Çaykara Dernekpazarı Çaykara Köyleri Çaykara Köyleri Haritası Çaykara Nerede Uzungöl Çaykara nedir
DOLAR
8,1550
EURO
9,7089
ALTIN
457,33
BIST
1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon
Yağışlı
10°C
Trabzon
10°C
Yağışlı
Pazartesi Hafif Yağmur
12°C
Salı Yağışlı
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
15°C
Perşembe Çok Bulutlu
18°C
reklam

Ahmet Yıldırım

1964 doğumlu, Çaykara Kabataş Mahallesinden olup Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde profesör olarak akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

    Dinin öbür hali ve ahkâmın aklı ahlâk

    31.01.2021 17:04
    A+
    A-

    Konuya bir soru ile başlamak istiyoruz. İnsanın manen mertebe kat etmesinde ilim mi önde gelir yoksa ahlak mı? Sorulsa her halükarda “Ahlak önde gelir” cevabı alınır herhalde. Meselâ inek bir kova süt verir, faydalanırsın. Önünden almazsan o kovayı devirir, sütü döker. Öylesinden nasıl istifade edeceksin?

    Bu yüzden yaşadığımız gezegende insanlığın yaşadığı en önemli problemlerden biri, ahlâkla ilgili sıkıntılardır. Bunun en büyük sebebi ise bir davranışı ahlâkî kılan değerlerin varlığı ve kaynağı konusundaki farklı yaklaşımlardır. Bunun tezahürü olarak değerlerin yer değiştirmesi; iyinin kötü, kötünün iyi addedilmesi; çirkin ile güzelin, fayda ile zararın, hak ile batılın birbirinin yerine geçmesidir.

    Ahlakla ilgili dinî, felsefî ve benzeri alanlarla ilgili çok şey söylenebilir. Bunlar yerine konuya farklı boyutla yaklaşan ve yeni açılımlar getiren Bilge Kral olarak bildiğimiz Aliya İzzetbegoviç’in görüş ve düşüncelerine yer vermek istiyoruz. Onun Doğu ve Batı Arasında İslâm eserindeki ahlakla ilgili görüşleri günümüz açısından önemli, dikkat çekici, derinliği olan ve ihtiyaç duyulan bakış açılarını yansıtması yönüyle üzerinde durulmayı gerekli kılmaktadır. Biz de sizleri onun Doğu ve Batı Arasında İslâm (Klasik Yayınları, İstanbul 2015, s. 150-200 ) adlı eserinde yer alan ahlakla ilgili düşünceleriyle baş başa bırakıyoruz

    Aliya İzzetbegoviç, ahlakı dinin öbür hali olarak tarif ederek düşüncelerini şu şekilde dile getirir: Ahlâk ne fonksiyonel ne de rasyoneldir. “Ahlâk fenomeninin, insan hayatının bir gerçeği olduğu halde, aklî yönden izah edilemeyişinde, din için birinci ve belki de tek pratik delili bulunmaktadır. Çünkü ahlâka uygun davranış ya manasızlıktır; yahut, Allah var olduğundan, manası vardır. Üçüncü şık yoktur. Ya ahlâkı bir peşin hükümler yığını olarak “atmamız” ya da “ebediyetin işareti” olarak vasıflandırabileceğimiz bir sembol denkleme sokmamız gerekiyor. Ancak ve ancak hayatın ebedîliği ve insanın ölmezliği, yani Allah’ın ve bu tabiat dünyasından ayrı bir dünyanın var olması şartıyla insanın ahlâkî davranışının -ister ufak bir menfaatten feragat olsun, ister hayattan feragat olsun- bir manası vardır. İnsan hiçbir zaman ahlâken “tarafsız” değildir. Dolayısıyla o daima ya hakikaten yahut sahte olarak ahlâklıdır veya en çok görülen, her ikisidir. Muhtelif zamanlarda, değişik şekilde hareket edilmiş ve davranılmıştır, fakat her zaman bilgelerle kahramanlar tarafından samimiyet ve hakikat adına, siyasîlerle demagoglar tarafından riyakârlıkla ve menfaat adına adalet, hakikat, eşitlik, hürriyet göze çarpar bir tarzda söz konusu edilmiştir. Mamafih, demagoglarla ikiyüzlülerin, bu sahte ahlâkı da, incelediğimiz mesele bakımından, hiç de daha az ibret verici değildir. Bu sahte ahlâk, bu ahlâk maskesi, adalet, eşitlik, hümanizm kelimeleri kullanılarak yapılan ve asırlarca devam edegelen bu yarış, ahlâk hakikatini kahramanlarla evliyâların ıstırap dolu yüce hayat tarzı kadar açıkça teyit etmektedir.”

