DOLAR 8,3465
EURO 9,6728
ALTIN 504,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 21°C
Sağanak Yağışlı
reklam

Çoklu Baro Düzenlemesi

07 Temmuz 2020 08:08
2.843
A+
A-

Değerli okuyucularım, bugünkü konumuz “Barolar

Baroların görev tanımı:

Açık oturumlarda akademisyen hukukçuların söylediklerinden yola çıkarak, baroların görev tanımlarını sizler ile paylaşıyorum.

Baro, güçlü devlete karşı veya güçlü bireylere karşı, zayıf bireyin hakkını savunmasına aracı olur. Bu anlayış ile din, dil, mezhep, ırk ve ideoloji ayrımı yapmadan baro, zayıf konuma düşen yani mağdur olan birey, kurum veya devletin hakkını savunmak için avukatı belirler.  Örnekleri çoğaltarak açıklayalım:

Devlet, bireyin evini yıktı veya arazisini kamulaştırdı. Veya kılık kıyafet mazereti ile okuma hakkını elinden aldı. Birey öyle veya böyle bir yolsuzluğa karıştı. Veya rejim karşıtı bir konuma itildi. Veya devletin arazilerini işgal eden bireylere karşı devlet, mağdur duruma düştü… İşte bu durumda baro, zayıf konuma düşen herkesin hakkını savunmak için yardımcı olur.

Baro, ben avukat vermiyorum. Söz konusu vatandaşı savunmak isteyen avukatı, barodan çıkarırım diyemez, dediği zaman, siyasallaşır. Peki, mevcut baronun siyasallaştığı dönemler olmuş mudur? Evet, olmuştur. Açıklayalım:

Siyasallaşmaya giden süreçte birkaç örnek

27 Mayıs darbesinde Başbakan Adnan Menderes, sanık sandalyesine oturtulmuştur. Adnan Menderes, güçlü konumdan zayıf konuma geçmiştir. Baronun görevi nedir? Baro, güçlü devlete karşı, zayıf bireyin hakkını savunmak anlayışından hareket ederek, Adnan Menderes’e avukat vermesi gerekirdi. Bu şekilde olmadı. Adnan Menderesi savunacak avukata izin vermedi. Yani siyasallaştı… Nasıl siyasallaştı? Anlatalım:

Adnan Menderes’i savunacak avukata, savunamazsın veya savunursan barodan çıkarırız. İşte baronun bu tehdidi siyasallaşmanın bir uygulamasıdır.

Olaya başka bir açıdan bakalım: Baro şunu diyebilir mi? Geçmişte Adnan Menderes birçok haksızlık yapmıştır. Birçok insanın kanına girmiştir. Bugün 27 Mayısçıların karşı konumunda yer almıştır. Suçludur. Bu nedenlerden dolayı Andan Menderes’i savunmak için avukat veremeyiz veya Adnan Menderes’i savunan avukat olursa, barodan atarız gibi gayri demokrasi davranış sergileyebilir mi? Sergileyemez… Çünkü barolar kamu kuruluşudur.  Konuyu biraz açalım:

Adnan Menderes her ne kadar 27 Mayıs darbecilerine karşı ve suçlu konumunda ise de:

Adnan Menderes;

  1. T.C.Devletinin bir vatandaşıdır.
  2. T.C. Devletinin tanıdığı bütün imkânlardan yararlanma özgürlüğüne sahiptir.
  3. T.C Devletinde kurulan baroların güçlü devlete karşı vatandaşını savunma uygulamasından istifade etmek istemesi hakkıdır.

1980 darbesinde ise yargı, Kenan Evren’in ayağına kadar giderek brifing vermiş. Yani yargı,  siyasallaşmanın örneğini açık bir şekilde ortaya koydu. Ama baroların, bu konudaki tepki söylemlerine şahit olamadık… Bir başka örnek:

28 Şubat döneminde başörtü nedeniyle okuma özgürlüğü elinden alınan vatandaşları savunmak için baro, avukat vermemiştir. Biraz daha ileri gidelim: Baroya kayıtlı başörtülü avukatların savunmaya girmelerine engel olmuştur. Yani baro, baroya kayıtlı avukatların özgürlüklerini savunmak için gayret sarf etmemiştir, taraf olmuştur. Peki, ne yapabilirdi barolar?

Geçen hafta yaptıkları gibi 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinde Ankara’da adalet yürüyüşü yapabilirdi, özgürlük yürüyüşü yapabilirdi. Anıtkabire gidebilirdi… Barolar, söz konusu yürüyüşü geçmişte yapsaydılar geçen hafta Ankara’da demokrasiyi aramalarında samimi olduklarını kabul edecektik.

