ÇaykaraDernekpazarıÇaykara KöyleriÇaykara Köyleri HaritasıÇaykara NeredeUzungölÇaykara nedir
DOLAR
13,5246
EURO
15,4809
ALTIN
789,97
BIST
2.072,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon
Az Bulutlu
4°C
Trabzon
4°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
7°C
Salı Karla Karışık Yağmurlu
3°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
4°C
Perşembe Az Bulutlu
9°C
reklam

Cinler, periler, mayısalar, mezarlıklar, korkular(ağrepsmalar)

13.01.2022 00:29
A+
A-

CİNLER, PERİLER, MAYiSALAR, MEZARLIKLAR,KORKULAR(AĞREPSMALAR)
Elektriğin olmadığı, yolların dar, kargacık, burgacık gecelerin zifiri karanlık içinde olduğu o günleri yaşadık biz.

O günlerde çocuktuk ve köydeki evlerimizde gaz lambalarının, mezirelerde ise ocakta yanan ateşin ışıklarıyla birbirini görebilen ve karanlığa baka baka ve de korka korka uyuyabilen küçücük, ürkek, çaresiz yavrulardık biz.

Ecenileri (cinler), perileri o yaşlarda duyduk, öğrendik. Onlarla korkutulduk. Onlarla başlayan ve onlarla biten yığınla hikaye dinledik. Cinlerin işgalindeki evlerden, mağaralardan uzak durmamız istenirdi hep. Denirdi ki “o ev ecenili”, “o kayalıklarda ecenilerin mahallesi var”, “Eceniler, görünmez” derlerdi ama görünmeyen o cinlerin ters dönmüş ayaklarından, kısa boylarından, ay kadar parlak yüzlerinden de bahsedilirdi. Yeni doğum yapmış kadınların bedenlerine nasıl girdikleri, sütlerini onların emdikleri hararetle anlatırlardı. O kadınlar için; “Ermenas oldu” derler, okuyarak üfleyerek iyileştirirlerdi. Bazı bebeklerin ruhlarını ele geçiren cinler bile vardı. Cinleri olan falcılar da çoktu. Sıkıntısı olanlar o falcılara gider fal baktırırlardı. Cini ya da cinleri olan falcı, parayı alınca kendinden geçer (marazlanır), güya kendini cinlere teslim eder ve anlatmaya başlardı. Konuşan O değil, onun cinleri idi. (bizim köyde cin değil, eceni derdiler.)

Cinleri olan falcı, fal baktıranın; Düşmanlarını, ona kurulan tuzakları, yapılan sihirleri, yazılan muskaları, bunların konuldukları yerleri bir bir sıralardı. Ardından cinlerine (ecenilerine) rica eder muskaları yok ettirir ve sihirleri anında bozardı. Yine her evde Perili hikayeler anlatılırdı. Periler kadındı ve çok güzeldiler. Bir de Perili evler vardı. Tıpkı ecenili evler gibi gece ışıkları yanar, ama bu ışıklar evin yakınlarından görünmez, hep ayın parladığı gecelerde ve uzaklardan görülebilirlerdi. Perili evlerde sofralar kurulur, eğlenceler düzenlenir, horonlar yapılır diye anlatılırdı. Bu anlatımlar anlatana göre değişir, bazen masal gibi keyifli, bazen de kabus gibi korkutucu gelirdi bize.

Sonra, “Mayisa”lar vardı. Bazı yaşlı kadınlar Mayisa olurdu. Anlatılana göre kötü ruhlu bazı yaşlı kadınlar, geceleri tebdili kıyafet yapar, saçlarını açar, taramaz, yüzünü gözünü karalar ve özellikle geceleri başkalarının ahırlarına gider, o ahırlardaki inekleri sağar, sağdıkları sütleri çalarlardı. Özellikle Kiraz ayı (Haziran) Mayisa ayı olarak bilinirdi. Bu ayda, mayisalar sözde yaylalarda gezer, ahır kapısını açamazlarsa, gerektiğinde arahğna (örümcek) haline dönüşür, ahırın kehriz deliğinden kapıları kilitli ahırlara bile girer, inekleri sağarlardı.

