ÇaykaraDernekpazarıÇaykara KöyleriÇaykara Köyleri HaritasıÇaykara NeredeUzungölÇaykara nedirWhatsApp Link Oluşturma
DOLAR
32,5805
EURO
34,8346
ALTIN
2.418,98
BIST
9.645,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon
Parçalı Bulutlu
26°C
Trabzon
26°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
29°C
Perşembe Az Bulutlu
23°C
Cuma Çok Bulutlu
17°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
reklam

Hayat ve İki Boyut

26.05.2023 00:41
A+
A-

Hayat, içerisinde milyonlarca sır saklı bir zaman tüneli. Çocukluk; hayatın en heyecanlı güzel sorumsuz ve eğer dünyada mutluluk varsa, bu mutluluğun tanımını bulduğu bir dönem. Genelde ciddi manada hasta olmazsınız, ciddi rahatsızlıkları görmezsiniz, başkaları ölür ve siz ölümlerin farkında bile olmazsınız.

Gençlikle sorumluluklar başlar. Sırtınıza hayatın ağırlığı çöker, yaş ilerledikçe.

Birde bakmışsınız ki anne baba oldunuz ve sorumluluğunuz katlanarak devam eder. Anneniz babanız eğer yaşıyorsa, yaşlanmış bakıma ihtiyaçları vardır. Siz bu sorumluluklar içerisinde, değirmenin taşında ufalanıp una dönen mısır tanesine dönersiniz. Ve görürsünüz ki yaşadığınız süre içerisinde önünüze çıkan engeller bitmez, artarak devam eder.

İşte bu noktada anlarsınız ki gücünüz olduğu müddetçe bu sürecin içinde olacaksınız. Dolayısıyla güçlü kalmaya ve mutlu olmaya çalışacaksınız. Artık tecrübe kazandınız ve hayat nehrinde en tehlikeli sularda usta rafting yapanlar gibi özgüvenle bir müddet devam edersiniz. Zamanla yaşlanıp gücünüz azalır ve daha sakin bir hayata meyledersiniz.

Bu noktada sizin en büyük mutluluk kaynağınız; bu süreçte edindiğiniz doğru ve kıymetli dostluk, arkadaş ve kardeşliklerdir. Hayat mücadelenizde verdiğiniz doğru, haklı kararlar, insan ilişkilerinde kazandığınız gönüller de sizin mutluluklarınız olur. Dininiz milliyetiniz kültürünüz mutlaka sizi yontar. Fakat “İYİ BİR İNSAN OLUP” saygı sevgi gördüğünüzde de çok mutlu olursunuz. Hayatınız boyunca, ailenizde, yanınızda ve gönlünüzde biriktirdiğiniz insanların doğruluğu, ahlakı, adaleti, merhameti, sadakati, kültür ve bilgi birikimi sizi oldukça mutlu ve bahtiyar eder.

Bu hayatın bir başka boyutu da vardır ki, değiştiremezseniz, uzak duramazsanız ve sizi oldukça mutsuz eder…

Bu boyuta girdiğinizde, toplumumuzda Mankurt, kemik peşinde koşma kavramlarının teknoloji ile küreselleşen dünyada yeni bir adlar aldığını görürsünüz. Maskeli balo ve trollerle bir arada yaşamak zorunda kalırsınız. Bu boyutta bütün değerler yozlaşmış ve kullanıma açıktır.

İnsanı, kişiliği, karakteri, ahlakı, dini, vatan sevgisi, ülke hukuku kısacası bir şey frenleyemiyor. Sonuca giden her yol mubahtır anlayışını ortaya koyan Machiavelli (Makyavel)’e rahmet okunuyor.

Bir oy için, hakaret, küfür, sövgü, saldırı, tehdit her şey yapılıyor. İnsanın en kutsal değeri inancına, mensubiyetinin kutsiyetine müdahale ediliyor. Bütün değerler bir oy için mi ayaklar altına alınır? Hayır, oy değil. Hırslarına yenilen insanın harekete geçiş anı yaban olunca, haram, zulüm ve iftiraya sarılması ve ardından sorumluluğuna katlanılamayacağı düşüncesi. Haktan şaşan güç çılgınlığı, insana daha zelil durumları yaşatır.

Kendinizde gördüğünüz aldanma ve günah işleme özgürlüğü hakkını, başkalarına tanımazsınız.

Kendi niyetlerinizi kutsallaştırıp, başkalarının, okuduğunuz niyetlerini şeytanlaştırırsınız. Sorgusuz sualsiz yargılamadan mahkûm edersiniz insanları. Ömür vererek, dirsek çürüterek aldıkları diplomalara, dedelerinden veraset yoluyla kalan servetlere çökersiniz. İnsanlar aldatılmış ve hala da farkında değiller maalesef. Diğer insanlara zulmedilirken sustular, işbirliği yaptılar maalesef. Siz onlarla ve başkalarıyla kutsal ittifak kurarak iç dengeleri lehinize döndürdünüz maalesef. Yurt dışında, ekonomik cambazlıklarla aldığınız güçle, basın yayını tek notalı enstrümana döndürdünüz maalesef. Onlara ülkeyi parsel parsel peşkeş çektiniz maalesef. Ama suç kanunla belirlenir, şahsidir ve geriye doğru işletilemez.

Ve Müslüman, Müslümana zulmedilirken alkış tutulur ülkemde. Aklıma Orta Doğu ülkelerinde “Allah Allah” diye haykıran iki tarafın, birbirini boğazlaması geliyor.

Kapitalizmin acımasızlaştırdığı ekonomik şartlarda aşırı fakir ve aşırı zengin hale getirilen, toplumdaki adaletsizliğe Müslümanların alkış tutması, insanın merhamet duygusunu köreltiyor.

