DOLAR 7,8299
EURO 9,1695
ALTIN 474,62
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 27°C
Az Bulutlu
reklam

Mahkum bir Çaykaralı yüzbaşının ilginç hikayesi

14 Aralık 2019 15:13
16.235
A+
A-

Tarihimizi geniş anlamda kısmen öğrenmeye çalışırız ama mikro anlamda gizli kalmış nice ilginç yaşanmış olaylar vardır günyüzüne çıkarılamayıp unutulmuş, önemsenmemiş… Bu yazıda ilginç ve takdire şayan bir portre, Yüzbaşı Ferhat Ataman’ın hayat öyküsü, romanlara, belgesellere konu olacak gerçek bir yaşanmışlığı derleyıp yazılı hale getirmeye çalıştık.

Ferhat Ataman 1909 Çaykara Şahinkaya doğumlu. Şimdi bilmiyorum ama 1920-1930’lu yıllarda bir sülaleden üç şehit verilmişse o sülaleden bir kişinin askeri okula alındığı ve Ferhat Ataman da bu kontenjandan Istanbul’daki askeri okula alınarak okuduğu ve teğmen rütbesiyle mezun olduğunu öğrendik.
Ferhet Bey, çeşitli kıta görevlerinden sonra 1937’de çıkan Dersim İsyanının bastırılmasında levazım yüzbaşı olarak görev alır. O yıllarda ordu içinde dağlık alanlara ulaşım amaçlı at ve katırlardan oluşan birlikler vardı. Ferhat yüzbaşı bu birliklerde görevliydi. Uzun süre bu dağlık bölgelerde konuşlandılar. Bu atlı birliklerin bakım ve yönetimi zor bir iş, her hayvan için ayrılan yem miktarının ölçüsü aynıdır her öğün bir hayvana bir ölçek verilir. Ferhat Beyin emrindeki askerlerden biri bir sabah hayvan yemlemesini yapmaktadır. Diğer bir yüzbaşının emrindeki hayvanlar da aynı er tarafından yemlendirilirken yüzbaşı, “benim hayvanlarıma iki ölçek vereceksin” diyor. Asker, “Ferhat yüzbaşımın emridir ve ölçü budur” diyerek isteği red ediyor. Bunun üzerine emri yerine gelmeyen yüzbaşı askere hakaretler ederek tokatlıyor. Bilahare görevden dönen askerinin üzgün ve ağlamaklı halini gören Ferhat yüzbaşı “hayrola ne oldu”? Bir an için er yaşananı gizlemek ister, sorun yaşanmasın diye, ama Ferhat yüzbaşı zorlayınca durumu anlatır. Karadenizli hırsı ve aceleciği ile sinirlenen Ferhat bey meslektaşı ve rütbe arkadaşının yanına gider ve kendi emrindeki ere yaptığı hakaretleri sorar. Sorar sormasına ama aynı hakaret ve küfürleri Ferhat beye de yapınca çeker silahını ve arkadaşı yüzbaşıyı vurarak ölümüne neden olur.

Uzun yargılamalardan sonra tahrik indirimi ile Ferhat yüzbaşı 18 yıl ceza alır ve Erzincan cezeevine konur.(1938) Asıl ilginçlikler bu cezaevinde başlar. O dönemde okumuş ve askeri bir eğitim almış birinin cezaevinde dığer suçlular içinde olması ilginç olsa da Ferhat Bey, kısa zamanda cezaevinde hareketleri ve davranışlarıyla öne çıkar. Hapishane ağası değil hapishane abisi olarak görünmeye başlanır. Genç, eğitimli, dinamik haliyle, kendisiyle cezaevinde olan insanlara faydalı olmak ister. Cezaevi savcısı ile konuşarak cezaevinde bugünkü halk eğitim merkezlerine benzer çalışmalar yapılmaya başlar. Cezaevinde olup bir mesleği veya yeteneği olan o mesleği isteyenlere öğretecek. Saz çalabilen birisi saz çalmayı öğrenmek isteyenlere kurs verecek veya okuma yazma bilenler okuma yazma bilmeyenlere öğretecek, K.Kerim bilenler bilmeyenlere kurs verecek, bu ve buna benzer bir dizi eğitim faaliyetleri ile cezaevinini adeta bir eğitim merkezi haline getirilir. Mahkumlar arasındaki sorunlarda ve anlaşmazlıklarda hakem rolü üslenerek herkesin güvenini kazanır.