    Aliya insan hürriyeti ile ahlak arasında irtibatı şöyle ortaya koymaktadır: “İnsan hürriyeti” mefhumu ahlâk fikrinden ayrılamaz. Hürriyetin reddiyle fikir olarak ahlâk da reddedilmektedir. Fizik için mekân veya miktar ne ise, ahlâk için de hürriyet odur. Akıl mekân ve miktarı idrak eder, ama hürriyeti edemez. Akıl ile her hakikî ahlâk arasındaki ayrılış burada başlar. Buna göre; ahlâk fenomeninin aklî (mantıkî) tahlili, ahlâkı, belki tahlil yapanın kendisini bile hayret içinde bırakarak tabiata, menfaatperestliğe, hodbinliğe irca edecektir. Akıl, yalnız şeyler arasındaki münasebetleri tetkik ve tespit edebilir; ahlâken tasvip veya red mevzubahis olunca, akıl hakikî manada hüküm veremez.

    Aliya ahlakın dine dayanması ifade eder ve bu husustaki görüşleri şu şekilde dile getirir: “Ahlâk, ancak dine istinad edebilir. Ne var ki, ahlâk ve din aynı şey değildir. Prensip olarak ahlâk, din olmadan var olamaz. Tatbikat olarak, ferdî davranış olarak ise, ahlâk, doğrudan doğruya dindarlığa bağlı değildir. Onları birbirine bağlayan şey şu müşterek delildir: Daha üstün başka bir dünya… “Başka” olmasına göre bu dünya dinîdir; “daha üstün” olmasına göre ahlâkîdir. Bu münasebet din ile ahlâk arasında hem karşılıklı bağımlılık hem de bağımsızlık sebebidir. Ahlâk, isteklere ve davranış kaidelerine dönüştürülmüş dindir veya başka bir ifadeyle, insanın istekli davranışı veya Allah’ın varlığı gerçeğine uygun bir şekilde diğer insanlara karşı tavrıdır. Ahlâk, yasaktan doğmuştur ve bugüne kadar yasak olarak kalmıştır. Yasak ise dinidir, hem mahiyeti hem de menşei itibarıyla. Ahlâk denilen şey daima insan tabiatının hayvani içgüdülerine karşı, sınırlandırıcı ve menedici prensiptir. Mamafih, ahlâk bakımından, manasız yasak yoktur. Ahlâk da, insan gibi akıldışı, gayrı tabiî, tabiatüstüdür. Tabiî insan ve tabiî ahlâk mevcut değildir. Tabiatın sınırları içinde olan insan insan değildir; olsa olsa akılla mücehhez hayvandır. Tabiatın sınırlan içindeki ahlâk da ahlâk değil; hodbinliktir, hodbinliğin aklî ve aydın bir şeklidir. Ahlâk tarihinde hemen hemen hiçbir ciddî ahlâk bilimcisi yoktur ki dinle ilgili tutumunu, ya ahlâk prensibinin tesisinde dinin vazgeçilmez olduğunu ikna edici bir şekilde ispat etmekle yahut aynı gayretle bunun tam tersini göstermekle ortaya koymuş olmasın. Ahlâk tarihi, tümüyle dinî ve ahlâkî düşüncelerin sıkı bir şekilde içice geçişinin hikâyesidir. Din, bilgi ve tasdik; ahlâk ise bu bilgi ile ahenk içinde bulunan tatbikat, hayat demektir. Her yerde olduğu gibi bilgi ve tatbikat arasında ayrılık ve tutarsızlık olabilir. “İman edin ve iyi amellerde bulunun” Kur’ân-ı Kerîm’in sık sık tekrarlanan (en az elli defa) bu talebi, insanların tatbikatta birbirinden ayırmak istedikleri şeylerin beraber olması lüzumunu belirtiyor. Bu ayet, din (iman edin) ile ahlâk (iyi amellerde bulunun) arasında tefrik yapmakta ve aynı zamanda bunlarla beraber olmasını istemektedir. Fakat Kur’ân-ı Kerîm ters taraftan da bir bağ kurarak, dinin ahlâkta kuvvetli teşvik bulabileceğine işaret ediyor: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmeden iman etmiş olmazsınız.” (Âl-i İmrân 3/93) Yani imana gel ki iyi insan olasın denmiyor. Tam tersine; iyi insan ol ki iman etmiş olasın. Nasıl imana geleyim, imanımı nasıl kuvvetlendireyim sorusuna cevap şudur: İyilik yap; Allah’ı, tefekkür ederek bulmaktansa, iyilik yapmakla bulmak daha kolaydır.”

