DOLAR 6,0506
EURO 6,7551
ALTIN 247,7
BIST 85.288
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 23°C
Parçalı Bulutlu
reklam

Kuşmer Çürük Çayırı’nda onbaşı olmak

02.Ocak.2019 12:30
2.405
A+
A-

“Kuşmer Yaylası Çürük Çayırı”, Şur (Şahinkaya) köyü yayla çayırının adıdır. Her yıl Temmuz ayının otalarında biçilir. Temmuz ayının Çaykara’da ki yerel adı, Çürük ayıdır. Bu nedenledir ki Şur’lilar yayla çayırından bahsederken, kısaca “Çürük çayırı” ya da “Çürük ortası” derler.

Kuşmer yaylası, 373 hanenin satın aldığı ve ortak mülk olarak kullandığı yayladır. Bu yaylanın özgün kuralları ve yasa gücünde gelenekleri, görenekler ve yaptırımları(cezaları) vardır. 373 hisseli ortak çayır hisse sahipleri tarafından ortaklaşa biçilir ve otu eşit olarak paylaşılırdı. Bu 373 hisse, bu güne kadar hiç değişmedi. Değişmeyecek de. Bu hisseler alınamaz, devredilemez, satılamaz. Bu nedenledir ki; Çürük Ortası geçmişten günümüze kalan, bir kültür mirasıdır.

Kuşmer Çürük Çayırı, bölgede yaşatılan bir büyük imeceydi. Köy gençlerinin buluşma yeri ve zamanıydı. Aynı zamanda bir şenlikti, karnavaldı. Paylaşmanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın en geniş alanıydı. Sevdaların, türkülerin, horonların, seyirlerin vesilesiydi, bahanesiydi. Gençler için güzel giyinmenin, süslenmenin, her yılının modası giysilerini görücüye çıkarmanın zamanıydı, bir bakıma podyumuydu. Kuşmer Çürük Çayırı sulanan, bakılan, korunan bir çayırdı. Kesilme zamanı geldiğinde listeler güncellenir, yayla için yapılan ve yapılacak masraflar ortaya konur, masrafların karşılanacağı kalemlere göre rayiç bedeller belirlenir, listeler her mahallenin on başısına teslim edilirdi.

Köyün sekiz mahallesi vardı ve her mahallenin bir sorumlusu olurdu. O sorumlunun unvanı da “onbaşı” idi. Onbaşı’lık parasız yapılırdı. Gönüllülük esasına dayalı bir görev idi ama herkesin talebi de kabul edilmezdi. Okuması, yazması ve hesabı daha iyi olanlar tercih edilirdi. Onbaşı olmak her şeyden önce güvenilir ve adil olmak demekti. Sözü dinlenen, idareci, saygın, otoritesi kabullenilen kişi demekti. Hele gençken, hele hele bekarken onbaşı olmak; artı caka demek, hava demek, bekar kızların gözdesi olma şansını yakalamak demekti.

