DOLAR 5,6971
EURO 6,2979
ALTIN 269,5
BIST 106.926
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 16°C
Parçalı Bulutlu
reklam

Prof. Dr. Hikmet Öksüz’ün kaleminden ‘Çaykara’nın Kurtuluşu’

Hikmet Öksüz
Tarihçi, Akademisyen, Prof. Dr. KTÜ Rektör Yardımcısı
03 Mart 2019 16:04
2.228
A+
A-

101 yıl önce, üzerinde bin yıldır yaşadığımız, kan, gözyaşı ve alın teriyle yoğurup vatan haline getirmiş olduğumuz bu topraklarda bir işgal süreci yaşanmıştır. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda mücadele ettiği cepheler içinde, geleceğe yönelik en ağır gelişmeler hiç kuşkusuz Kafkas Cephesi’nde meydana gelmiştir. Bu cephenin lojistik merkezi Karadeniz Bölgesi ve Trabzon limanı idi. Savaşın başlangıcıyla birlikte Rus donanması Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’deki limanlarını ve kıyı şehirlerini bombalamaya başlamıştır.

Kafkas Cephesi’nin çökmesi ve üstünlüğün Rus ordusuna geçmesiyle denizden ve karadan Rus ordusunun kıskacına giren Doğu Karadeniz Bölgesi, 1916-18 yılları arasında çok acı olaylara sahne olmuştur. Bunlardan en önemlisi bölge Müslümanlarının evlerini yurtlarını terk ederek göç etmesidir. Birçok türkümüze de konu olan, insanımızın belini büken muhacirlik halkın belleğinde derin izler bırakmıştır. Hemen hemen her ailenin hayat hikâyesinde muhacirlikle ilgili bir iz vardır. Rus işgali başladığında erkeklerin çoğu Kafkas Cephesi’nde olduğu için kadınlar, çocuklar ve yaşlılar köylerde kalmışlardı. Örneğin bizim köye (Kabataş) Rus askerleri girdiğinde anneannem ve görümcesi 40 günlük bebek olan dayımı (Mustafa Ayaz) da yanlarına alarak yola girerler. O korku ve panik içerisinde anneannem (Havva Ayaz) çocuğunu Dalkıran mevkiinde yola bırakmaya yeltenmiş, ancak hala buna müsaade etmeyerek bebeği almış ve o dramatik yürüyüşe devam edilmiştir. Anneannemin kız kardeşi de o tarihlerde Of/Melinoz(Ballıca)’da gelinmiş. Kocası da Giresun bölgesinde görev yapan birlikler içerisinde muvazzaf asker idi. Hem kendini hem de küçük yaştaki kızını korumak için yollara düşmüş, kocasına ulaşmaya çalışmıştır. Giresun’a kadar yürümüş, kocasını bulmuştur. Bir müddet orada kaldıktan sonra kendisi ve kızı geri dönmüş ancak eşi sağ salim evine dönememiştir. Bunun üzerine Hüsniye Nine, kızını biraz büyüttükten sonra köyüne dönerek (Kabataş) dedemin amcası İlyas (Öksüz) ile evlenmiştir. Bu ve benzeri hikâyelere Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Hopa’dan Görele’ye kadar pek çok yerde rastlamak mümkündür.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde; Ocak 1916’da bugünkü Artvin, Rize kıyılarında başlayan Rus bombardımanına karşılık büyük kahramanlıklar ve direnişler meydana gelmiştir. Trabzon’un doğusunda Fırtına Deresi’nden, batısındaki Harşit Çayı’na kadar bu kahramanlığın pek çok örneğine rastlamak mümkündür.

24 Şubat 1916’da Rize’yi işgal eden Ruslar, Of sınırına dayanmışlardı. Burada Baltacı Deresinde kahramanca bir savunma gerçekleştirilmiştir. Rize’deki önemli direnişin ardından burada da yaklaşık bir ay süren çarpışmalar olmuştur. Of’un işgal edilmesinin ardından da milis güçlerimiz vatanlarını savunmaya devam etmişlerdir. Teşkilat-ı Mahsusa’ya bağlı birliklerle halkın bütünleşmesi bu tür direnişleri meydana getirmekteydi. Bunlar içerisinde biri vardır ki, altı çizilerek bugünkü nesillere hatırlatılması gerekir. O da Of Direnişi sırasında erkeklerin sayısının azalması üzerine kadınların da siperlere girerek mücadeleyi sürdürmeleridir.

Of’un işgali üzerine bu defa stratejik önem arz eden Solaklı Vadisinin tutulması gerekiyordu. Ruslar buradaki direnişi kırarak Soğanlı ve Demirkapı’dan geçerek Bayburt’a ulaşmayı ve burada Rus kara ordusuyla birleşmeyi planlıyordu. Yani sahil birlikleriyle Doğu Anadolu’dan, Erzurum üzerinden gelen kara birliklerini buluşturmak istiyorlardı. Bu amaç uğruna yörede eli kolu tutan insanları çalıştırarak Of’tan başlayıp, Derebaşı Virajları’nı geçerek Soğanlı Dağı’nı aşacak bir yol inşasına da başlamışlardı.

