım köyümüzün Ayambas adı verilen mahallesiydi ve bu mahalle halkının tamamı o tarihten 20 yıl kadar önce Hatay’ın Kırıkhan ilçesine iskan olmuştu.

Kış aylarında gündüzler hayli kısaydı. Biz akşam ezanına 10 dk kala okuldan çıkardık. Daha Çaykara’yı terk etmeden akşam ezanları okunur, Sarmaç dükkanlarına geldiğimde hava adamakıllı kararmış olurdu. Artık oradan yukarı yer yer ormanlık, fındık bahçesi ve ıssız evlerden oluşan Ayambas mahallesinden tırmanışım başlardı. Kış aylarında ağaçların yaprakları dökülmüş olduğundan gökyüzünde yıldızlar ve vadinin karşısındaki köylerin ışıklarını seyrederek ve onlardan güç alarak ilerlerdim. İçimin ürpermediğini söyleyemem. Ama bu yolu gitmek bu deveyi gütmek zorundaydım. Tekrar hatırlatıyorum 12,13 yaşlarında olduğum yıllardan bahsediyorum … Bugün aynı yolları aynı şartlarda gidebilir misin diye sorsanız biraz düşünürüm, hatta bayağı düşünürüm. Issız mekanlardan ilerlerken karanlığın etkisiyle duyduğum her sese bir anlam yükler, adımlarımı hızlandırır, nefeslerimi sıklaştırırdım. Arkama bakmaktan tedirgin olurdum. Sanki beni birisi veya birşeylerin kovaladığı hissine kapılırdım. İlk dinlenme yerim olan Labar’ın çeşmesine vardığımda bir nefes alır, birinci etabı tamamlamanın zayıf hazzını yaşardım. Kısa bir dinlenmenin ardından ıssız evler, tekil eski mezarlar ve ağırlıklı fındıklıkla kuşatılan patikadan ilerler, dönmeleri geçtikten sonra Ayambas mescidine varırdım. Bu mescid o zaman da harabe gibiydi ama halen düşmeyen ve direnen bir binadır. Mescidin oturağında bir soluk almak adettendi. Ama mescidin hemen gerisinde rampa yollardan sonra hafif bir iniş yol vardı ki orası da ayrıca dinlendirirdi beni. Bazen de o inişten aldığım hızla ve hazla mescidi pas geçtiğim olurdu. Her halükarda mescid Sarmaç’tan bizim eve kadar olan yolun ortası kabul edilir ve burası geçilince vücutta bir hafifleme olurdu. Kıcıkırman ve Nanoğlu’nun ıssız evlerinin arkasından(tufasından) geçmek benim için her zaman tedirgin edici olmuştur… Kohmanın basamaklarını hızla aşınca kış aylarında Anabodamo’dan buraya inen Şevket amca ve Hamit Amcanın evleri görünürdü. Buraya gelmek şenliğe varmak demekti. Onların çordak ışıklarını görünce gönlümü ferahlık basardı. Bundan sonra Şahinoğun hendeği ve Çeşme’yi geçip camiye varmak ve eve ulaşınca helak vaziyette sofraya oturmakla yolu tamamlardık.

İlkbahar gelince bu korku tünelini andıran yol, günlerin uzaması ve ortamın yaşermesiyle bir cennet bahçesine dönüşür, özellikle Nisan ve sonrasında bu yolculuklarım bir zevk haline gelirdi. İşte o zaman Ayambas mescidinin önünde uzun uzun oturur tadını çıkarırdım. Mayıs ayında çilekler, Haziran başında kirazlar olgunlaşır bu yol nimetlerle bezenirdi. Bir daha 12 yaşına inmeyeceğim ama yaşadıkça ve Ayambas mescidi ayakta kaldıkça her Nisan o yılları özlemle hatırlayacağım.

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

  1. Hasret UYGUN dedi ki:

    Guzergah I bir veya iki kez denemisligim vardir ancak yukardan asagiya dogru. Mescidi hatirlamadim. Herhalde cofala ve kerahmetlerden asagi gittiginde mescidi es geciyorsun. Mescid saniyorum araba yolunun uzerinde de degil. Cunku hic hatirlamadim. Yoksa yanlis mi? Mescid avlilari vs guzeldir oralarda cok anilar vardir. Ilk ozgun egitimimizi o kohne mescidlerde aldik. Okuma yazmayi orda daha okula gitmeden ogrenmistik. Gerci arap alfabesini ogrenmistik ama olsun.
    Bu mescidleri ihya etmeye kalkismak acaba ne sonuc getirir?
    Acaba geriye donus, irticami olur? yoksa gecmis kulturu yasatma adina mescidleri ihya edip cocuklarin butun zamanlarinin doldurulmasi adina baska bir aktiviteye burundururerek verim mi alinir…?
    Mesela bu mescidler her yerde fazlasi ile var. Bunlar sehirden koye ters gocte cok iyi fonksiyonel olabilirler. Kres olarak kullanilabilirler. Calisanlar isine gidip gelsin ve mescidlerimiz kres olsun. Aksam ebeveynler isten donunceye kadar cocuklar orda dursun, yetenekleri kesfedilsin veya elif ba yi ogrensin veya sanal dunya yerine reel dunyayi tabiati tanisin…
    Ramazan kafasi salliyoruz iste…