DOLAR 6,8660
EURO 7,7486
ALTIN 396,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 29°C
Gök Gürültülü
reklam

Kültürümüzde Fetih Ruhu

Ahmet Yıldırım
1964 doğumlu, Çaykara Kabataş Mahallesinden olup Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde profesör olarak akademik çalışmalarını sürdürmektedir.
29 Mayıs 2020 18:52
756
A+
A-

Fetih bir çok manaya gelebilen ve insanın gönlünde olumlu ve hoş duygular barındıran bir kavram. İki önemli boyutu var fethin. Hem ülkelerin fethi, hem de gönüllerin. Bir boyutu manaya diğer boyutu maddeye bakar. Bundan dolayı pekçok insan böyle soyut kavramları tam anlayamaz ve algılayamaz. İşte bu sebeple fethi, kapalı ve kilitli gönüllerin hak ve hakikate açılmasıyla birlikte güzellik, nimet, hayır ve ihsanlara açılması olarak tarif etmek mümkündür. Fetih erleri alperenlerin piri olarak bilinen Hoca Ahmed Yesevî, bu kavramı gönüllerin fethiyle birlikte daha çok tasavvufî anlamda “Allah tarafından, önceden kapalı olan bilgi ve mârifet gibi zâhir ve bâtın nimetlerinin kula açılması” ve “sâlike zuhur eden ve nefste ilim, ruhta mârifet meydana getiren kemal” şeklinde anlar.

Fetih kavramını biraz daha bilgi verecek olursak fetih, aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’de bir surenin de adı. Tabiûndan Zeyd b. Eslem’in babasından naklettiğine göre; Rasûlullah (s.a.) Hudeybiye seferine çıktığı zaman Hz. Ömer de kendisiyle beraber yürüyordu. Bir ara Hz. Ömer herhangi bir meseleyle ilgili Hz. Peygamber’e (s.a) bir şey sordu. Peygamberimiz ona cevap vermedi. Sonra Hz. Ömer tekrar sordu. Yine cevap vermedi. Üçüncü defa yine sordu, bu sefer de cevap vermeyince Hz. Ömer kendi kendine: “Anası yok olası ya Ömer! Rasûlullah’a (s.a) tam üç sefer soru sordun, hiç birinde sana cevap vermedi” diye söylendi. Daha sonra olanları Hz. Ömer şöyle anlatmaktadır: “Bunun üzerine devemi sürerek halkın önüne kadar ilerledim. Bu olayla ilgili hakkımda te’dip edici herhangi bir âyet inmesinden de korktum. Çok geçmeden bana seslenen bir ses duydum. Korktuğum başıma geldi, diyerek hemen Rasûlullah’ın (s.a.) yanına vardım. Selam verdim. Resûlullah (s.a):

“Bu gece bana bir sûre nazil oldu. Benim için bu sûreüzerine güneşin doğduğu her şeyden (yani dünyadan) daha değerlidir” buyurarak sonra Fetih sûresini okudu.” (Muvatta’, Kur’ân, 4) Bu surenin inmesi Hz. Peygamber’e (s.a) ayrı surur vermişti. Çünkü Allah Rasûlü (s.a) Hudeybiye anlaşmasından sonra Hicretin 6. yılı. Medine’de bir rüya görmüştü. Rüyada Müslümanların umre için Mekke’ye girecekleri gösteriliyordu. Bu bir yönüyle Mekke’nin fethinin rüyasıydı. İşte Allah, Fetih suresinin 27. ayetinde bu rüyanın gerçekleşeceğini bildirmekteydi. “And olsun ki Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size, bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir.” Bir yıl sonra Müslümanlar umre için Mekke’ye gitmişler, ondan yaklaşık bir yıl sonra da Mekke fethedilmişti. Mekke’nin fethi demek diğer fetihlerin kapısının açılması, dünyada daha çok insanın hidayet ermesi demekti. Bütün insanlığın iyilik ve mutluluğunu istemekti. İnsanlığa İslâm nimetinin ulaştırılmasının ilk adımıydı.Zülmün ve haksızlığın berteraf edilip sevgi, huzur, barış, merhamet ve şefkatin her yerde hakim olmasıydı. Bu yüzden bu sûre çok önemli manalar ve mesajlar içermekteydi. Onun için Hoca Ahmed Yesevî, Divan-ı Hikmet’inde altmış yaşında niçin yer altına girdiğini anlatırken bu surenin manasını sorduğunu ve kendi manevi dünyasında neler ifade ettiğini şöyle dile getirir:

“İnna fetehna… “ yı okuyup anlam sordum;

Işık saldı, kendimden geçip cemal gördüm;

Hocam vurup “Sus'” dedi, bakıp durdum;

Yaşımı saçıp, çâresiz olup durdum ben işte. (Hikmet 2)

Daha ilk devirlerinden itibaren İslam’ın doğduğu coğrafyadan başlayıp Kuzeye yani Asya’nın içlerine hatta Orta Asya’ya doğru başlayan istilacı ve işgalci olmayan fetih hareketi, kısa zamanda bu coğrafyanın Müslüman olmasına sebep olmuştur. Bu ruhu Tebe-i Tabiînin ileri gelenlerinden SüfyânSevrî’nin şu cümlesinde görmek mümkündür:

“Türkistan’da ezan okumak Mekke’de namaz kılmaktan daha faziletlidir.”