Çocukluğumda, özellikle “anaga”lardan (nineler) bu hikayeleri çok dinlerdik. Mayisaların sağdıkları ineklerin, nasıl huysuzlandıklarını, hastalandıklarını ve sütten kesildiklerini anlatırlardı. Ha o Mayisalar, çaldıkları sütlerin hayrını da görmezlerdi. Sütleri ekşir, yaptıkları tere yağları erir, peynirleri hemen çürürdü. Ama yine de Mayisalık yapmaktan vazgeçmezlerdi. Herkes kendi evlerinden Mayisa çıkmayacağından emindi. Ama komşu kadınlardan bazılarının Mayisalık yapabileceğine inananlar da çoktu.

Mezarlıkların gizemini o yıllarda bize çok anlattılar. Karadeniz bölgesinde hemen her evin yanında, yakınlarında bir ya da birkaç mezar olurdu- halâ da var- ama hemen hemen her köyde toplu büyük mezarlıklarda vardı -şimdi de var-. Gizemli olan o büyük mezarlıklardı sanki. Örneğin Raşi mezarlığı (Şahinkaya köyünde) en çok hikayeleri olan bir mezarlıktı. Yatsı ezanından sonra o mezarlıktan geçilemezdi. Geçmek yürek ister”. Öyle denirdi. Korkutucu hikâyelerin çoğu orada yaşanmıştır denilerek kulaktan kulağa duyulan, yaşayanları belli olmayan hepsi de geçmiş yıllara ait hikayeler anlatılırdı. Mezar başlarında Kur’an okuyanlar, mezarda yanan ışıklar, duyulan inlemeler, ağlama sesleri (miroloyizmalar), mezarlar arası konuşmalar, kefeniyle dolaşanlar, şenlik yapanlar, oturanlar, yol üstünde upuzun yatanlar gibi akla mantığa sığmayan, tamamı hayal ürünü hikayeleri dinleyenlerin kafaları şartlanır ve ağreps olur, (ağreps olmak: çekinmek, ürkmek, tiksinmek, korkmak anlamlarında kullanılan yerel bir tabirdir) mezarlıktan geçemezlerdi.

Ağreps olmak, evlerde de yaşanırdı. Özellikle çok eski evlerde (100-200 yıllık olanlar. Daha eskisi hiç yoktur). Cinler, periler ve geçmişte yaşamış olanların ruhları hep bu evlere gelir gider diye anlatırlardı. Bu evler bize kadınların ve çocukların yalnız başına kalmaktan ağreps oldukları evler olarak gösterilirdi.

Şimdi ne o evler var, ne kargacık burgacık yollar, ne de karanlık avlular. Cinler, periler uğramaz oldular artık. Mezarlıklar gece gündüz ışıklar altında hep aynı. Sessiz ve sakin.

ÖNEMLİ NOT
Bu yazılanların tamamı, bölgemizin insanı tarafından aynıları veya benzerleri bilinen, anlatılan, maalesef bazılarınca da halâ inanılan saçma sapan hurafelerdir. Bana göre anlattıklarımın hiçbiri, gerçekte hiç yaşanmamıştır. Amacım bir şeyleri sorgulamak, yargılamak, methetmek ya da aşağılamak değildir. Çocukluğumda ve ergenlik yıllarımda başkalarının sohbetlerinden duyduklarımı, bana anlatılanları ve kulaktan kulağa aktarılanları hafızamda kaldıkları şekliye, bizden sonra gelecek olanlara anlatmaktır. Yazdıklarımın eksikleri veya yanlışları olabilir. Yolların geniş olduğu, sokak lambalarının ışıl ışıl yandığı, farklı hareketliliklerin yoğun yaşandığı bu zamanda bu hikayelerden bahsedilmiyor artık. Bunu düşünerek geçmişten günümüze bir not düşmenin zararlı olmayacağını düşünerek yazdım. Yazdıklarımdan ağreps olmadım. Ama içimden miroloyis ederek yazımı bitirdim.

