Şubat-Mart, altmışlık, yetmişli yıllar.. Habu kucuk ayi demek sikintilarun beyuduği ay demektur. Ahğbin taşimak bu ay toprak kaldurmak bu ay. Siğirlarun, koyinlarun doğirduğu ay bu ay. Usteluk, otlar lahusaplar, yapraklar yetse. Şinek’ten Koftali’dan ot taşimak olmasa. Bu işler hiç bişe değil. Usteluk Remezan. Ey kurban olduğum Allahum. Bu mubarek günlerde...
Ocak ayı (zemheri ayı) bir Çarşamba günü… ANAMUN BİR GÜNİ Üç günden beri kar yağayu. Dün kürekle açtuğumuz yollar yeniden kapandi. Zemheri ayi da tam zemheri ayi. Soğuk, furtuna, üç günden beri alacak canumuzi. Allahuma güç gitmesun -ha nedur bu ğezep, ne asiluk ettukta habu kadar zor günler geçiruyuruk. Yineda...
Altmışlı, yetmişli yıllar… Hacca gitmek farz, hacıları yolcu etmek sevaptır. Önceden hacca gitmek kolay değildi. Kota yoktu ama hacca gitmek zengin işiydi. Zengin derken, hac farz oldu denecek durumda olanlar gidebilirdi. Her köyden veya şehirlerdeki her mahalleden hacca gidenlerin sayısı 2-3, bilemedin iki elin parmak sayısı kadar insan olurdu. Karı...
Altmışlı yıllarda düğünler Çaykara’da çok yaygın olan bir diyalogla başlayayım. – Nere gideyusun ? – Duğuneee !!! – Nerden geluyusun? – Du-ğun-den. Düğün şenlikti o zamanlar. Yemeli içmeli, atmalı, oynamalı, horonlu, atışmalı. Neşeli, muhabbetli. Kız istemesi, uyması (söz kesmeye “uyma” denirdi.) Düğün alış verişi, gelin hazırlama, kız evine sandık getirmek,...
Yedi ya da yediye; bizim kültürümüzde düğünden yedi gün sonra, damadın kız tarafıyla ilk görüşmesinde yapılan buluşma şenliğinin adıdır. Bu yedi gün mutlak bir zaman değildir. Görüşme ve şenliği, 3-5-7… hatta 10 gün sonra bile yapılırdı. Düğün yapılır biter. Gelin yeni evine tam olarak yerleşir, yeni yaşama ve yeni çevresine...
Yaşamıma dokunan en büyük insandı benim için. O, bizim için bir yol gösterici, çok baskın bir duayen, okul görmediği halde sosyalleşmeyi başarabilmiş, ufku hep ileriye açık olan bir aydın, Cumhuriyet değerlerini özümsemiş bir Cumhuriyet adamı ve Erdal İnönü’nün “Aslan Sosyal Demokrat” dediği o güzel insanlardan biriydi.. Ama her şeyden önemlisi....
( 60- 70 ve 80’li yıllar ) Çaykaralı yıl 12 ay çalışır. Tarla demez, çayır demez, ahır demez hepsini çeker çevirir. Çaykara’nın köylerinde yaşayanlar yıl 12 ay üretirler ama pazar değeri olan ürünleri çok olmaz. Mısır satmazlar, ürettikleri mısır zaten kendilerinin ihtiyacını ya zar-zor karşılar ya da karşılamaz. Seksenli yıllara...
Otuz yaş altında olanlar çok bilmez “sahatçi” ne demektir, ne iş yapar. Sahatçilik bir meslek midir, nedir, ne değildir? Ama eski kuşaklar 50, 60, 70, 80’li yılları yaşayanlar çok iyi bilirler. Sahatçi yerel bir deyiştir. Saat tamiri yapan ustalara verilen bir zanaat unvanıdır. Saatçi, saat tamiri yapan kişi olmakla birlikte;...
Başlıktaki seslenişi ben hiç duymadım. Çünkü çocukluğumda kalaycı gördüm ama seyyar kalaycı görmedim. Bizim köyümüzde çok kalaycı da yoktu zaten. Kalaycılık daha çok ellili altmışlı ve yetmişli yılların mesleği idi. Bakır kapların mutfakta çok yoğun kullanıldığı o dönenlerde, bakır kaplarda pişirilen yemekler lezzetli olurdu ama kalaysız bakır kaplar insan sağlığı...
Hızarcılık, bu memlekette meslekti. Hızarın ne olduğunu herkes bilir hızarı tanır ama hızarcılığın meslek olduğunu yaşı altmış -yetmiş aralığında olanlar bile zar zor hatırlarlar. Seksenli yıllara kadar her köyde hızarcı vardı. Odun motoru, atölye hızarı olmadan önce tahta, kiriş, kereste yapmak için kulanılan aletlerden en önemlisi hızardı. Hızar, iki usta hızarcı...
(Emeğin; Sendikasız, örgütsüz, sözleşmesiz, ve grevsiz iktidarı) Emek değerlidir. Emeğin en değerli olduğu yerlerden biri de Çaykara’dır. Çaykara’da yaşayan ve emeği ile geçinen insanlar verdikleri emeğin karşılığını tam olarak isterler ve de alırlar. Çaykara köylerinde başkasının işlerini ücretle yapmanın adı “yevmiyecilik”tir. Nedir bu işler? Bu işlerde kimler çalışır, hangi işi...
Yetmişli, seksenli yıllar… Köyde büyüyen her kızın 12 yaşından itibaren hayalidir “şehere kocaya gitmek.” İlkokulu bitirip yatılı okuyabileceği bir okulu kazanamadığında veya büyükleri “ilkokulu bitirmek kız çocuğuna yeter” deyip ortaokula göndermezse her kız çocuğu için tek yol kalır, kocaya gideceği günü beklemek. Köylerdeki kızlar şehire kocaya gitmeyi düşünür, şehirli olma...