Çayırın kesileceği tarih, köyün ihtiyarları tarafından çayırın olgunlaşmasına bakılarak belirlenir ve tarih bir hafta- on gün önceden açıklanırdı. Çayır kesilme tarihinden 1-2 gün önce köyden gençler topluca yaylaya gelirlerdi. Bu gelişe”Kalabalık geldi” denirdi. Çayırdaki sekiz mahalle, köydeki mahalleler paralelinde oluşturulurdu. Mahallenin Çürük çayırındaki adı “pardiya”(vardiya) idi ve her pardiya köydeki mahallenin adıyla anılırdı. Paradikoz, Silandoz, Kaban, Fosiya, Feğmenos, Bobayros-Şahinli, Zurduğli-Çamur Mahallesi, Kamali-Zoroş, Hadi Pardiyaları sekiz mahalleyi oluştururdu. Çayır kesilmeden onbaşılar ve bilirkişi olarak bilinen kişiler bir araya gelir ve çayırın o yılki durumuna göre hak geçmeyecek şekilde çayırı bölerler, kura çekerek o yıl ki pardiyaların kesecekleri yerlerin sınırlarını işaretlerdi. Çayır dört bölümden oluşur ve her bölüm bölüşüldükten sonra kesilir, bağlanır, otu dağıtılırdı. Bir bölüm bitmeden diğer bölümlere geçilmezdi. Birinci bölüm Kocakarı çayırı idi. Genellikle “kalabalık” yani gençler gelmeden yaylada bulunanlar tarafından kesilirdi. Bu çayır dörde bölünür her bölüm iki pardiyaya birlikte verilirdi. İkinci bölüm, Orta Çayır, üçüncü bölüm Gavur Kulesinin dibindeki Ortak Çayır, son bölüm ise Aşağı Çayır idi. Her pardiya 46 haneden oluşurdu. Bazı hisseler yarım hisse idi. Yarım hisse yayla satın alınırken, yarım hisse parası ödeyen bir kaç haneye aitti. Listeler yapılırken hisse sahiplerinin adlarıyla yazılırdı. Her hissenin karşısında; Köy Hanesi, Yayla Hanesi, Sığır sayısı, Koyun Sayısı sütunları vardı. Yani köyde evi var mı, Yaylada evi var mı, sığırı, koyunu kaç tanedir? Hepsi yazılırdı. Bunların her yıl belirlenen rayiç bedelleri olurdu. Onbaşı o rayiç bedellere göre herkesin ödeyeceği parayı hesaplar ve hissenin otunu alandan, para tahsilatını yapardı. Onbaşı her hisse için bir kişinin çayıra gelmesini takip eder ve sağlardı. Gelmeyenleri uyarır varsa mazeretlerini niçin kabul ettiğini herkese açıklardı. Mazeretsiz gelmeyenlerin otu verilmezdi. Hisse temsilinde kadın erkek eşit tutulurdu. Erkekler tırpanla iyi kesseler de kadınların ot bağlaması en az o kadar değerliydi. Kesilen ot kurutulduktan sonra bağlardı. Yapılan bağa “ğorom” ya da “deste” denirdi. Ğorom daha küçük olurdu.(46 deste yapılamayacak durumlarda (Ğorom) yapılarak dağıtımda eşitlik sağlanırdı.) Deste ise ortalama 15 kg. ağırlığında olurdu. Bağlanan desteler sırayla dizilir, dağıtılırdı. Otlar sırtla yaylaya taşınacağından boş gitmemek için günlük dağıtım yapılırdı. Onbaşı , herkesi dağıtılacak otların başına çağırır , dağıtımdan önce desteleri bilirkişi durumundaki kadınlara kontrol ettirir, zayıf kaldığı belirlenen desteler olursa onlara takviye yaptırırdı.

Ot dağıtımı isim okunarak yapılırdı. İsmi okunan otunu kenara çeker, taşımak için yükünü yapmaya başlardı. Ot dağıtımı hep aynı sırayla yapılmazdı. Bir gün baştan sona doğru, diğer bir gün, sondan başa doğru liste okunduğu gibi, bazen de Onbaşı, orada bulunun küçük bir çocuğun gösterdiği desteden itibaren sırayla dağıtmaya başlardı. Tabi bu arada muhabbetler, esprili konuşmalar, yakınmalar, laf atmalar dert yakınmalar… Onbaşıya bozuk atmalar, sitemler. İtiraz etmeler de olmaz değildi. Ama dağıtım bitince hepsi biterdi. Otunu alan gençler horona, 35 yaşın üzerindekiler eve giderlerdi. Her Çayırın başında bir “Horon düzü” vardı. Horon düzüne geldiğinde delikanlılar, kızları durdurur, oturturdu. Önce “e vay beni” (karşılıklı iki ekibin kol kola girerek, bir konu ile başlayan ve bir çok konuyu türküye dökerek karşılıklı paslaşarak koro halinde yapılan türkü atışması) yapılır, erkek horonu oynanır, sonra kızlar horona kaldırılırdı. Kızlı erkekli birlikte horon yatsı namazına kadar yapılırdı.

15, zaman zaman da 18-20 gün süren bu horon festivali Çürük Çayırı kesiminin bitimiyle son bulur, “Kalabalık” köye dönerdi. Kalabalığın yaylaya çıkması da, köye inmesi de ayrı birer şenlik demekti. Bir başka yazımda o şenlikleri de yazabilme ümidiyle……

Naci Altuncu Eğitimci- Yazar

YORUMLAR
× YASAL UYARI ! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

  1. Emrah turan dedi ki:

    çok güzel anlatmissin hemşerim de çürük çayıri felan eskiden bizimdi şimdi tapulu arazimize coreklendi devlet.once mahalle yapacağız dediler yalandan numara verdiler sonra bizi tapulu arazimizde hirsiz yerine koyup imar barışı dediler kendi arazimizi tekrar bize sattılar.yakinda emlak vergisi,suyu da paralı yapacaklar.caykara çok garip gulermisin aglarmisin.muhtar ismi lzm değil o zamanlar yaylamiz hizmet alacak diyordu.yaylaya ortaklaşa cukkalayarak bent bile yaptılar.taskin yapıyordu yayla evleri su altında kalıyordu bahaneleri buydu.oysa kusmerin tarihinde su taskini diye bişey yoktu.garip zavallı yaylamiz bu kafalar yuzunden pic olup gitti.