12.01.2022
NACİ ALTUNCU

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

  1. Ali AYDIN dedi ki:

    Naci bey yazınız kısmen güzel eskilere götürdü bizi lakin burada anlatılan eski mevzular kısmen doğru ama %80 i eklenmiş abartılmış olarak bize lanse edildi. Cinler vardır Kur’anda sabittir. Cinler sizin de yazdığınız gibi falcılar ve muska-büyü yapanlar tarafından kafir olanları kullanılmaktadır başka türlü o büyünün tesir etme şansı yoktur. bu mevzularla ilgili sıkıntı yaşamış biri olarak yazıyorum. Tamamına hurafe masal diyemeyiz.
    saygı ve selamlar.

  2. Naci Altuncu dedi ki:

    Nuri Bey. Ben geçmişte yaşadıklarımı anlattım. Hiç bir cümlemde yargılama, küçümseme, kınama ve özellikle inkar bulamazsınız. İnkar sonucunu nereden çıkardınız anlamadım. İnkar edenler ya yazmazlar, ya da bu yazılanlardan rahatsız olurlar. Takdir sizin. “Aydın”a yakışan eleştirinizi okuyucular anlayacaktır.

  3. Numan Ertugrul BABAROGLU dedi ki:

    Kalemine sağlık, kendinle beraber bizide cocuklugumuza götürdün, sen yazarken biz olurken miroloyis ettik. Saygılar
    Numan Babaroğlu

  4. Nuri GÜR dedi ki:

    “Mayisanun yayuği” gibi bir yazı olmuş. Geçmişi inkar etmek insana birşey kazandırmaz. Cahilane yazılmış yazınızı da, çok güzel ve gerçek bir makaleymiş gibi bu yazıyı yayınlayan Çaykara gazetesini de kınıyorum.

    1. Naci Altuncu dedi ki:

      Nuri Bey. Ben geçmişte yaşadıklarımı anlattım. Hiç bir cümlemde yargılama, küçümseme, kınama ve özellikle inkar bulamazsınız. İnkar sonucunu nereden çıkardınız anlamadım. İnkar edenler ya yazmazlar, ya da bu yazılanlardan rahatsız olurlar. Takdir sizin. “Aydın”a yakışan eleştirinizi okuyucular anlayacaktır.

      1. Nuri GÜR dedi ki:

        “Bu yazılanların tamamı, bölgemizin insanı tarafından aynıları veya benzerleri bilinen, anlatılan, maalesef bazılarınca da halâ inanılan saçma sapan hurafelerdir. Bana göre anlattıklarımın hiçbiri, gerçekte hiç yaşanmamıştır”

        İnkâr etmek nedir?

        Yazınızı okuyan gençler size inanabilir lakin orta yaş ve üzeri olan ve hayatının uzunca kısmını köyde geçirenler yazdıklarınızın bir çoğunu direk veya dolaylı şekilde yaşamıştır.
        Sizin saçma sapan dediğiniz çin ve peri hikayelerinin oluşum sebepleri ve maruz kalınan ortamlar eski insanlar tarafından detaylı bir şekilde tespit edilmiş ve belirlenen tedbirlere bilerek veya bilmeyerek uymayanlar türlü sıkıntılara maruz kalmışlardır.
        Bugün astrologlara inanıp, falcıları yalancı ilan etmek diye bir hezeyan var,
        Cin ve perilerin insanlar ile olan temasını inkar edip psikoloji ve psikologlardan medet ummak diye bir başka hezeyan var.

        Aydın olmak, entellektüel olmak veya entelijansiya olmak. Bunların hepsi geçmişi o günün değerleriyle ele alıp bugün ile birleştirmektir diye düşünüyorum.

  5. AHMET OZBILGI dedi ki:

    Naci Altuncu:Ne kadar guzel yazmissin.Eline,yuregine saglik.Keyfle okudum.Bizler de buna benzer seyler yasadik.Babamizdan buyuklerden aynen o hikayeleri dinledik.Ben de Sahinkaya’da basimdan gecen bir yasamisligi daha once sitemizde kaleme almistim.Ozellikle yore agziyla kullandigin sozlere bayildim.Tesekkurler.Selam ve sevgiler…