İnsan, durmalı, durulmalı, kenara çekilip yumrukları arasına almalı beynini. Hırslarını en kuvvetli kelepçelerle dizginlemeli. Duygularını akıl süzgecinden geçirmeli. Akıl yürütmeli, aklını kullanmalı. Hakkına kanaat etmeyen insan, başkalarının hakkına musallat oluyor. Nefsini terbiye edemeyen insan her hayvanın bedenine bürünüyor.  Yüce yaratanın “eşrefi mahlûk” diye ifade ettiği insan, yine onun ifadesiyle “esfele safilin, yaratılanların en aşağılığı oluyor.

Sonuç adaletsiz, hukuksuz, zulmün hükmünde, huzursuz, mutsuz cinnet geçiren sağlıksız bir toplum. Yunus Emreleri Hâce Bektaşileri, Mevlanaları çıkaran bu toplumda onlardan bir zerre dahi bulamamak ne acıdır.

Kendimi ve benim gibileri yel değirmenlerine saldıran Donkişot’a benzetiyorum. Sayımızın çok az olduğunu biliyorum. Bu beni şüpheye sevk ediyor, güçsüz kılıyor, korkutuyor. Tarihten kendime güç bulmaya çalışıyorum. Hz İsa’ya peygamberliğinin üçüncü yılında 12 kişi inanmıştı. Hz Yunusa peygamberliğinin 33. yılında 2 kişi inandı. Peygamber efendimizin cenazesi 3 gün bekletildi. İmam Ali ve cemaat 16 kişi olarak cenazesini kıldı.

Kürşat 40 kişi ile İstiklale kalkıştı, Kutluk Kağanın yanında 16 kişi vardı. Atatürk Samsuna kaç kişi ile çıktı?

İmamı Azam mücadelesini kaç kişi ile verdi. Tek de olsa ölümü pahasına bütün makamları elinin tersiyle ile itip işkence sonucu öldürüldü.

Çoğunluk haklılık anlamına gelmez tabi ki. Doğrular dünya kurulalı hep azınlıkta. Çoğunluk bir uyum ortamı için yol haritası çizebilir ancak.

Haftada, ayda, yılda bir kitap okumayan bir toplumdan ne istenir ne beklenir hangi sonuç umulur? TV kanallarının toplumun yüzde 60’ını yönlendirdiği bir ülkede, saygı, sevgi empati, beklemek fanteziden ileri gitmez. Karşı fikirdeki gazeteci, siyaset ve din adamları sokaklarda dövülür. Egoizm menfaatçiler, cehaletin, kaba kuvvetin, hakaretin sövgünün değer gördüğü bir toplumda din nerededir? Bunu da sorgular duruma geldik. Deizm’in tavan yaptığı bu noktaya nasıl geldik. Bilimsel çalışma konusudur. Baş kapatıp, sakal bırakmayı, namaz kılmayı İslam zanneden toplum; yalandan, hırsızlıktan, torpilden, zulümden rahatsız olmayan bir din toplumuna dönüştük. Baskı saygısızlık istismar din ile nasıl bağdaştırılır?

“Sizler inanmadıkça cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” ölçüsünün neresindeyiz?

Yüce yaratan “ol deyince” olur.  O halde neden ol demiyor. İnsana yüklediği göreve, insan ne denli uyacak, hizmet edecek, ne kadar sadık kalacak? Esas sınav bu. O halde doğru olmak, doğrunun yanında olmak, yanlışa karşı çıkmak, ahlak mücadelesini vermek IYİ İNSAN OLMAK, mesele.

Yani İslam dini sevgiye kardeşliğe çok büyük önem veriyor ve en üst seviyede tutuyor. Hatta kâmil manada iman etmenin şartı olarak, görüyor. Müslümanların aralarındaki bağların çok güçlü olması üzerinde duran İslam dini bu yönüyle mutluluğun sırrını veriyor.

Müslümanın Müslümana kanı, canı, malı, ırzı ve şerefi haramdır. Müslüman, İslam’ın kurulmasında olan bu değerleri çiğneyemez. Çiğnerse orada zulüm var demektir. Haksız yere bir insanı öldürmek, malını almak, ırzına ve şerefine dil uzatmak Allah’ın gazabını çeken büyük suçlardandır.

Hiç alakası olmayan kişilerin zulüm yani mülakatla hak edenlerin önüne geçmesi beni mutsuz ediyor.

Ülkemi, tarihimi, kültürümü, coğrafyamı, medeniyetimi seviyorum. Ama hayatın bu boyutunda gördüğüm yanlışlar, yaşadığım ekonomik sıkıntılar, arkadaşlarımıza bize yapılan haksız ve hukuksuz uygulamalar beni mutsuz ediyor.

Sabah trafikte mutsuzum. İşimdeki kuralsızlıklardan mutsuzum. Arkadaşlarımın doğru bildikleri halde doğruyu ifade etmemelerinden dolayı mutsuzum. İnsanların bir şey bilmeyip çok şey bilmelerinden ve bunların sosyal yaşantımda karşıma çıkmalarından mutsuzum. Yolda, dolmuşta, camide, çay ocağında, hastanede, alışverişte kaba ve anlayışsızlıklardan dolayı mutsuzum.

Din, milliyet siyasetinden mutsuzum. İnsana, hayvana, çevreye değer verilmemesinden mutsuzum.

Kısacası ben cinnet geçiren bir ülkede yaşıyorum. Tek başına mutlu olmam akla ziyandır. Bu cinnetin bir parçasıyım.

20.05.2023    Hanefi Çatal.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

  1. Yasin dedi ki:

    Kıymetli abim, şu an yaşadığımız durumları çok güzel ifade etmişsin. Kalemine ve yüreğine sağlık.