Yukarıdaki örneklerde bilgi eksikliği var ise yetkililer, bizi aydınlatırsalar seviniriz ve de özür dileriz…

Baro seçimine girmeyen Avukatlar:

Baro seçimine girmeyen avukatlar herhangi bir mazeret beyan edemezler: Neden mi? Açıklayalım:

İyi veya kötü barolarda bir seçim sistemi vardır. Barolarda temsilde adalet oluşturulana kadar ekibini kurarsın seçime katılırsın, meydanı boş bırakmazsın. Daha sonra da bu sistem, temsilde adaleti sağlamıyor diyebilirsin. “Zahmetsiz rahmet olmaz” Hiç zahmet çekmeyeceksin. Nasıl olsa benim dediğim olmayacak deyip seçime katılmayacaksın, meydanı boş bırakacaksın. Kusura bakmayın ama “Armut piş, ağzıma düş” cinsinden bir ortam, emek sarf etmeden olmaz.

Meşruluk anlayışı:

Devlet, baroları davet ediyor.

   Gelin bu işi konuşalım.

   Efendim biz, saraya gitmeyiz. Cumhurbaşkanlığı sistemini tanımıyoruz.

“Efendim biz, saraya gitmeyiz. Cumhurbaşkanlığı sistemini tanımıyoruz.” Bu cümleleri kim kurar? Muhalefet kurar. Yani siyasi muhalefet…

Barolar, siyasi parti değildir. Bir kamu kuruluşudur. Barolar, siyasi muhalifler gibi konuşamaz. Ama siyasi muhalifler gibi düşünebilir.  Örneklendirelim: bir bakan veya bir müsteşar veya bir emniyet genel müdürü cumhurbaşkanlık hükümet sistemini tasvip etmeyebilir. Ama problemleri çözmek için cumhurbaşkanının makamına çıkmak zorundadır. Neden çıkmalıdır? Çünkü halkın %52 oyunu almıştır. Yani ikinci bir seçime kadar problemlerin çözümü için cumhurbaşkanı hükümet sistemi ile iletişimi sağlıklı bir şekilde sürdürmek mecburiyeti vardır.

Baro da kamu kuruluşudur. Baro, problem çözmekle görevlidir. Baro, devlet organları ile iletişim kuracak ki problemler çözülsün. Siyasi muhalif partiler gibi, barolar davranamaz… Yani İstanbul’da seçime katılmayan 24.000 avukat ile İstanbul barosunun mevcut yönetiminin davranış biçimi arasında hiç bir fark yoktur. Konuyu biraz açalım:

İstanbul barosunda 24.000 avukat seçime katılmıyor. Bizim dediğimiz isimler seçilmediği için avukatlar baro seçimine katılmayarak bir nevi boykot ediyor. İstanbul baro yönetimi de saraya gitmiyor, cumhurbaşkanlık hükümet sistemini meşru kabul etmiyor. Dolayısıyla hükümet ile hiçbir problem çözmek istemiyor demektir. Bir nevi barolar, saraya gitmeyerek cumhurbaşkanlık hükümet sistemini boykot ediyor. Bu nedenle diyoruz ki baro seçimlerine katılmayan avukatlar ile baro yönetimlerinin boykot anlayışı arasında hiçbir fark yoktur.

 Barolar ne yapıyor?

  1. Barolar, bir proje de sunmuyor ama baroma dokunmayın diyor.
  2. Devlet, barolara proje sunuyor ama barolar, baroma dokunmayın diyor.
  3. Cumhurbaşkanı davet ediyor ama “biz saraya gitmeyiz, cumhurbaşkanlık sistemini tanımıyoruz, meşru değildir.” Diyor…  Bu durumda barolara bir sorumuz vardır.

Baroların mevcut yönetimine diyoruz ki,

Demokratik bir seçim projesi sunun, barolarda uygulayın, devlete örnek olun… Biz de sizi alkışlayalım…

Sonuç itibarıyla baroların seçim sisteminde çok büyük bir sıkıntı olduğu aşikârdır.