Baltacı Deresi, Solaklı Vadisi ve Araklı/Karadere’de yürütülen mücadeleler kısmen başarılı olmuş ancak askeri gücün yetersizliği ve lojistiğin sağlanamamasından dolayı direniş zayıflamıştır. Bu mücadelelerin en kanlı olanlarından birisi Çaykara sınırlarında bulunan Sultan Murat Yaylasında gerçekleşmiştir. Bilindiği gibi burada 70 er ve 1 subay olmak üzere 71 Mehmetçik şehit düşmüştür.

Bütün bu çabalara rağmen 1461’den beri, bir başka deyişle 4,5 asırdır Türk toprağı olan Trabzon, 18 Nisan 1916’da işgal edilmiştir. Bölgenin işgali kadar Ermenilerin mezalimi acıları derinleştiren bir başka husus idi. İşgal sırasında Rus kuvvetleri içerisinde bulunan Tatar kökenli askerler sivil halkı Ermeni askerlerin mezaliminden korumaya çalışmıştır. İşgal anlatıları içerisinde bu ayırım yapılamadığı için Rus askerlerinin özellikle sarışın çocuklara iyi davrandığı, hatta şeker dağıttığı gibi ifadelere rastlanılır. Bu söylem Rus ordusu içerisindeki Müslüman askerler olarak algılanmalıdır.

I. Dünya Savaşı devam ederken 1917’de “Bolşevik İhtilali” meydana gelmiş, Rusya savaştan çekilmiştir. 18Aralık 1917’de imzalanan Erzincan Mütarekesi ile Ruslarişgal altında bulundurdukları topraklardan çekilmeyi kabul ettikleri gibi 1878’den beri ellerinde tuttukları Elviye-i Selâse”den de çekilmişlerdir. Böylece Tirebolu’dan Batum’a kadar Doğu Karadeniz Bölgesi işgalden kurtulma ümidini yakaladı.

Erzincan Mütarekesi’nden sonra işgal altındaki bölgelerde muhtemel bir Ermeni mezalimini önlemek için Doğu Karadeniz’de kurtuluş süreci başlatılmıştır. Türk kuvvetleri bulundukları mevkiden ileri harekâta geçerek 24 Şubat 1918’de Trabzon’u, hemen arkasından Sürmene’yi, ardından da 27 Şubat’ta Çaykara’ kurtarmıştır.

İşgalden kurtuluşa kadar geçen zaman zarfında yaşanan acılar halk belleğinde uzun süre canlılığını muhafaza etmiştir. Kurtuluş ümidinin yok olmaması ve bağımsızlık duygusunun güçlü kalması için 1948 yılından itibaren her belde için kurtuluş günleri bayram olarak kutlanmaya başlamıştır. Kurtuluştan 30 yıl sonra bu tür etkinliklerin başlamasının sebebi ise 1945’te, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden hemen sonra Sovyet Rusya’nın yayılmacı bir stratejiye yönelmesi ve tehdit söylemini kullanmasıdır. Bu çerçevede Kars, Ardahan ve Boğazlara yönelik bazı taleplerin dile getirilmesi Türk Devleti’nin karar mekanizmalarını harekete geçirmiştir. Siyasî, askerî ve diplomatik önlemlerin yanında halkın diri hale getirilmesi de büyük önem arz etmekteydi. İşgali yaşayanların önemli bir kısmının hayatta olduğu bir dönemde başlayan bu etkinlikler kolektif şuurun harekete geçmesinde son derece önemliydi.

İşgalin acı hatıralarının canlı olduğu bir dönemde başlayan kurtuluş bayramı etkinlikleri çok kalabalık ve heyecanlı olurdu. İşgal yıllarında genç bir kadın olan babaannem (Hatice Öksüz, ölüm tarihi: 1980) her 27 Şubat’ta kuşağını beline takar 5 kilometrelik yolu yaya yürüyerek kurtuluş bayramı etkinliklerini izlemek üzere Çaykara’ya inerdi. O gün, bütün köylerin halkı Çaykara’ya akardı. Her 27 Şubat, Çaykara’nın en kalabalık günü olurdu. Kutlamalar usulden yapılmaz, ona zamanın ruhu da katılırdı. Ben çocukluk yıllarımda, 1970’lerde, bu hadiseyi çok iyi anlamlandıramadan izlerdim. O dramı yaşayanların hafızasında nelerin saklı oluğunu ve duygu dünyalarının nasıl şekillendiğini hep merak ettim, anlamaya çalıştım ve mesleki birikimimle de anlamlandırmaya çalışıyorum.

Aradan tam 101 yıl geçti.

Tarihimizin bu önemli kesitini iyi bilmek, ondan dersler çıkartmak lazım. Geleceğin Türkiye’sini kurmak için yeni nesillere eğilmek mecburiyetini iliklerimize kadar hissetmemiz gerekir. Kafkasya’da, Balkanlar’da ve Ortadoğu’da son 30 yıl içerisinde meydana gelen gelişmeleri izleyenler olarak bu bizim için kutsal bir görevdir.

Ve dahi vebali ağırdır…

Aksi takdirde, yani ibret alınmadığında Akif’in dediği gibi “…tarih tekerrür eder miydi”.

Etmiyor mu?..

Etmez mi?..

Prof. Dr. Hikmet Öksüz

Karadeniz Teknik Üniversitesi

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.