Artık O cezaevinin abisidir, müdürüdür, savcısı gibidir. Bu faaliyetlerle günler geçerken  1939’da büyük Erzincan depremi olur. Cezaevi nisbeten az zarar görür ama diğer yapılarda durum çok korkunç, o tarihte cezaevinde 214 kişi bulunmaktadır. Ferhat Bey, mahkumları toplar örgütler sabahleyin hep birlikte kurtarma çalışmalarına katılırlar. Hiç bir mahkum kaçmaz. Evleri yakında olanlar akşam eve gidip sabahleyin dönerek kurtarma faaliyetlerine devam ederler. Beş gün içinde yaklaşık bin kişiyi toprak altından kurtararak tarih yazarlar.

Mahkum bir Çaykaralı yüzbaşının ilginç hikayesi 1

Cumhurbaşkanı İnönü beşinci günü Erzincan’a gelir. Valilikte yöneticilerle toplantı yapılır. Kurtarma çalışmaları hakkında bilgi alır. Vali brifing verirken kurtarma çalışmalarında askeri birleklerin ve cezaevi mahkumlarının faaliyet yürüttüğünü anlatır. Tabi o dönem şimdiki gibi AFAD vb. kurtarma örgütleri yoktu. İnönü, “askeri birlikler anladık da mahkumlar nasıl faaliyet yürüttü?” diye valiye sorar. Vali de Ferhat Bey’in organize çalışmalarını anlatır. İsmet İnönü hayretle bir mahkumun bunu nasıl yapabileceğini merak ederek Ferhat Bey’i tanımak ister ve huzuruna çağırır. Kendisini tebrik eder. Yetkisine dayanarak kendisini affettiğini ve isteğinin olup olmadığını sorar. Ferhat Bey, çok sevdiği askerlik mesleğine dönmek istediğini söyler, İnönü, “askerde adam vuran birinin her ne şekilde olursa olsun askeriyeye dönemiyeceğini” anlatır. Bilahare Ferhat Bey Malatya’da Sümerbank fabrikasına müdür olarak atanarak ödüllendirilir. Daha sonra Adana’da Sümerbank‘ta müdürlüğe atanır Hatta Çaykara’dan çok sayıda insanın Adana’ya bu fabrikaya işçi olarak gittiklerini biliyorum.

Mahkum bir Çaykaralı yüzbaşının ilginç hikayesi 2

Deprem sonrası mecliste çıkarılan Erzincan Kanununa bir madde eklenerek kurtarma faaliyetlere katılan 214 mahkum için af kanunu çıkartılır.

Mecliste yapılan tartışmada “bir hafta önce cinayet işleyen birinin bir hafta sonra serbest kalması haksızlıktır” diyenler oldu ve kanunda cezaların 5’te 4’ünün affına karar verilerek sorun çözülür. Ferhat bey 1978 yılında Ankara’da vefat etti. Kardeşleri Şahinkayada bizim amcazadelerimizdir. İşin diğer bir boyutu Ferhat beyin küçük kardeşinin torunu ortaokul sonrası askeri okul sınavlarına girer ve sözlü sınavda “Ferhat Ataman kimdir?” Diye bir soru sorarlar. Cevaben “duymadım tanımıyorum ” demesi çok dramatiktir. Torunun dedesinin bu hikayesini bilmemesi ve geçmişe olan duyarsızlık bizim suçumuz olsa gerek. Belliki askeriyede askerlere anlatılan bir “Ferhat hikayesi” varmış ve derslerde örnek olay olarak anlatılıyormuş.

Hüseyin Ataman

14.12.2019 Trabzon

Not: Bu yazının hazırlanmasında katkı sağlayan Sayın Necdet Durgun beye teşekkür ediyorum

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

  1. Ramazan Özerli dedi ki:

    Nejdet Durgun eczacı mıdır.
    1982/87 arası Kabataş Ortaokulu Fen bilgisi öğretmeniydim

  2. Haldun Hitay dedi ki:

    Böylesine olumlu bir karakteri ve benzerlerini neden sinemaya aktarmazlar ? Tarihimizdeki nice güzel ve yapıcı olayları halkımıza sinema veya dizi film olarak anlatmak iyi olmaz mı ? Varsa yoksa padişah dizileri peşinde bazı kanal ve kişiler.

  3. Refik Marasoglu dedi ki:

    Günaydın. Çok yararlı bilgilendirici bir yazı. Teşekkürler Hüseyin Ataman hocamıza teşekkürler.
    Ayrıca Necdet Durgun abimizin bilgilerini kitaplastirip fasikülleri ne zaman okumaya başlayacağız!

  4. Ömer Öner dedi ki:

    Çok hazin bir hikaye hikaye daha çok geçmişle geleceğimiz arasındaki kopukluk toplum ve bireyler olarak en büyük handikapımız,adeta hafızamız kaybetmiş gibiyız.