Gelelim baroların çelişkili tutumuna:

Cumhurbaşkanı %52 oy ile seçilmesine meşru değildir diyeceksin, %19 ile seçilen baro yönetimine meşru diyeceksin…

Evet, barolarda hakkaniyet içinde temsil sistemi olmadığı için İstanbul Barosunda 24.000 avukatın katılmamasını düşünürsek barolarda seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi gerektiğine dair kamuoyunda bir anlayış oluştu. Yani barolara karşı güven sarsıldı…

Sadece barolarda değil meslek odaların hepsinde, seçim sistemleri yeniden ele alınmalıdır… Bu nedenle barolar, hükümete temsilde adaleti sağlayacak şekilde bir proje sunmalıydı veya devletin, davetine olumlu cevap vermeliydi…

Baroların mevcut yönetimi ve siyasi muhalefet, biz burayı kontrolümüz altına aldık. Ne pahasına olursa olsun biz burayı vermeyiz anlayışının egemen olduğunu görüyoruz. Yani biz “Osmanlı Bankasıyız”. Birisi de çıkar, biz de “Osmanlı Bankasıyız” der…

Kavgayı uzaktan izleyelim. Çünkü cebimize bir kuruş girmiyor veya girmeyecek… Ama baroların seçim sisteminde temsilde adalet sağlanır umuduyla… En azından gelecek sistem, mevcut sistemden daha adil olabilir…

Selam ve saygılarımla…

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

  1. Yusuf Altay dedi ki:

    Ahmet bey, yazıda çoklu baroyu savunmamış olsa da çoklu baroyu getirenlerin ifadelerini kullanmıştır. Geçmişten ders almak iyidir ama geleceği mükemmele taşımak gerekir. Bu tasar/kanun baroları bölmeYi ön görüyor. Temsilde adaleti yaralar. Mesela İstanbul 5 kişi ile temsil edilecekse kalanlardan 300 kişi vergi mükellefiyetini mesela Giresun’a aldırırsa Giresun barosunu ele geçirirler. Bu tür işlere teşvik etmek doğru değildir.
    Madem adalet sağlanacak. O zaman her il de baroların delegeleri gibi milletvekili çıkarsın. Bayburt’un da 5 milletvekili olsun İstanbul’un da. Eğer adaleti sağlıyorsa vekillikte de sağlanmış olur. Hükümet ele geçiremediği etki edemediği odalar için planlar yapıyor. Hiçbir odada nispi temsil yok iken TÜRMOB’a bağlı muhasebe odalarında veto edilmesine rağmen yine çıkarılarak uygulanmaktadır. Sayglarımla

  2. Hasan Kulaksızoğlu dedi ki:

    Emre Bey,
    Ahmet Hocam, üniversiteden dört yıl dersime girdi. Öğretmen adaylarına okumayı, dinlemeyi, konuşmayı ve yazmayı öğretti. Neyi, niçin yazdığını çok iyi bilen biridir. Yandaş yazar olarak nitelendirdiniz ama haksızlık yaptığınızı düşünüyorum. Çünkü çoklu baroyu savunmadı. Geçmişten örnekler vererek baronun siyasallaştığını anlattı. Ahmet hocam çoklu baroyu savunsa idi eleştiriniz de haklı olacağınızı ve yandaş bir yazar olarak ben söyleyecektim. Bundan önce yazdığı yazılarda muhalefetin iktidar olması için proje üretmesi gerektiğini anlattı ama birileri gene yandaş olarak eleştirdi.Çoklu baroya karşı olduğunu nereden çıkardınız. Yazının özeti baronun siyasallaşmasıdır. Siz de baronun siyasallaşmadığını örnekler ile anlatırsanız sevinirim. Zaten bilgilerde eksiklik var ise yetkililer aydınlatırsa özür dileyeceğini söyledi.O zaman ben de şöyle demek zorunda kalıyorum. Siz de ön yargı ile değil anlayarak okumanızı temenni ederim. Selamlar…

  3. EMRE dedi ki:

    sırf yandaş olarak yazdığınız yazının içeriğini anlayarak mı yazdınız? bir köyü kaç muhtar idare edebilir? o zaman siyasi otoriteyi beğenmeyenler de kendi başkanlıklarını kursun!!! savunduğunuz şeyin tutar tarafı yok . maalesef memleketimizde insanların eğitim ve kültür seviyesi hakkaniyet ve olması gereken seviyeye ulaşmadığı için çoklu baro vb şeyler tamamen toplumu bölme ve kutuplaştırmadan başka bir işe yaramayacaktır. siyasi parti ve sendikacılıktan öteye gidemeyen bir fanatizmin kurbanı olacaktır. hukuk ve adalet kurban edilmişti şimdi hisse dağıtımına geçildi. Allah sonumuzu hayır etsin.