MUSTAFA AĞABEY…
“İyi bir insan öldüğünde ona değil de onu kaybeden topluma ağlayın”
Amca oğlu Naci ağabeyimin kıymetli eşi, ana gibi bildiğim Belkıs yengemin kardeşiydi Mustafa ağabey. Bu münasebetle kendimi bildiğim en küçük yaştan beri hısımlık-akrabalık bağımız vardı. Babası merhum Hasan amca babam ile aynı mesleği yaptığı için sık sık birlikte alışverişe giderlerdi. Yengem çok küçük yaşta evlendiği için okuyamamıştı. Ama okuma fırsatı bulabilse o da çok başarılı olabilecek kapasitedeydi. Dört kardeşin üçü de okumuştu. Büyük ağabey İbrahim Hocamız, küçük ağabey Süleyman Hocamız ve en küçük kardeş Mustafa ağabeyimiz. Hepsi de kendi yaşıtları arasında öne çıkmış iyi üniversitelerde öğrenim görmüşlerdi. Başarılı insanlardı.
Mustafa ağabey dört kardeşin en küçüğü olduğundan, ablası da erken evlendiğinden annesine tüm işlerinde yardım ederdi. Üniversitede okurken dahi yaz boyu hayvanlara bakar, çayırları biçer, her türlü işte annesinin yanında olurdu. Gençlik yıllarında onu Sıcakoba yaylasından Sultanmurat’a gidip gelirken, ya da Tuzhana’da top oynarken hep yalınayak hatırlıyorum. Yaz boyu yaylalarda pantolonunu dizlerine kadar kıvırarak yalınayak dolaşırdı. Omuzunda da hırka vb bir şey olurdu ve onu da çoğunlukla giyinmezdi. Düz saçlarını ortadan ayırır, kulaklarını örtecek şekilde tarardı. Onu çok sever ve hayranlıkla takip ederdim. İyi top oynardı. Çok efendi, örnek bir gençti. Güler yüzlü, müşfik, merhametli, hal hatırlı ve şakacı bir ağabeyimizdi.
Üniversite eğitimi sonrası lisans üstü eğitim için İngiltere’ye gitmişti. Orada yıllarca kaldı. Doktorasını tamamlayıp yurda döndüğünde aile efradı kendisine evlilik baskısı yapmaya devam ediyordu. Bilimle evlenmiş gibiydi. Evliliğe çok gönüllü değildi. Nasibi Avukat Ayşe Sula hanımefendi ile evlenmiş ve KTÜ’de öğretim üyeliğine devam ediyordu. Mustafa ağabey hemşehrilerine düşkündü. O nedenle boş zamanlarında Çaykara-Dernekpazarı Yardımlaşma Derneği lokalinde takılır orada Çaykaralılarla vakit geçirirdi. Eşi Ayşe Sula Köseoğlu hanımefendi siyasetin tam merkezinde oldu hep. O ise bu sahadan hep uzaktaydı. Bir iki kez adaylık merasiminde Ayşe hanımla görüntü vermişti o kadar…
Hayatı kendi dünyasında daha çok çocuklarının eğitimi üzerine kurmuştu. Bir doktor bir eczacı iki başarılı kız evlat yetiştirdi. Bayburt Üniversitesi kurulduğunda Rektör yardımcısı ve kurucu Dekan olarak İİBF’ye atanmıştı. Burada dekanlık ve öğretim üyeliği görevini yürüttüğü sırada teşrik-i mesaimiz de olmuştu. O hep yapıcı, müşfik ve çalışkan bir akademisyen idi. Bir defa dersine girmiştim. Öyle mükemmel ders anlatıyordu ki insan anlamak istemese dahi anlayabilirdi. Hafta sonları Trabzon’a birlikte geldiğimiz olurdu. Sohbeti güzel, dili tatlıydı, etrafına güven verirdi. Oradaki görevi tamamlandıktan sonra KTÜ İİBF Dekanı olarak hizmet verdi. Hep sakin uyumlu ve ılımlı bir insan oldu. Yirmi gün önce geçirdiğim bir ameliyat nedeniyle ziyaretime geldiğinde en son sohbetimizi yaptığımızı nereden bilebilirdim? Biraz yorgun görünse de sağlıklıydı. Gönlümüzde yer eden, tadı damağımızda kalan ve bir ömrün kısa özeti gibi olan bir sohbetti. Mustafa ağabey geçen hac mevsiminde hac farizasını da ifa etmişti. Adeta vedaya hazırlanmış gibi…
Bugün kalp krizi sebebiyle ani vefat haberini aldım. Dört kardeşin en küçüğü olarak ölüm kardeşler arasında ondan başlamıştı. Derin bir üzüntüye gark oldum. Hayatımızdan çok önemli bir figür gitti. Üzüntümüz büyüktür, özlemimiz derin olacaktır. Ondan ziyadesiyle razıyım, hakkım varsa anasının ak sütü gibi helal olsun. Eşi Ayşe hanıma ve sevgili kızlarına taziyelerimi iletiyorum. Ağzımıza sığmıyor ama Allah sana rahmetiyle muamele eylesin Mustafa ağabey….