Müslümanlaşma kısa zamanda meyvelerini vererek Hoca Ahmed Yesevî gibi gönül erleri ve alperenler yetişmesine vesile olmuş, bu gönül erleri bulundukları yerleri aydınlatmaya başlamışlardır. Daha sonra durum öyle bir noktaya geldi ki, bu sefer hareket tersine dönmeye başlamış, bu topraklardan Hoca Ahmed Yesevî gibi yetişmiş olan gönül erleri, alperenler, Allah’ın sevgili kulları, daha çok insanın Müslüman olması için yeni bir futûhatagiriştiler. Artık futûhat meşalesi yakılmıştı. Bu, Asya’dan Avrupa’ya doğru olan bir futûhattı. Birçok gönül eri buralardan kalkarak Anadolu’ya, hatta Balkanlar’a gitti. Bugün adından övgüyle bahsettiğimiz Mevlana CelaleddinRumi, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk ve daha birçok kimse Ahmet Yesevî’nin yaktığı meşaleyi alıp diyar diyar dolaşan ve fetih misyonu üstlenen kimselerdi.

İşte kültürümüzde benimsenen bu fetih ruhu sadece ülkelerin değil gönüllerin fethedilmesiydi. Bu noktada örnek şahsiyetlerden biri olan Hoca Ahmed Yesevî, talebesi Sarı Saltuk’u göreve yani gönülleri fethe gönderirken söyledikleri çok önemli ve bu bakış açısını yansıtmaktaydı. Hoca Ahmed YesevîYayılınız” diyordu. Amma işgalci değil. Yayılınız. Yolunuz tasavvufun ince yolu olsun. Siyasi futûhattan önce gönül futuhatı yapınız. Allah aşkından, Peygamber sevgisinden güç alınız. Yayılınız. Gidiniz. Gönül erlerinin çerağlarını, sesinizin erdiği, ayaklarınızın vardığı yere kadar götürünüz. Dünyayı, her şey bilmeden, helal kazanınız, gönül alınız. Varacağınız yerleri bu anlayışın ışığıyla aydınlatıp ısıtınız. ‘Zikret’ denilen nidaya kulak veriniz. Kuracağınız yeni ocaklar, aşk dükkanlarınız olsun. Hep deriz ya, nefsinizi dünyaya bağlamayınız. Hırs, tamah, kin, haset ve şehvetten sıyrılınız. Gönülleriniz insan sevgisiyle, hoşgörüyle dolsun. Gönüllerinizin Allah’ın evi olduğunu unutmayınız. Biliniz ki, tecelli ortadadır. Hikmetlerimizi dilden dile aktarınız. Onlar Kur’an’a ve hadise dayalıdırlar.”

Bugün bu fetih ruhunu yeniden yaşamak, yaşatmak ve yepyeni fetih ufuklarına seferler yapmaya, aydınlık bir dünyaya ulaşma ihtiyacımız var. Dünyalık menfaatler için insanların birbirini boğazladığı bir dönemde, yalnız ve yalnız insanlığın dünya ve ve ahirette mesûd vemutluluğu için. Allah cümlemizi gerçek fethi yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Amin…

 

Prof.Dr. Ahmet YILDIRIM

 

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

  1. Ali Yıldırım dedi ki:

    Sayın Hocam, yazınızı okurken akademik konumunuza bakmadan okumaya başladım. Her zaman bun konularda bilen bilmeyen ahkam keser buda herhalde böyledir diye düşünmüştüm. Fakat daha birinci paragrafı bitirmeden biyografine baktım. İslami İlimler alanı olunca ve Hoca Ahmet Yesevi’yi de yazınızın esası alınca inanın ikinci defa okudum. Tebriklerimi sunuyorum. Çok özlü ve anlaşılır ve bıktırıcı olmadan bir yazı. Şu anda İzmir’de yaşıyorum. Fakat Baltacılı Mahallesinden olup Asimatoda ikamet ederiz. Nüfusu küçük aklı ve azmi büyük insanların diyarı Çaykara bir ışık pınarı. Hoca Ahmet Yesevi ve tasavvuf yolu daha çok anlatılsa. Ecdadımız bu anlayışa sahip olarak Trabzon’un fethi sırasında Of kazasına İstanbul’dan gelen asker kökenli Kayı oymağına mensuptu. Anlattığınız konunun tüm müktesebatına aşına biri olarak tebriklerimi bir kez daha ifade ediyorum. Aklınıza, elinize ve kaleminize kuvvet niyaz ederim. Sevgi ve saygılarımı Sunarım. (Ali Yıldırım- Pedagog,Sosyolog, İlahiyatçı, Emekli Maarif Müfettişi)