    Aliya’nın hakiki ahlak hususundaki şu fikirleri de dikkat çekicidir: “Hakikî ahlâkı, şahsî menfaate aykırı hareket etmek, behemehal şahsî menfaatten bağımsız hareket etmektir. Burada insanı harekete geçiren doğrudan doğruya şahsî menfaat değil; toplum menfaatidir. Ahlâkî davranış daima şahsî olgunluğa dayanır ve iyilik, hakikat ve adalet idealleriyle ahenk içindedir. Kollektif davranış, disiplin esası üzerindedir ve cinayet mahiyetli de olabilir. Çoğu defa ise gayri ahlâkî veya ahlâk dışıdır. Umumî menfaat hiçbir zaman tüm insanlığın menfaati olmayıp, mahdut, içine kapanmış, siyasî, millî bir sınıfa veya bu gruba ait olan bir topluluğun menfaatidir. Bu itibarla kaide olarak neticeleri iyi veya kötü olan şeyler ahlâkî veya gayrı ahlâkîdir. Fakat gördüğümüz gibi hakikî ahlâk, neticelerle hiç ilgilenmez ve bu tutum çok defa davranışın haricî bir ifadesi olan fiilin kendisinin inkârına kadar gider. Hakikî ahlâk, eninde sonunda yalnız niyetleri, maksatları sorar. Böyle olmakla beraber tatbikatta çok defa dinî öğretilere ilgisiz kişilerde ve hatta ateist insanlarda ahlâka uygun hal ve hareketler görülür. Tanrısız ahlâk meselesi, büyük ihtimalle ebediyen tatbikatta tetkiki mümkün olmayan veya herhangi bir tarihî tecrübeye dayanmayan nazarî bir tartışma mevzuu olarak kalacaktır. Çünkü tarih boyunca tamamen dindışı bir tek toplum bilinmediği gibi, benzeri durumla ilgili tecrübemiz de yoktur. Ahlâklı ateist olabilir, ama, ahlâklı ateizm olamaz. Dindışı insan ahlâklı olmasının kaynağı da dindir. Ancak geçmişteki eski bir dindir. Doğrusu, yeni kuşağın sadece ideolojisi yenidir; terbiyesi ise ahlâkî anlayışlardır. Yeni olan sadece plândır. Tatbikatta her sistem, istinat ettiği fikir ve bildirilere benzemekten daha ziyade, onun tatbikatçısı olan kişilere benzer.”

    Aliya İzzetbegoviç’in incelemesi sonunda ahlak ilgili vardığı iki neticeyi bizimle şöyle paylaşmaktadır: “Birincisi; din olmadan, prensip ve fikir olarak ahlâk olamaz; tatbikatta ise, “ahlâklılık” mümkündür. Ne var ki, bu pratik ahlâklılık atalet gibidir ve hareket gücünü veren kaynaktan ne kadar uzaklaşırsa kendisi de o kadar güçsüz kalır. İkincisi; ateizm esası üzerine herhangi bir ahlâk düzeni kurulamaz; fakat ateizm, ahlâklılığı ve bilhassa onun daha basit bir şekli olan sosyal disiplini doğrudan doğruya bertaraf etmez. Bilakis, tatbikata konulup da, toplum teşkil etme teşebbüsüne geçtiği zaman, mevcut sosyal ahlâk biçimlerini mümkün olduğu kadar muhafaza etmeyi faydalı görür. Mamafih, bir gün ahlâklılık prensibinden şüphe edilmeye başlanırsa, onu korumak üzere ateizmin elinde hiçbir vasıtanın bulunmadığı gerçeği de ortadadır. Sırf yararcı, egoist, gayrı ahlâkî veya ahlâkdışı taleplerin hücumu karşısında ateizm tamamen güçsüzdür. Pornografi, “yeni ahlâk” denilen cinsî hürriyet veya cinsî mesuliyetsizlik dalgası, sosyalist ülkelerin sınırlarında zorla, sansürle, yani sunî olarak durdurulmaktadır. Herhangi bir ahlâk düzeni bu dalgaya karşı koymuyor. Bunlar esas itibarıyla insanların şuurunda hâlâ mevcut olan ve iktidar tarafından vazgeçilmez diye devam ettirilen eski ahlâk ölçüleridir. Haddizatında miras olarak kalmış bu ahlâk düzeni veya ahlâkî düşünme tarzı, resmî felsefeyle tenakuz içinde bulunmaktadır ve mantık açısından da sistemin içinde yeri olmamak gerekir.

    Netice olarak denilebilir ki; ahlâk, dinin öbür hali ve ahkâmın aklıdır.

    Prof.Dr. Ahmet YILDIRIM

    Dinin öbür hali ve ahkâmın aklı ahlâk 1

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar
    × YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

    This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.