Jeolog-Sosyolog
1969 yılında Çaykara'nın Şahinkaya Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde ortaokulun bir kısmını Çaykara'da geri kalan kısmını Trabzon'da tamamladı. Trabzon Lisesinden mezun oldu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünü ve Anadolu Üniversitesi sosyoloji Bölümünü bitirdi. Trabzon Büyükşehir Belediyesinde jeoloji mühendisi olarak görev yapmaktadır. Evli iki çocuk babasıdır.
Mintanları, yelekleri, köstekli saatleri, muhtar çakmakları, mesleri, fesleri, kaşkolleri, tespihleri, hacı yağları, beyazlamış sakalları, sakal tarakları, süslü cilalı bastonları, çakı bıçakları, takma dişleri, uzun süre aynı deliğe takılan, çoğu kere yana kaymış ve ucu iliklenmemiş kayışları… Normalden fazla yukarıya çekilen...
-E Rifkiye. -Eeee… -Eba ya çik kapıya -Eba ne var ne yok kadi bişe görünmeyusun? -Eeee ne bileyim abula işte, biliyusun siğir, gelin olarile ilgilendum. Uğraşu duruyuruk. İçeri gel. -Yok, hiç girmeyeceğum. -Eba konuşmam senile içeri gel, oyle tufada ne...
Her yönüyle zengin, zarif ve ciddiyet içerisinde neşe dolu bir insandı. Emekli oluncaya dek her gün düzenli olarak tıraşını olurdu. Hacı olunca kısa bakımlı sakalıyla idare etti. Şık ve temiz giyinmeyi severdi. Üç milimetre enindeki bıyıklar, bilekte omega saat, eksik...
Bazen yaptuğum ibadetten beyuk keyif alurum. Böyle zamanlarda beyuk bir gayretle ibadetlerumi yerine geturmeğe çalişur, beş vakit nemazı huşu içinde eda eder, etrafuma sevgiyle bakar, elumden gelen maddi ve manevi yardimi yapmaya çalişurum. Bazen da ben, başka bir ben olur,...
-Yaho oğlum, okumayacağisen de oni -Beni sinirlendurma, -Boğaltma beni bileyim oni. -Yok. Tamam. Okumayacağum de oğraşturma beni. -Ola nedur senden çektuğum. Uyku uyutmayusun bana, hasta ettun beni. -Okumayacağum de çekil kenara. -Vereyim seni bi lokontaya, bütün lokontalar bolaşukçi arayu. Sen...
Köpekler havlıyor, köpekler huysuz, Havada can sıkıcı bir rüzgâr, Havada bir gariplik var, bu koku da ne? -Yangun! -Aman Allahum ev yanayu! -Kakun kakun, ev yanayu! -Fevzi, Mohame, İbrahim çabuk kakun! -Sığırlar!, koyunlar! -Ağır kapisini açun, sığırları çözün! -Kakun, kaçun!...
Eskiden köyümüz çok daha şenlikti; yaşlılar, gençler, çocuklar, misafirler, kalaycılar, bohçacılar, eskiciler, dilenciler… Sığırlar, koyunlar, keçiler, kediler, köpekler, tavuklar; varlıkları, bağırmaları, doğurmaları, eve, çevreye ayrı bir neşe ayrı bir hava katardı. Mevsimler mevsimdi. Ve kış: Çatılardan sarkan buzlar, düşen karlar,...
– Ola birer çay içelum kalkalum. – Bak fazla takılmayalum. Bi çay içup kalkalum. Tamam mi? – Bi çay içmeden bi yere kalkamazsunuz. Bi çay içun kalkarsunuz – E bi çay içelum kalkalum – Hele bi çay içelum bakalum ne...
Hangi Fırsat? Hayatı, ekonomik yaşamın iyileştirilmesini, ekonomik imkânların düzeltilmesini “fırsat yakalama” mantığına bağlama ya da bırakma… Yaşam hakkını, yaşamı güzelleştirebilme hakkını “fırsat yakalama” mantığına ve fırsatı yakalayanların insafına bırakma… Evet, kapitalizm, liberalizm, modernleşme, globalleşme kuşkusuz “büyük imkânlar” denilen kazanımların yanında...
İnsanın din, dil, ırk ve etnik kökeninden dolayı üstünlük iddia etmesi ilmen, ahlaken ve dinimizce tasvip edilmeyen açık bir husustur. Dil, din, ırk etnik kökenin üstünlük nedeni yapılmasının yanlışlığı gibi bunları inkâr etmek de aynı yanlışa düşmektir. Etnik kimlik, insanın...
Bizlere geçmiş uzak saatleri yaşatan… Istırabın, acının, yokluğun, çilenin sevgi ve hüzünle demlendiği hatıralarımız… Sımsıkı tutunduğumuz hatıralar ve bu hatıralardan yoğurduğumuz müşterek umutlar bir yerde hüzünle beslenir… Bizler için silinmez bir yadigardır hüzün: Bazen bir cenazede, bazen bir düğünde, bayramda,...
Gündelik dayatmaların oluşturduğu gündelik yaşama teslim olmayanların sığınağı olsun Ustingi Oda. Modern hayatta bize tat, huzur, mutluluk, barış, sevgi vermeyen ne var ise, sıkıntımız ne ise tam da onun konuşulmaya çalışıldığı, ona dair çözüm arayanların mekanı olsun Ustingi Oda. Hayata...
“Anamun köyden ayrı geçen günleri geçmek bilmez. Hep bir sıkıntı vardır içinde. Sıkıntısını atmak, unutmak için göya oya, dantel yapar, yemeni kenarları döner, bişeler bulur söker diker ama nafile. Sıkıntı içinden bir türlü çıkmaz. Köy dışında nefese doyamaz, sanki boğulacak...
Geçim kaynağı sığırların kesilmesinin, eksilmesinin bir fabrikanın kapanmasından farkı yoktu. İslam dini olmasa herhalde en kolay Hindu olurdu bizim köyün kadınları. Bu kadar sığır sevgisi Hindularda var mı? Hayatlarının, çalışmalarının merkezinde hep sığırlar yer alır. Onlar için “durluk duruşluk” yok....
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için Çerez Politikasındaki amaçlarla sınırlı olmak üzere çerez kullanmaktayız. Daha fazla bilgi